Haatun kişiye yardım, haatun kişiye yardım!

“Pratik anlamda” buyuruyor bu haatun kişi, “Pratik anlamda değişik dinler, yazılan bazı kurallar günümüze uygulandığı zaman çoğu kere pratik olmayabiliyor!”

Bu basit ama sersemletici gerçeği şimdiye kadar niçin akıl edemediğimiz evrensel bir muammadır. Bu zekâ katına yükselebilmek için öncelikle “pratik” kavramının ne kadar “pratik bir kavram” olduğunu özümsememiz gerekli. Bir problem çözücü olarak pratik kavramı, ne alırsan bir lira mağazalarında satılan çok ağızlı penseler kadar kullanışlıdır.

Yazının devamını okuyun »

Bir yoğurt teorisi

Aklımdan geçenleri Mümtaz’er Türköne yazmış zaten; ben de MHP adına birilerinin günaşırı çıkıp, “Kimse Ülkücüler adına konuşmasın!” diye caka satmasına sinir oluyorum, çünkü bu mantık, çünkü bu edâ, Ülkücülerin ancak MHP çatısı altında bulunabileceklerini, Ülkücülüğün MHP ile iç içe geçmiş bulunduğu varsayımından kaynaklanıyor. Oysaki ne münâsebet?

Kendi namıma, “Haydiniz oradan” diyorum ve ilave ediyorum,

-Ne haddinize?

Yazının devamını okuyun »

Devamı haftaya

Sevan Nişanyan’ın “mütayitlik hevesi”, hatta inadı yüzünden mahkemelere düştüğünden, hapis cezası aldığından ama bir türlü uslanmadığından bahsediyorduk da söz yarıda kalmıştı.

Batı dillerinde “Dilettante” diye bir kavram var; Türkçede nasıl karşılanır bilmiyorum (aslında biliyorum ama hava atmak, düşünür gibi görünmek hoşuma gidiyor); dilettante… nasıl derler azizim, sırf eğlence olsun diye belirgin bir mevzuu ile ilgilenen kimseye deniliyor; hevesli, meraklı, amatör derecede ilgili ama amatörden biraz fazla gibi sanki (Hani bizde on-onbeş sene buz gibi doktorluk yapıp da sonradan yakayı ele veren sahteciler vardır ya, onlar gibi bir şey); fakat bunca anlama bir şey daha ilâve edilmezse mânâ eksik kalıyor; efendim dilettante, çok meraklı ve ilgili olmasına rağmen ustalıkta satıhta kalan ve bu yüzden kendine ve etrafa karşı potansiyel tehlike arzeden bir amatör oluyor.

Yazının devamını okuyun »

İş inada bindi; bu inşaatı yapacağız

Anketlerdeki bâriz üstünlüğe bakıp hayırcı cepheyi küçümsememek lazım.

Şimdiye kadar tezim, sadece değişiklik paketindeki maddelerin sağlamlığına dayanan bir iyimserlikti; “Böyle makul ve demokratikleştirici değişim hamlesinin kabul görmesi, suyun alçağa akmasını andırır tabii bir şeydir” diye düşünüyordum. Anketler de aynı eğilimi teyid edince “tamam” dedim içimden, “Oylama tarihine kadar evetler daha da artar, hayırlar daha azalır.”

Yazının devamını okuyun »

Bugün o gündür işte…

Bu köşede 20 Aralık 2006 günü yayımlanan yazının sonu şöyleydi: “Sözün geride kalan kısmını, vakti gelince tamamlarız artık!” Dört yıl geçti, vakti geldi; bugün o gündür işte…

Yazının başlığı, “Nuri Demirağ Havaalanı meselesi”ydi ve genişletilerek uluslararası nitelik kazandırılan Sivas Havaalanı’nın isimlendirilmesiyle ilgiliydi. Yeni pistin tamamlanması sebebiyle düzenlenen törene Ulaştırma ve Tarım bakanlarıyla o tarihte Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de katılmıştı. Herkes o törende, ev sahibi sıfatıyla Şener’in açıklama yapmasını bekliyordu fakat sızan haberler bir garipti. Abdüllatif Şener, bu isimlendirmeye soğuk yaklaşmış, ilgilenmemişti bile.

Yazının devamını okuyun »

Âh!

Genelkurmay’ın 21 Ağustos 2010 tarih ve BN-98/10 numaralı bilgi notu, anlamı kendinden büyük tarihî bir belge.

Yirmi günden beri karargâhta bu metni hazırlaması için görevlendirilen kişi veya kişilerin ne türlü sıkıntı ve tereddüdler geçirdiği, hangi konularda duraklayıp kendi aralarında tartışmaya tutuştukları, neticede Hantepe’de 19 Temmuz geceyarısı olup bitenlerle, aslında olup bitmesi gerekenler arasındaki uçurumu doldurmak için yer yer nasıl bezginliğe kapıldıkları hemen hissediliyor.

Yazının devamını okuyun »

Asi, mütayit, şişman, Ermeni

Haberin başlığı o kadar kışkırtıcı ki, “Aman şunu bir an evvel okuyayım” diye hırs basıyor insanı,

-Nişanyan uslanmıyor!..

Ve ardından izahatı: “Kanunları hiçe sayıp devlete meydan okuyan yazar Sevan Nişanyan’ın, Şirince’de yaptığı 12 kaçak bina için daha yıkım kararı alındı.”

Yazının devamını okuyun »

Sinerji olmuş olsun

Televizyon, bilgisayar gibi cihazları servisini çağırmak yerine kulağının tözüne iki esaslı şaplak çekerek tamir etmeyi yeğ tutan tabiatımız, referanduma hemen bir final maçı boyutu katmayı da becerdi.

Bu biraz durup dururken havayi fişeği ne kadar sevdiğimizi keşfetmek veya uydu alıcısının üstüne dantel örtü geçirmek gibi. İyi oluyor, “olay” bir anlam kazanıyor, şahsîleşiyor, evcilleşiyor, tabiatımızın rengine bürünüyor. Pakistanlıların kamyon süslemeleri de öyle (Lâf açılmışken, az çok demeyelim; Pakistan’a yardım için pamuk elleri cebe atalım lütfen!); o kamyonlar, süslenmedikleri zaman da aynı işi yapabiliyorlar aslında fakat süslenince moda tabirle “sinerji olmuş oluyor”. İşte size bu sinerjilerden bir örnek: Posta adresime gelen ve Engelliler Konfederasyonu Başkanı tarafından yayınlanan “Hayır” bildirisi.

Yazının devamını okuyun »

Büyük bir yazarın iç konuşmaları

Günler uzun, havalar sıcak, ortalık nemli, yaş yetmiş bilmem kaç; hâliyle yıpratıyor. E, bir de tansiyon filan… Stres yapıyor birader. Tutanlara müstahak fakat o taraklarda bezi olmayanlar da risk grubunda yer alıyor ne yazık ki.

Tamam oruç tutmayanlara “ille de tutacaksın” diye baskı yapılmıyor ama nedir kardeşim, böyle acır gibi, “Vah vah, böyleleri de varmış demek, ne yazık” yollu bakışlar, dudak kenarında hoşgörü kılıfına sarılmış ince bir tebessüm. Sana ne be, sana ne!

Yazının devamını okuyun »

Referandum psikolojisi

Referandumun hangi psikolojik atmosferde geçeceği üç aşağı, beş yukarı belirginleşti. Görünen şudur: Referandum artık teknik anlamda sadece bir referandumdan ibaret değildir, tarafların ölüm-dirim meselesi haline getirdiği politik bir kamplaşma ve hesaplaşmadır!

Savaş meydanından biraz uzağa, mümkünse biraz yükseğe çıkıp olup biteni ana hatlarıyla görmek için gözlerimizi kısarak bakalım: Referandum, bir anayasa değişikliği sebebiyle yapılıyor. 1982 Anayasası’nı yapanlar, değişiklikleri zora sokmak için, iktidarları önce üye tam sayısının üçte ikisi (366) tutarında destek bulmaya zorladılar. Üye tam sayısının beşte üçünden, yani 366′dan az ama dörtte üçünden yani 330′dan fazla oy alan anayasa değişiklikleri anayasaya göre halkoyuna sunuluyor. Hükümet anayasa oylamalarında 367 barajını geçemedi; muhalefet partileri hükümete destek vermediler.

Yazının devamını okuyun »