Vasatsınız vasat!

Devlet içindeki yeri itibariyle başı-sonu belli olmayan, kılık değiştirebilen, ele-avuca sığmayan, devlete hizmet etmek yerine başka odaklara sadakati daha önde tutan bir fitne-fücur çetesinin varlığına iman etmenin ‘orta karar okuryazar'lara nasıl büyük bir kafa konforu verdiğini fark edebiliyorum.

‘Komünizm tehlikesi' de, ellili yıllardan beri aynı kafa rahatlığını sağlamıştı bizde. Gün gelip Komünist Parti'nin orak-çekiçli beylik amblemiyle 19 milyon seçmenden sadece 13.500'ünün oyunu aldığını görünce bizi kimin enayi yerine koyduğunu hayli düşünüp gülmüştüm. İç ve dış düşman edinmeden varlığına doğru dürüst bir mânâ veremeyen devletimiz, orta halli okur-yazarlar için şimdi ‘paralel tehlike'yi dolaşıma soktu ve bu keşfini milli siyaset belgesine yazmayı başardı. Şimdi bazıları söyleyeceklerine başlamadan evvel hamdele-besmele sadedinde, ‘Ben paralel filan değilim, bakın nasıl da araya mesafe koyuyorum' demeyi şiar edinmiş bulunuyorlar.

Canları sağ olsun, vasat (Mediocre) okur-yazarlığın en yaygın tezahüründen biri de budur; devletin hedef tahtasına mıhladığı millî ve tehlikeli düşmanı tokatlama sırasına girmek Türkiye'de bir nemelâzımcılık klasiğidir. Hele siz de tokat yeme tehlikesi altındaysanız, “Öpülecek ben değil, aman karıştırmayın, işte bunlardır” diyerek okkalı bir sigorta poliçesi satın almayı ihmâl etmezsiniz!

Anlıyor ve anlayışla karşılıyorum; anlayışla karşılamak onaylamak mânâsına gelmiyor ama...

Bayram sabahı Türk dış politikasında önemli bir yörünge değişikliği oldu. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, bayram namazı çıkışında gazetecilere, “Bir süre daha Esed'in geçiş döneminde yer almasını kabulleneceğiz galiba” anlamına gelen cümleler sarf etti. Bazı dış politika yorumcuları, “Yine çark etti, U dönüşü yapmak zorunda kaldı” demeye getiren şeyler söyledilerse de önemli bir ayrıntı unutuldu.

Türkiye'nin dış siyasetini bir kişi belirliyor! Milli Güvenlik Kurulu, Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı'nı geçtik, Parlamento'ya bile bu gibi önemli rota değişikliklerinde bilgi verilmiyor. Bir kişinin izlenimleri, düşüncesi, gelecek hakkındaki projeksiyonu, belki endişeleri ve vehimleri koca devletin dış siyasetini tayin ederken diğer kurumları ve elbette bütün Türkiye'yi sevimsiz bir emrivaki ile baş başa bırakıyor. Bu mesele mevzuat boşluğunda kalmış, ihmâle uğramış bir ayrıntı değil; anayasa diye temel bir metin var ve bu metinde bütün kurumların görev ve sorumlulukları ayrıntısıyla verilmiş.

Olabilir fakat fiili ve tatsız durum şudur: Anayasanın en temel ve bağlayıcı hükümleri askıda. Dış politikamız bir kişiye tabi, iç politika, ekonomi ve güvenlik siyaseti de öyle. Türkiye'nin en önemli problemlerinden Kürt meselesinde barış masasında siyasi müzakere tercihini seçen de odur, bunu yanlış bulup ibreyi 180 derece çevirerek çatışma diline geçen de... Seçim sonuçlarını o yorumluyor, koalisyon kurulup kurulmayacağına o karar veriyor, yeni seçim tarihini o belirliyor, mahkemelere kimden hesap sorulması gerektiği hakkında o yön gösteriyor. Döviz kurları, faizler, Merkez Bankası'nın davranışları hakkında bile o tek belirleyici. Ve kimseye hesap vermiyor, sadece o konuda anayasanın ilgili hükmünü geçerli sayıyor.

İşin tuhaf tarafı, anayasal kurumlar başta olmak üzere –bazı basın kuruluşları hariç-, bütün devlet, onun tek kişilik güç gösterisini seyretmekle yetiniyor ve o, başkanlık sistemlerinde bile görülmeyen bu siyaset resitalini (Tek kişilik gösteri) ‘Paralel tehlikesi'ni işaret ederek izah ediyor.

Şimdilik ‘Paralel tehlikesi'ni ciddiye alarak devletin ve muhterem kamuoyunun seyrettiği istikamet budur. Orta halli fikir ve kalem erbabına duyurulur.


Kaynak (Arşiv)