Kavga değil, karikatür

Ordunun, yargının, bürokrasinin, üniversitenin ve bazı basın organlarının “devlet elden gidiyor, Cumhuriyet tehlikede, Şeriat kapıda” gibi basit cümlelerle ifade edilebilecek endişelerini ciddiye alalım ve bu endişelerin içinde ne derece isabet barındırdığına dikkat kesilelim.

Karar vermek durumunda olanları en çok zora sokan husus doğruyla yanlışı birbirinden kesin olarak ayırdetmek değildir; doğrularla yanlışların nisbetini tartmaktır; çünkü olgular tek renk ve tek boyut taşımıyorlar. Gerçek gibi yalanın da binbir yüzü var ve olguların çok boyutlu, çok yüzlü görünüşü, karar vericilerin işini daima güçleştirmiştir.

Yazının devamını okuyun »

Şero’nun hatırı için…

Şero, Şaro veya başka iddiaya göre Şerro (burada doktriner bir içtihat farklılığı var), yaklaşık bir buçuk seneden beri CHP genel merkezinde ikamet ediyor; “kadrolu” olup olmadığını bilmiyorum.

Şero kim? Şero bir kedi. CHP genel merkezi henüz inşaat halindeyken burada çalışan işçilerle dostluk etmiş; bina tamamlanınca Sayın Baykal’ın talimatıyla CHP genel merkezindeki yerini sağlamlaştırmış. Şero’nun bakımıyla ilgili görevli, bir gün havalandırmak için Şero’yu dışarı çıkarınca gazeteci milleti, “CHP’liler yaramaz kediyi sokağa attı” haberi yapmışlar, derken hayvan hakları savunucuları ayağa kalkmış, Sayın Baykal’a mektup bile yazmışlar.

Yazının devamını okuyun »

Atın intikamı

Geçenlerde bir karikatür gördüm: bilgisayarların ayrılmaz parçası (ilk modellerde yoktu ama; şimdiki nesil bilmez!) mause, yani fare hakkında bir espriydi. Farenin biri bilgisayar başına oturmuş, sağ elinde mause yerine yere kapaklanmış ufacık bir insan figürü görünüyor.

Fareyle insanın yer değiştirmiş hâli; bir nevi “mause”un intikamı!

*

Allah hayırlı ömürler versin, Cüneyt Arkın, bizim kuşak için bir sinema efsânesidir. Hem yakışıklı, hem romantik bakışlı, hem jön. Tek başına bir erkeğe yetip de artabilecek bu vasıflarına ilâveten olağanüstü atletik kabiliyetleri olan bir sinema oyuncusu; aksiyon filmlerinin en iyi iş yapan aktörü. Sinema sanatı için vaktiyle kendinden ve özel hayatından fedakârlık yapıp canını dişine takan, “aman şu sahne gerçeğe uygun olsun” diye vücudunda kırılmadık kemik bırakmayan sıradışı bir akrobat.

Yazının devamını okuyun »

Türkiye’ye gol atmak

Hakan Yakın, İsviçre milli takımı formasıyla Türkiye’ye bir gol attı; birkaç dakika sonra aynı yerden bir golü de kaçırdı. Maç boyunca forması için aslanlar gibi top oynadı, aynı formayı giyen diğer Türk arkadaşları da formalarının hakkını verdiler.

Güzel sahnelerdi, çok hoşuma gitti. Hem işini adam gibi yapacaksın, hem aidiyetlerini unutmayacaksın; bu bizim, yüksek bürokratlar, siyaset adamları, aydınlar arasında bile kolay kolay tutturamadığımız bir denge, bir kemalât noktası; demek ki bu delikanlı adam gibi adamdır ve profesyonelliğini güvenilir bir karakterle tahkim etmeyi başarmıştır.

Futboldan değil, “adam olmak”tan bahsediyorum.

Yazının devamını okuyun »

Hayırsız evlât

-Alii, gel yavrum, seninle biraz yurttaşlık bilgisi çalışalım! Bak sana ne aldım?

-Aa, küçücük biir kitap; A-na-yaa-sa! Nedir bu babacığım?

-Bu anayasadır yavrum. Herkes bu kitapta yazılanlara uymak zorundadır… Gel şimdi anayasamızı inceleyelim. Başlangıç kısmını geçiyorum, anlamazsın. Bak bu birinci madde; oku bakayım…

-Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Aa ben ben bunu biliyorum, örtmenimiz söylüyor zaten. Ne demek bu baba?

Yazının devamını okuyun »

Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nı taçlandıran o küçük nükte

Size 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın muhteşem gecesinden bir kare naklederek söze başlamak istiyorum. Bu ânı, canlı yayın yapan televizyon kameralarının gösterip göstermediğini bilmiyorum, muhtemelen dikkatlerini çekmemiş olabilir; kezâ gösterileri takib eden fotoğraf muhabirleri de bu sahneyi kaçırmış olabilirler; hattâ, bütün dikkat yoğunluğunu sahnedeki göz alıcı manzaraya kilitleyen binlerce kişi de büyük ihtimâl fark etmemiştir.

O sahne şuydu: Olimpiyatların düzenleme komitesi, bildiğiniz gibi çok güzel ve mânidar bir uygulama başlatarak Türkçeye hizmeti geçmiş bilim ve fikir adamlarını ödüllendirdi. Bu çerçevede Türk Edebiyatı araştırmalarının mümtaz ve unutulmaz şahsiyeti Prof. Dr. Orhan Okay hocamız da Ali Şir Nevâî ödülüne lâyık görüldü. Şair Hilmi Yavuz’la birlikte sahneye çıkarak ödülünü aldı ve hislerini şu cümlelerle ifâde etti:

Yazının devamını okuyun »

Kavurga ve harman ilişkisine dair

Mars, dünyaya şu günler itibariyle 55 milyon km. uzaklıkta. Bir başka ifade ile teleskopla Mars’a bakan bir gözlemci, onun üç dakika önceki halini görebiliyor.

Amerikalılar bir süre önce bilmem kaç milyon dolar ve emek sarfıyla Mars’a bir mini laboratuvar indirdiler. Bizim hackerlar ise uzay laboratuvarına dair bilgiler veren resmî sitenin şifresini kırıp açılış sayfasına Türk Bayrağı koymuşlar.

Göğsüm kabardı. Tüylerim “tiken tiken” oldu; bi gururlandım, bi gururlandım!..

Yazının devamını okuyun »

Merak et ne olur; oku, senin de olur!

Bu bir okuyucu mektubu değil, size garip gelecek ama “arkadaş” mektubu. “Hadi ordan, hangi zamanda yaşıyoruz, arkadaş arkadaşa mektup mu yazarmış, telefonun köküne kıran mı girdi” diye düşünebilirsiniz ama vallahi-billahi mektup; e-mektup.

Aklımda iken söyleyim; bu arkadaşla aynı mekânda çalıştığımız için kurum içi bedava telefon hattıyla bile birbirimizle görüşebiliyor, hafta geçmeden buluşup çay demleyerek şifahi sohbetler de ediyoruz. Aslında gecenin bir yarısında e-mektupla haberleşecek kadar birbirimizden uzakta değiliz.

Yazının devamını okuyun »

AK Parti kapansın; Sümerbank açılsın!

Sabih Bey bu işi biliyor ve adamın dediği çıkıyor; Anayasa Mahkemesi üyeleri işten çıkarılsın, maaşlarından tasarruf edilsin. Sabih Bey’in emekli maaşına zam yapılsın; anayasayla ilgili davalara Sabih Bey baksın.

Meclis’in bir işe yaradığı yok; maaşları asgari ücret seviyesine düşürülsün. Kanun yapma ve yasama yetkileri ellerinden alınsın, Sabih Bey’e verilsin; Sabih Bey kendi çıkardığı kanunların anayasaya uygunluğunu denetlesin.

Yazının devamını okuyun »

Hangi otelmiş kıız, biz de gidelim?..

Birisi yolda çevirip sorsa, “Türkiye’de bazı şeyler öyle zıvanadan çıktı ki, ‘hayır, katiyyen olmaz’ diyebileceğimiz pek bir şey kalmadı; peki, buna rağmen sizin için, ‘o kadar da uzun boylu değil; işte bu dediğin kesinlikle Türkiye’de olmaz’ diyebileceğiniz şey, ne olabilir?”

Böyle sorulara cevap bulmak zor; epey düşündükten sonra herhalde, “özel sektörün işlettiği otellerde başörtüsü yasağı uygulaması” der miydim bilmem fakat o da oldu ve Bodrum’da bir otel, müşterisine, “eşiniz başörtülü, yürü başka kapıya” dedi.Sağcı otel-solcu pansiyon; muhafazakâr residance, laikçi tatil köyü!

Yazının devamını okuyun »