Bir kara delik yolculuğunun hikâyesi
Bendeniz bir miktar kozmoloji bilimine meraklıyımdır; Türkçesi “Evrenbilim” mânâsına geliyor.
Kâinatın yapısını, tarihi ve geleceğini inceleyen bilim dalı. Kâinatın bir bütün olarak incelenip anlaşılmasını mümkün kılmak üzere muhtelif tabiat bilimlerini fakat özellikle astronomi ve fiziği bir araya getiren kozmoloji, ister istemez metafiziğin alanına da giriyor. Meselâ, “Büyük patlamadan önce ne vardı?” veya, “Henüz canlı olmayan maddeler, fî tarihinde nasıl oldu da canlı organizmaya dönüştü ve kendisini devam ettirmeyi sağlayan gelişkin yapıları kendi kendine nasıl oluşturabildi?” gibi sorulara cevap arayan bilim adamları aslında, “Bir arkadaşı arıyordum da şöyle bir göz atıp çıkacaktım” bahânesiyle tanımadığı bir mekâna girmek zorunda kalan yabancıların tedirginliği içinde metafiziğe, yani bilinen fiziğin ötesindeki ve üstündeki olgulara bulaşmak zorunda kalıyorlar ister istemez.
Yazının devamını okuyun »
Sansür mü; yoo!
-Sansüre tâbi tutulmak nasıl bir şey sayın yazar; bakınız sonunda siz de zalim internet sansürünün hışmına uğradınız!
-Anlaşılan sen de hadiseyi duydun Çekirge; önemli bir şey değil, büyütülecek bir yanı da yok; kaldı ki buna sansür bile denmez, o yüzden ortalığı velveleye vermeyelim Sayın Bay Çekirge!
-Olur mu hocam, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlardaki internet bağlantıları üzerinden sitenizi tıklayan, “Sakıncalı içeriğinden dolayı MEB isteğiyle Türk Telekom tarafından engellenmiştir” yazısıyla karşılaşıyor ama…
Yazının devamını okuyun »
Aa, güzel bir haber!
İşte nihayet güzel bir haber: Maçların devre arasında tuvaletlerde ve koridorlarda karton üzerinde namaz kılanları tesbit eden Fenerbahçe yönetimi, her tribüne bir mescid açmayı planlıyor. Mescid için yer arayışına giren yönetim, kısa zamanda meseleyi projelendirerek taraftarına güzel bir hizmet verecek.
Önemli midir; çook önemlidir. Fenerbahçe yönetimini kutlarım ve bu hassasiyetin diğer spor tesislerinde de gösterilmesini beklerim. Haberin ayrıntılarını geçelim: Geçen sene hizmete giren Türk Telekom Arena’da, Trabzon’un Avni Aker’inde mescid ihtiyacı gözetilmiş ama BJK’nın İnönü’sünde, Ankara’nın 19 Mayıs’ında hâlâ yokmuş meselâ. Hürriyet gazetesinin verdiği habere göre “Anadolu şehirlerinde halkın daha muhafazakâr olduğu” gerçeği göz önündeyken stadyumlarda mescid bulunmamakta imiş.
Yazının devamını okuyun »
Metal yorgunluğu
Bir metal bloku veya parça, eğer uzun zaman yüksek titreşim, basınç veya çekme gibi güçlere mâruz kalıyorsa, metali meydana getiren atomların arasındaki bağlar gevşer; neticede metal malzeme, vasıf bozulmasına uğrar, kendisinden beklenen dayanıklılığı kaybedip fiziki değişime uğrarmış.
“Nereden biliyorsun ve nereden icab etti bu mânâsız mâlumat tafrafuruşluğu?” diyeceksiniz… Evvelâ “Nereden biliyorsun?” sualini aydınlatayım: Dört başı bayındır bir köşe yazarı, üzerine vazife olan ve olmayan pek çok şeyi bilmek, bilmiyorsa bile biliyor gibi görünmek zorunda olduğundan metal yorgunluğu hakkında bazı bilgilere erişmem güç olmadı, lâkin yorgunluğun metalde atomik mi, yoksa moleküler ölçekte mi tezahür ettiği konusunda mütereddidim; bunca yıllık öngörü ve sezişlerim bana, metal yorgunluğunun moleküler çapta tezahür edebileceğini ihsâs ediyor fakat yine de “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir fendir” vecîzesi mûcibince son kararı fen heyetine terkediyorum.
Yazının devamını okuyun »
Özür
Görünen o ki, önümüzdeki yıllarda, özellikle 3 yıl içinde Ermeni tehciri meselesi daha yoğun ve yaygın bir şekilde Türkiye’yi sıkıştıracak; diplomasimizin ve yurtdışında yaşayan Türklerin iki ayağını bir pabuca sokacak.
Şimdiye kadar 1915 Tehciri’ni, neredeyse ezberlediğimiz beylik bahânelerle savuşturmaya çalıştık, kendimize göre bir savunma mekanizması kurduk; ara sıra celâllenip “Siz evvelâ kendi tarihinizdeki insanlık suçlarına bakın!” diye karşı ataklara geçtik fakat bu yolun bir yere çıkmadığını görmeliyiz. Doğruysa bile faydasız.
Yazının devamını okuyun »
Esnafspor’a küme düşme kaldırılsın!
Türkiye’de büyük alışveriş merkezleri 2000 senesinden sonra bâriz bir hızla artmaya başladı. 2010′a kadar büyük şehirlerimizde 150′nin üzerinde AVM’nin açıldığına şahit olduk ki bunların çoğu kapalı alanı itibarıyla 40 bin m²’den büyüktü.
Niçin ve neden? Çünkü AVM’lere yatırılan para, diğer sektörlere göre daha hızlı şekilde geri dönebiliyordu; bu yüzden kolayca finanse edilebildiler. Büyük AVM’lerin ilk yatırımcıları ABD, Hollanda, İngiltere, Almanya ve Avusturya firmalarıydı. Türkiye’de kurdukları proje geliştirme kurumları ile büyük şehirlerde hiçbir ölçü tanımadan bir hayli proje gerçekleştirdiler. Büyük şehirler doyma noktasına gelince sıra küçük şehirlere geldi.
Yazının devamını okuyun »
Hibakusha
1945 yılının 6 Ağustos’unda pazartesi sabahı 8′i çeyrek geçe ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı Enola Gay isimli nâmert uçak, Japonya’nın Hiroşima şehrine adına Little Boy (Adı batsın!) denilen dünyanın ilk nükleer bombasını attı.
Müthiş patlamada 140 bin insan öldü. Bombadan sağ kurtulanlara “Hibakusha” adı verildi; mânâsı “Patlamadan etkilenmiş insan” demekmiş. Japon Hükümeti 2008 yılında çoğu Japonya’da yaşayan 243 bin 692 Hibakusha’yı resmen tanıdı (wikipedia.org).
Bu hadisenin ilginç ayrıntıları var ve mel’un ayrıntıda gizlidir!
Yazının devamını okuyun »
Kaybetmek öğrenilebilir mi?
Daha çok ABD mahreçli başarı filmlerinin sportif mevzûlu olanlarını ne çok seyretmişizdir; vaktiyle TRT çok tutardı böyle filmleri; hem aileyle seyredilebiliyor, hem terbiyevî, daha ne olsun?
Hepsi de aşağı-yukarı birbirine benzeyen bu filmlerin en karakteristik ve ortak tarafı, dibe vuruş kısmıdır. Artık kolej basketbol takımı mıdır, yoksa emekliliği gelmiş bir boksör veya buz patencisi mi; yoksa amatör beyzbol liginde tutunmaya çalışan derme-çatma bir takım veya uzun mesafe koşucusu mu; hangisiyse filmin en düğümlü yerinde ümitler kaybolur, başarısızlık kapıda görünür ama hayır! İlle de bir koç (yani coach) veya yaşlı bir öğretmen veya “Aikido şampiyonu olacağım” diye bütün mahalleden araba dolusu dayak yiyen delikanlının ninesi filan çıkar ve özetle der ki, “İnancını kaybetme, içindeki sese kulak ver, mutlaka başaracaksın vesaire, vesaire…” İşe yarar mı, yarar! Film esas oğlanın başarısı ile sona ererken arka planda bir filarmoni mızıkasının seslendirdiği zafer marşları çalınır; tüylerimiz diken diken olur, sokak arasında top oynamayı niçin erken bıraktığımıza nedâmet getiririz vesaire…
Yazının devamını okuyun »
Gözden kaçırdığımız o iri ayrıntı
80’li yıllardı; bir gün, yaşadığım şehrin belediye başkanı, en büyük yatırım hamlelerinden biri olarak, çarşının tam merkezindeki birbirine yaslanarak eski arasta nizâmının izlerini hâlâ sürdüren dükkânları yıktıracağını, yerine “modern, çok katlı” bir alışveriş merkezi kurarak şehrin imajını güzelleştireceğini ilân etti.
Birkaç kişinin içi cızz etti; birisi de bendim; ahali memnundu, “Kurtulacağız şu mezbelelikten, derme çatma, çirkin görünüşlü dükkânlardan” diye hoşnut olmuşlardı.
Yazının devamını okuyun »
Ey erbâb-ı hükûmet, ey rüesâ-yı iktidar!
Bizim mecliste bütün partilerin aynı noktada birleşmesi, bütün gezegenlerin güneşle aynı hizaya gelmesi gibi istisnâî bir tabiat hadisesidir; bir ay içinde aynı mûcize iki defa gerçekleşince, “Hayırdır inşallah” teyakkuzuna geçtik.
Haberi duydunuz, emekli ve muvazzaf bütün milletvekili camiasının mâli durumu, işbu tabiatüstü ittifak eliyle birkaç saat içinde önce ıslah, sonra ihyâ edildi. Bugüne kadar fakr ü zarurete nasıl tahammül ettikleri muammâdır! E, kol kırılır yen içinde demişler…
Yazının devamını okuyun »


