Yav he, he!..

Oyların takriben yarısı sayılmış durumda şu an.

Tablo netleşti: AK Parti seçimi kazandı.

Seçim dalavereleri, her seçimde rastladığımız şeyler; belki bu seçimde biraz daha fazla müşahede edilmiş olabilir fakat bu hadiseler tabloyu flulaştırmaz. Büyük resim bellidir. AK Parti’nin seçim stratejisi kazandı: “Seçim nasıl kazanılır?” sorusunun cevabını en iyi AK Parti biliyor.

Bu sonuç hoşuma gitmedi; hoşuma gitse de gitmese de kazananı tebrik ederim.

Bu tespitten sonra bugünden sonra ne olacağına bakalım: Başbakan, normal şartlar altında saygı duyulması gereken bir feragatle kendini bütün adayların önüne koyarak insanüstü bir gayret gösterdi. Çok çalıştı, büyük riskler aldı.

Ses kısıklığına rağmen Van ve Diyarbakır mitinglerinde konuşması, siyasi hayatımızın unutulmayacak sahnelerindendi. Politikalarını kesinlikle tasvip etmiyor ve yanlış buluyorum fakat bu, onun “büyük lider” olduğunu vurgulamama engel olmaz. Keşke büyük lider olmanın, siyaset “iyi” olmanın yanı sıra bütün Türkiye’ye güven vermek noktasında “iyi” olmayı da başarabilseydi; keşke bu seçim kampanyasını kendisini tasvip etmeyen herkesi ötekileştirmek, hatta ihanete varan suçlamalarla töhmet altında bırakmak yerine o meşhur balkon konuşmalarındaki toparlayıcı, kucaklayıcı ve kuşatıcı tavrıyla sürdürebilseydi!

Keşke bu seçim zaferinin keyfini “buğz” üzerine kurulmuş bir hesapla değil, “Hubb”a dayalı bir yaklaşımla çıkarmayı tercih edebilseydi…

Bu seçim zaferinin en derin hayal kırıklığı kaybedenlerin, kendilerini -tabiri biraz ağır olacak ama- gülünç hissetmeleridir ve bu safiyet duygusuyla şimdi ne kadar dalga geçilse yeridir.

Oysaki gerçek demokrasi zaferleri, kaybedenleri de onurlandıran başarılardır.

Seçimler harp değildir; kazananla kaybedenler seçimden sonra da beraber yaşamak, birbirlerine güvenmek, hatta sevmek zorundadır.

Halbuki bu seçimin en çok akılda kalan cümlesi, “Onlara su bile yok” ibaresiydi.

Bu ibareyi “milli irade” tasvip etti; sağduyusuna güvendiğimiz halkımız, bu cümlede sakıncalı bir muhteva görmedi.

Halkımız istikrarı öngördü; dereyi geçerken binek değiştirmeyi uygun bulmadı. Yolsuzluk söylentilerinin kendi hayat tarzını, gelir durumunu etkilemediğini fark edince “tecrübe”den yana tercih kullandı.

Milletin derin irfanı böyle düşündü; böyle düşünmemesi gerektiğini söyleyip duran benim gibilere ise bıyık altından gülüp, “Yav he he!” diyerek iradesini tescil ettirdi.

AK Parti’yi başarısından ötürü nasıl tebrik ediyorsam, milli iradenin verdiği karara da saygı duymam gerektiğini de biliyorum.

Muhalefet cephesi kaybetmiş görünüyor; gerçekte kaybeden idealist yaklaşımlardır, ahlakçılıktır; siyasetin daha yüksek, daha doğru ve daha dürüst bir seviyede yürümesini bekleyen çocuksu iyimserliktir.

Ülkemizin ve siyasi hayatımızın geleceği adına bu tesbit, hiç de hoş bir durum değil. Siyasetimizin bundan sonraki safhaları yine yüksek tansiyonda, bıçak sırtında cereyan edecek. Halktan “olur” alan bu stratejinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne türlü gerilimlere yol açabileceğini düşünmek bile sıkıntılı.

NOT: Seçim izlenimi yazdığım iki ilde, Şanlıurfa ve Sivas’ta yarışın başa baş geçeceğini belirterek okuyucularımı yanılttığım için alenen özür diliyorum.


Kaynak (Arşiv)