Yeni bir cemaat ve azizesi

Ergenekon sanıklarını savunmakla görevli medyada bâriz bir sevinç havası gözleniyor, "Oh oldu; bu defa baltayı taşa vurdu savcılar" diye neredeyse oynamadıkları kaldı.

Bayan Saylan'ın evinin aranması, aylardan beri ilk defa darbesever gazeteci takımına minik de olsa bir nefeslenme imkânı verdi; bugünlerde alayı birden o gediğe hücum ediyorlar. İlk defa psikolojik üstünlük kurmanın hazzını yaşıyor, fırsattan istifade müthiş bir güç gösterisi yapıyorlar. Sovyetler Birliği yıkılmadan önce her sene Sovyet Ordusu'nun Kızıl Meydan'da düzenlediği askeri resm-i geçite benzer bir güç gösterisi... "Bakın, yalnız değiliz, şunumuz da var, bunumuz da var, vb..."

Ne kadar daralıp bunaldıklarını çıkarabiliyoruz bu cephe dayanışması gösterisinden; ne var ki, büyük risk alıyorlar. Bayan Saylan'ın evinin niçin arandığını, hangi suçla itham edildiğini, hatta itham edilip edilmediğini bile bilmiyoruz; belki sadece soruşturma genişletmek için bilgi edinmeye ihtiyaç duyuldu, bunu bilecek durumda değiliz ama Bayan Saylan etrafında bambaşka bir "Rahibe Teresa" imajı oluşturmaya gayret edenlerin biraz fazlaca risk üstlendikleri de ortada. Yeni bir "bizburadakaçkişiyiz" atılımı bu; bilemiyoruz, tahmin ediyoruz.

Bayan Saylan'ın başkanı olduğu vakıf, daha çok öğrenci bursu faaliyeti ile öne çıkıyor. Geçenlerde DMG'nun bir kanalındaki haber bülteninde Mehmet Ali Birand, seyircilere hitaben ağlamaklı bir dille, "70 milyon liraya ihtiyacımız var; mühim bir meblağ değil, isteseniz hemen toparlayabiliriz" gibi hissi cümleler kurarak yeni bir yardım kampanyası başlattı; devamı da gelecekmiş. Allah hayır sahiplerinden razı olsun. Eğitim meselesinin desteklenmesi hayırhah bir iştir. Nitekim Milliyet gazetesi gazete görüşünü bildiren dünkü imzasız başyazıda özetle diyor ki: "Son gözaltı dalgası ağırlıklı olarak eğitimcileri ve gönüllü faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile bağışta bulunan hayırsever vatandaşlarımızı hedef aldı. Eğitim, dünyanın her yerinde kutsaldır; eğitimi sekteye uğratan her faaliyet tepki çekmeye mahkumdur.? Son dalganın yarattığı en büyük rahatsızlık, hayatını yalnızca başka insanların iyiliğine vakfetmiş Prof. Türkan Saylan gibi gerçek bir kahramana yapılanlardır."

Aynen katılıyorum; acaba Milliyet gazetesi, şu ibarede kasdettikleri kurum ve şahısların ad değişikliğine uğraması halinde aynı vâveylâyı koparır mıydı şüpheliyim ama!

Mesela şöyle bir cümle: "hayatını yalnızca başka insanların iyiliğine vakfetmiş Fethullah Gülen gibi gerçek bir kahraman..."

Buyrunuz size samimiyet testi. Eğitimse eğitim, gönüllülük ise gönüllülük; fark var mı arada?

"Aa, onlar F Tipi cemaat ama" itirazlarını duyar gibi oluyorum. Bayan Saylan'ın hayır teşkilâtı da Üstad Weber'in Cemiyet tipolojisine tastamam uyan bir "community"dir neticede. "Ama bu dinî bir cemaat değil ki, laikiz biz ayol" itirazlarını ciddiye almamak zorundayım, zira Bayan Saylan'ın kerrât ve iftihâr ile "Şeriata karşı" olduklarını beyan etmesi, o vakfı, Hilmi Yavuz'un tâbiriyle "tastamam" bir dinî cemaat yapar. Niçin diyeceksiniz, çünkü "Şeriat", teknik itibarla İslâm Fıkhı'nın özel ismidir. Bayan Saylan, şeriat hususundaki münâferetini, diğer dinlere teşmil etmek gibi bir gayret göstermiyor; o, hassaten İslâm şeriatına karşıdır ve bu tutumuyla o pekâlâ "dinsel", hatta bana göre "tinsel" bir tutum sergileyerek kendini angaje etmiştir. Bir dinin hukukuna karşı olmak, tersinden bir dinî vaziyet alıştır. Yanlış düşünüyorsam, kendisi düzeltsin.

Kaldı ki Bayan Saylan'ın -kendisi farkında olmasa da- "dinsel bir cemaatin tinsel bir lideri" olmak hakkı vardır; hattâ ve hattâ başörtüsüyle okumak isteyen kızları bilinçli bir ısrar ve nefretle, "Teyze bizi okula gönder" kampanyası dışında tutup, onları okullarda görmek istemeyecek derecede negatif ayrımcılık yapıyor olsa bile.

Zira bu bayan, kendisini mistik bir dille savunmaya kalkışan belkemiksiz köşeci esnafının çoğundan çok daha mert görünüyor bana.


Kaynak (Arşiv)