Dikkatsizlik utandırır
“Cesaret, biraz da dikkatsizlikle birleşince ortaya böyle utanılacak görüntüler çıkıyor. Ee, dikkatsizlik utandırır”
En ciddi ve endişeli Ergenekon haberlerinin bir iki santimetre altında böyle bir başlık görünce insan, “davayla bir ilgisi mi var” diye meraklanıyor. Öyle değil. Sadece bir kısım dinci olmayan basınımızın alışkanlık haline getirdiği “frikik” fotoğraflarının ön sayfa tanıtımı ile karşı karşıyayız. Hadise tamamen apolitik. Netekim diyor ki, “bazı ünlüler ısrarla dekolte giymelerine rağmen bu iddialı giysiyi üstlerinde taşımayı pek de iyi beceremiyorlar…”
Yazının devamını okuyun »
TIK TIK; KİM OO? SÜTÇÜÜÜ!..
Dün öğleden sonra CHP Grup toplantısında Sayın Baykal kürsüye geçinceye kadar kafam kazana dönmüş durumdaydı.
Sabahın erken saatlerinden beri haber kanalları bir yandan olayla ilgili detayları aktarırken öte yandan, gözaltına alınan kişilerin ne kadar mağdur, mazlum ve muteber olduklarına dair hayli “canlı röportaj” gerçekleştirdiler.
Meselâ C. Gazetesi’nin kıdemli kademeli yazarlarından C.Ö., sesine bir “tatara titiri” gevrekliği katmaya çalışarak olup biteni şöyle tasvir ediyordu:
-Klasik hikâyeler bunlar!
Yazının devamını okuyun »
Şimdiki Zamanın Rûhu
-Yurtdışından az önce dönmüş bir seyyah olarak Türkiye’yi nasıl gördünüz?
-Çok net şekilde dört tane Türkiye fotoğrafı canlanıyor zihnimde: İlki gazetelerin aksettirdiği Türkiye. Bu Türkiye korkularıyla yaşıyor ama yüzleşmeye yanaşmıyor. Gazetecilik bir bakıma dizi filmlerin senaryo yazarlığına dönüşmüş; bir sonraki haftada sürdürülmesi gereken düşmanlıklar, yanlış algılamalar, sempatiler ve çıkar hesapları itina ile sulanarak diri kalması sağlanıyor. Bu kurgunun gerçekle bağlantısı çok zayıf fakat sürdürülmesinde fayda görülüyor. İkincisi resmi ideolojinin ve derin bürokrasinin gördüğü Türkiye resmi; bu resim, ülkeyi yakın tehlikeler karşısında kaskatı kesilmiş gibi gösteriyor.
Yazının devamını okuyun »
COACH!
Onları, otomobillerinin ön pencerelerine özel düzenekle tutturulmuş Türk bayraklarıyla caddeden geçerken görenler, Türkiye’nin Avusturya büyükelçisi veya Viyana başkonsolosu zannedebilirler; öyle değil; ‘gurur’ yanlış kelime.
Daha çok sevinç; bir bayram sabahını memleketinde sevdikleriyle karşılayanların gönül ferahlığı, kibir değil neş’e, azamet değil ‘içi ışıl ışıl olmuş bunun yahu’ cümlesinin beden diliyle ifadesi.
Meğer buna ne kadar ihtiyacımız varmış…
Yazının devamını okuyun »
Biliç’in bilmediği
Hırvat teknik direktör Slaven Biliç, vaziyeti tek cümlede özetlemiş, “Günlerce çalıştım Türkleri çözemedim.” diyor.
Meşhur fıkrayı hatırladım hemen: Akıl hastanesinde hastalar sıraya dizilip, her gün muntazaman bahçe duvarındaki bir delik önünde sıraya girerek bakıp duruyorlar. Yeni gelen doktorlardan biri merak edip sıraya giriyor. Hayli zaman sonra sırası gelince bakıyor ki, aa; hiçbir şey yok; karanlık bir delik- En yakınındakine diyor ki: “Ben bir şey göremedim; niçin siz her gün saatlerce bu deliğe göz uydurup bakıyorsunuz ve ne görüyorsunuz Allah aşkına?”
Yazının devamını okuyun »
İki fotoğrafın düşündürdüğü
Bir ay kadar önce, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın telefonunu açık bırakması üzerine kopan o küçük fırtınanın en heyheyli günlerinde İstanbul’da, gazeteye yakın bir yerde Aksiyon ve Zaman’dan genç gazeteci arkadaşlarla birlikte oturup sohbet ediyorduk. Sözün dönüp dolaşacağı yer belliydi: Açık bırakılan telefon! Hepsi de genç yaşlarına rağmen meslekte hayli tecrübeli gazeteciler olduğu için merak edip sordum, -Sizin de başınıza böyle bir şey geldi mi; yani, telefonla haber almaya çalıştığınız kişinin, mülakat bittikten sonra telefonu dalgınlıkla açık bıraktığı oldu mu?
Söz bu minval üzere sürüp giderken, aklıma bir başka soru geldi, “Peki” dedim, “Önder Sav’a telefon açan o gazeteci siz olsaydınız ve iki kişi arasında bir kapalı odada geçen konuşmayı siz dinleyip kaydetseydiniz ne yapardınız?”
Yazının devamını okuyun »
Atatürkçüler için yol ayrımı
Yol ayrımına geldik; nereye gideceğiz? Yol ayrımından kastım, kendi zehaplarına göre bir Atatürkçülük fikriyatını savunan çevrelerin karşılaştığı açmazdır:
Ya muasır medeniyet seviyesinin icaplarına itaatle hürriyeti ve demokrasiyi temel değerler haline getiren Batı modeli bir siyasi düzeni tercih edip Türkiye’yi rahatlatacaklar veya Atatürkçülüğü, 30′lu yılların Tek Partili hayatına uygun otarşik bir tahditler rejimi şekline sokup iktidarlarını bir süreliğine olsun devam ettirmenin çaresine bakacaklar.
Yazının devamını okuyun »
Tip
-Ee, nasılsınız bakalım. Asma hemşehrim öyle yüzünü, merhaba, boşver; geçer nasılsa. Ben Hamdi, tanıştığımıza memnun oldum. Yolculuk nereye? Kusura bakma, nereye olduğu belli değil mi aslında? Hayır, şu sebepten soruyorum, bazen tam mevzuyu sardırıyorsun, ahbab oluyorsun, böyle bir muhabbet oluyor, aa, adam yarım saat sonra iniyor otobüsten.
Yazının devamını okuyun »
Türkiye, “askerî bir cumhuriyet” midir?
Bir süreden beri internet cemaati arasında, “Hindi Cumhuriyeti istemiyoruz” kampanyası aldı yürüdü; diyorlar ki, “devletin adı Turkey değildir, Türkiye’dir; binaenaleyh biz Hindi Cumhuriyeti değiliz” diye posta kutularını şişirip duruyorlar.
E-mektup bedava, klavye başında vatanperverliğin tadına da doyum olmuyor. Eh, haklılar biz hindi cumhuriyeti değiliz, muz (Republic of Banana) cumhuriyeti de değiliz, e, peki ne cumhuriyetiyiz?
Demokratik bir cumhuriyet miyiz meselâ?
Yazının devamını okuyun »
El mukadder…
- Efendim, sayın Başbakan bir tren benzetmesi yaptı; siz bir yazar olarak bu trenin neresindesiniz?- A, bak bu iyi soru. Şöyle söyleyim: İçinde değiliz, perondayız. Yazar kısmına böyle trenlere binmek iyi gelmez. Frikik atışlarında hakem nerde duruyorsa, biz de oradayız işte.
- Trenden inmeye kalkışanlar var diye duyuyoruz?
- Mümkündür, tren şefinin meselesidir onlar. İlerdeki köprünün üç vakte kadar yıkılacağını duyan bazı yolcular, başka tren beklemek üzere bekleme salonuna geçebilirler. Bizim siyasetimizde böyle vakalar hayli görülmüş fakat, zor zamanlarda akıl karışıklığına uğrayanların hiçbiri iflâh olmamıştır.
Yazının devamını okuyun »

