Soğuk bir gazoz ister misiniz sayın vekilim?

Cumhuriyet değerlerinin uyanık ve zinde evladı CHP Grubu’nun o gece Meclis oturumunda, adeta uyurgezer hâline bürünerek sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmasını engelleyen kanunu kabul etmesi beni çok huzursuz etti.

Acaba bir kollektif hipnoz olayı ile mi karşı karşıyayız? Araştırmacı yazar tarafım galeyana geldi; tedkik etmeye koyuldum ve gördüm ki 1784 senesinde Marquis de Puysegur’un, manyetize ettiği hastalar uyurgezerlik haline giriyor ve bu esnada Puysegur’ün emirlerine tam bir itaat gösteriyordu. Bu olay psikolojik hipnoz tarihinde yeni bir çığır açmış ve bu döneme “Somnanbulisme Artificiel devri” adı verilmiş, akabinde Fransız diş hekimi Qudet ise, anestezik telkin yoluya hastasının dişlerini çatır çatır çekmişti.

Yazının devamını okuyun »

Askerî vesayet rejimine son!

Herhangi bir ordu mensubunun, haksız bir muameleye, velev ki bir iftiraya, bir komploya maruz kalmaması için gerek muhterem matbuatımızın ve gerekse başta muhalif çevreler olmak üzere ordu yönetiminin göstermiş olduğu titizliği takdir ve saygıyla karşılıyorum. Türkiye, on günden beridir Dz. Kr. Alb. Dursun Çiçek’e ait olduğu ileri sürülen ‘eylem planı’nın ve altındaki imzanın gerçekliği hakkında tartışıyor. Gazetelerin birinci sayfaları noterlerde görmeye alıştığımız imza sirkülerlerine döndü. Bir kısım gazeteciler, eylem planını ‘metin tutarlığı ve üslubu’ bakımından irdelerken, haber editörleri ise bu yaştan sonra bir de adli kriminoloji veya grafoloji uzmanlığına bulaşmak zorunda kaldılar.

Herkes gerçeği arıyor; bu imza Alb. Çiçek’e ait mi değil mi; Genelkurmay Harekât Dairesi’nde böyle bir belge hazırlandı mı hazırlanmadı mı?

Yazının devamını okuyun »

Ne oluyor?

-Hocam, ne oluyor; ortalık toz duman?

-Türkiye değişiyor Çekirge, olup biten bu. Üstelik değişimin en hareketli, en sert anlarını yaşıyoruz… bu değişim bizim istediğimiz bir şey mi, veya bu değişimi kontrol edebiliyor muyuz dersen bundan pek emin değilim.

-Biraz daha açık konuşsan hocam?

Yazının devamını okuyun »

Hazırda bekletilen “Çakma” elemanlara dair bir deneme

12 Haziran 2009 tarihinde ele geçirildiği ve Taraf Gazetesi’nde yayınlandığı andan itibaren sabah-akşam “Sahte midir, gerçek midir?” diye tartışmakta olduğumuz o meşhur “İrticayla mücadele eylem planı”, günün birinde Türkiye’nin siyasî mizah galerisindeki en nadide müzelik eser olarak altın yaldızla çerçevelenecektir; buna şüphe yok.

Esasen o yüzden olsa gerek ki bazıları, “Yok canım; askerler bu kadar aptal mı; bu üslupla plan hazırlanır mı?” diye belgenin ciddiyetini çürütücü yayınlar yapıyorlar. Haksız da sayılmazlar.

Yazının devamını okuyun »

Üç nalla bir at

Bundan evvelki “aydın ve ilerici din adamı” kontenjanından milletvekili seçtirilen kişinin bilahire, “hazır siyasete girmişken kendi partimi kurayım; hazır elim değmişken bari memleketi de kurtarayım” diyerek gül gibi partiden ayrılması üzerine “aydın ve ilerici din adamı” koltuğu boş kalan CHP’de veliahd belli oldu.

Prof. Saylan’ın cenaze namazında yaptığı güzel konuşmayla takdir gören emekli Beyoğlu Müftüsü İhsan Özkes, geçenlerde CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’in “safları sıklaştıralım arkadaşlar” esprisi ile altı oklu rozetini takarak, partinin iktidar yolundaki en mühim eksiğini doldurmuş bulunuyor.

Geriye kaldı üç nalla bir at!

Yazının devamını okuyun »

Dehâ!

Ben vaktiyle böyle birkaç adam tanıdım; belki sizler de tesadüf etmişsinizdir.

İnsanlar kabaca ikiye ayrılabilir; hayata doğuştan borçlu olanlar, hayattan alacaklı doğanlar; bunlar ikinci zümreye mensuptur. Doğdukları andan itibaren zihinlerindeki ‘alacak’ numaratörü çalışmaya başlar. Yaşadıkları her dakika alacaklarını artırır ve borçluların listesini genişletir.

Yazının devamını okuyun »

Ordu için, orduya rağmen

Ergenekon veya nâm-ı diğer, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı başkaldırı suçu ve davası”nı düşünelim; binlerce sayfalık iddianameler ve ekleri, sayısı daha şimdiden yüze yaklaşan duruşma, tutuklu ve tutuksuz yargılanan onca insan ve bu yüzden yaşadığımız büyük sarsıntı.

Darbecilikle suçlanan sanıklar, “ordu” faktörü olmasa bu çapta bir cürme kalkışabilirler miydi? Davanın en kritik eşiği, ordu’nun kapısı önündeki eşiktir ve bunu tartışmak mânâsız. Ordumuzun maalesef darbecilik sâbıkası var ve Türkiye’de darbe tasarlayan her kimse orduyu da işe katmak zorunda. Sanıklar da öyle yaptılar fakat bu defa iş tutmadı, deşifre oldular ve şimdi beyhûde gayretle ilk devresini 12-0 mağlup bitirdikleri maçı çevirmeye çalışıyorlar.

Yazının devamını okuyun »

Grup toplantısı

Saygıdeğer milletvekilleri, sevgili partili dostlarım. Partimizin grup toplantısında sizlere hitap etmenin şerefi içinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündemimiz mühimdir ve ülkemiz çok önemli olaylarla çalkalanmaktadır. Bakınız İstanbul’da düzenlenen 4. Uluslararası UFO ve Yeniçağ Kongresi’nin açılışında konuşan Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Başkanı Haktan Akdoğan önemli şeyler söyledi; bunları sıralıyorum:

Yazının devamını okuyun »

Askerî yargı, Atatürk Anayasası’ndaki yerine: Marş!

Atatürk’ün en büyük siyasî hâtırası niteliğini taşıyan 1924 Anayasası, “Askerî yargı” diye bir kavramı telaffuz etmiyor. 27 Mayıs’ın komitacıları tarafından “geri” kabul edilerek çöpe atılan bu anayasa, asker kişilerin problemlerini genel yargı içinde çözmesi gerektiğine hükmetmişti.

1961 Anayasası, Türk yargı sistemini çatallaştırdı; askerî yargıya anayasal kurum imtiyazını verdi; artık askerî mahkemeler, “asker kişilerin askerî suçları ile, bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara” bakacaklardı. Üstelik bu anayasa, askerî mahkeme üyelerinden bazısının hâkimlik mesleğinden gelmesini bile şart koşmuyordu.

Yazının devamını okuyun »

Tam da o esnada hakim bey…

Taraf Gazetesi belgeyi açıkladığı andan beri, politik sistemimizin gerçek muhafızı saydığım muhalefet partilerinden bir ses çıkmasını bekliyorum; öğle saatleri itibariyle tık yok. Sadece önceki gün CHP Grup Başkan Vekili Kılıçdaroğlu konuştu ve hükümete, “doğruysa da yanlışsa da gereğini yapın” diye seslendi.

MHP ise, şu dağdağalı zamanlarda, bütün dikkatini parti içi muhalefete yoğunlaştırmış görünüyor: “Tam o esnada hakim bey, telefon çaldı; telefona bakmak için öteki odaya giderken bu hadise olup bitmiş; bu durumda ne söylesem boş…”

Yazının devamını okuyun »