4C!

Aç tavuk darı ambarına düşerse nasıl davranır? Bir an kendinizi, hayâllerinizin darı ambarına düşmüş aç bir tavuk gibi tasavvur etmenizi ricâ edeceğim; farkındayım, teşbih pek kibarca değil ama kabul ediniz, sizin de zihninizde öyle bir yer vardır mutlaka…

Siz kendi hesabınızı yaparken ben sözü getirmek istediğim yerden başlayacağım. Bundan on gün kadar önce kendimi birdenbire Boğaz sırtlarının Avrupa tarafında, cennetmekân padişâhımız Sultan II. Abdülhamid Han’ın sarayı diye bilinen Yıldız muhitinde buluverdim.

Yazının devamını okuyun »

Suç sistemde değil, futbolcularda

-Hocam, önceki gün ilginç gelişmeler yaşandı Ankara’da; meselâ yüksek yargı mensupları kafilelerle HSYK’ya destek ziyaretlerinde bulundular. Yargıtay Başkanı da ondan bir gün önce “HSYK’nın kararı hukuka uygundur” demek ihtiyacı hissetti; Yargıtay, HSYK’nın âmiri durumunda mı yani?

-Alâkası yok Çekirge; yargı bağımsız; Yargıtay da HSYK’nın üstünde değil. Sadece manevi destek vermek ihtiyacı hissedilmiş olabilir.

-Biz HSYK’yı, hâkim ve savcıların özlük işlerini takib eden bir kurul olarak biliyorduk ama önemli yetkileri varmış. HSYK nasıl oluşturuluyor hocam, bizi aydınlatır mısınız?

Yazının devamını okuyun »

Baba şaplağı!

Geçen akşam haberlerde, Şırnak’ta mı, Doğubayazıt’ta mı bilmiyorum, Apo’nun Türkiye’ye tesliminin sene-i devriyesi münasebetiyle yurdumuzun bazı yörelerinde (Yavru vatan ve yurtdışı temsilciliklerimizde değil çok şükür!) düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare çarpıyor gözüme.

Western filmlerinin vahşi batı kasabalarını hatırlatan “Mecburiyet caddesi”nin bir tarafını kuşatan emniyet güçlerine, öteki taraftan taş ve havai fişek atılmakta. Protestocuların büyük çoğunluğu çocuk. Hani şu, “Polise taş attı da hayatı karardı; 10 çocuk için 30 yıl hapis isteniyor”, “Bunlar daha sabî, serbest bırakılsınlar!” diye bazı bir kısım basın ve köşe yazarlarımızın arka çıktığı çocuklar. Neyse… Çocuklar polise taş atıyor, panzer su sıkıyor, polisler ara sıra kızıp hücuma geçip biber gazı bombası atıyorlar; göstericiler ara sokaklara kaçışıyor, haberciler sırtlarında on kiloluk cihazlarla kamerayı hoplata hoplata taş yağmuru, gaz serpintisi altında haber kovalarkeen…

A, o da ne?

Yazının devamını okuyun »

Sağ siyasetin kırık kanadı, çolak eli, topal ayağı: Mizah

Artık, kimsenin şüphesi, tereddüdü kalmadı. Ümraniye’de bir evin çatı katında bulunan el bombalarıyla başlayan süreç, çorap söküğü tarzında gelişmelere yol açalı beri Türkiye, 2002 senesinden bu yana çok ciddi darbe tehlikeleri atlatmış bulunuyor. Tehlikenin atlatılmasında iki mühim faktörü göz ardı edemeyiz: İlki, Türkiye’de darbe yapılmasına yeşil ışık yakmayan dış faktörlerdir; sözünü ettiğimiz “dış faktör”lerin kimler olduğunu başta darbeciler olmak üzere okur-yazar herkes kolaylıkla bilir. İkinci faktör ise Türk basınında son yıllarda fark edilen yeni bir denge halidir.

Yazının devamını okuyun »

Hâşâ huzurunuzdan, ‘acı gerçekler’ bunlar!

Bıçak kemiğe dayandı. Benim de bir sabrım var. Sabrım taşarsa iyi olmaz. Şimdi bazı çevreler, “Sabrın taşarsa ne olur” diye meraklanacaklardır…

Ne olur sabrım taşarsa? Olacağı şu; benim de bildiklerim var; benim de elimde çok önemli bilgi ve belgeler bulunuyor. Bütün olayların ve yapılanların arka planını biliyorum. Canımı sıkarsanız bildiklerimi halkla paylaşmaya başlarım. Şu ana kadar birileri gereğini yapar diye bekledim ama nâfile…

Yazının devamını okuyun »

İrşat

-Hocaam? Geçmiş olsun canım hocam benim!

-Estağfurullah, çıkartamadım sesinizden, kiminle müşerref oluyorum acaba?

-Hah hah ha… Öyledir öyledir hocam öyledir, gözden uzak olan gönülden de uzak olur derler ya, fakat alınmıyorum hocam, siteminizde haklısınız; daha önceden arayıp sormamız gerekirdi, eksiğimizin kusuruna kalmayın efendim, mâlum memleket işleri, siyaset vesaire derken eşi-dostu arayıp derhâtır etmeyi ihmâl ediyoruz işte…

Yazının devamını okuyun »

Darbesever hukukçulara harbiden kapak olsun

Tumturaklı adıyla Şûra-yı Devlet, nâm-ı diğer Danıştay’ın kuruluş tarihi 1868. Türkiye’nin en köklü, en ciddi kurumlarından biri.

Dün merak eseriyle kurumun resmî sitesini ziyaret ettim: Osmanlı Şûra-yı Devlet’i 4 Kasım 1922 tarihinde sona ermiş, Cumhuriyet idaresinin yeni Danıştay’ı 1927′de faaliyete geçmiş. Beş yıl koca Cumhuriyet idaresi Danıştaysız ne yapmış, mâlumat yok! Sonra aniden 1961 Anayasası’na geçiyor “tarihçe”. Ayol “tarihçe” zaten kısa olur ama o kadar da kısa değil yani! Bakın, o bir solukta geçiliveren kısım aynen şöyle: “1961 Anayasası, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığını hem yasama ve hem de yürütme organlarına karşı koruyabilmek için gerekli hükümleri öngörmekte idi. Bu Anayasa’nın 114′üncü maddesinde, “İdarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz” denilmiş ve 1982 Anayasası ile bazı kısıtlamalar getirilmişse de, temel ilke korunmuştur.” O kadar!

Yazının devamını okuyun »

Şu bizim Dâniş Dayımız!

Bizim Dâniş Dayımız, sülâlemizin büyüklerinden, eskiden beri sözüne ve fikrine güvenilen ekâbirânındandır.

Ebeveynlerinin verdiği kararları beğenmeyenlerimiz hemen bir koşu Dâniş Dayı’nın konağına koşar, dertlerini, şikâyetlerini Osmanlı’dan müdevver bu şahs-ı mâneviye istidâ ederler. Dâniş Dayı iyidir, hoştur, lâzımdır, lâkin bir kusuru var; fena halde, üstelik göstere göstere taraf tutar. O yüzden gitgide sülâlenin gözünden düşmeye, itibarını kaybetmeye başladı.

Yazının devamını okuyun »

Din hânesi…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin vatandaşlarına verdiği nüfus kimlik kartında yer alan din hânesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı buldu; bu karar Türkiye için bağlayıcı nitelik taşıyor. Anayasa’nın 90. maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaları kanun hükmünde” saydığı için AİHM’nin kararı, Türkiye’yi yükümlülük altına sokuyor. Büyük ihtimâlle basit bir yönetmelik değişikliği ile kimliklerdeki din hânesi önümüzdeki günlerde kaldırılacak.

Yazının devamını okuyun »

Öngörülmüş bir iletişim kazası!

Zaman zaman konuşmacı olarak davet edildiğim toplantılarda, davet sahiplerinin veya dinleyicilerden bazılarının ses alma cihazıyla, kamerayla konuşulanları kaydettiğini görünce aklıma hep, “bunlar günün birinde cımbızlama usulüyle yırtma-yapıştırma yapılıp rezalet çıkarsın diye sağda solda yayınlanabilir mi?” endişesine düştüğüm olur; sonra içinde bulunduğun ortamın samimiyetine güvenmeyi tercih ederim. Bu endişe, anlaşılması gereken bir tedirginliktir, çünkü örnekleri hiç de az değil doğrusu.

Yazının devamını okuyun »