Uzun yol otobüslerine vedâ!

Harem’deki otobüs garajı biz taşralıların zihninde kolay silinmeyecek bir iz bırakmıştır zira filmlerden, takvim yapraklarından, tablolardan bilinen İstanbul’un ilk mânidar sûreti, evvelâ Harem sahillerinde görünüyor.

1972 yılının Eylül’ü de, hangi gün bilmiyorum. Bütün gece boyunca süren bir otobüs yolculuğundan sonra Selimiye Kışlası hizasından Harem’e doğru inen yolda arabalı vapur sırasına giren otobüsün penceresinden gördüklerimi hiç unutmadım: İskeleye paslı zincirlerle bağlanmış paslı ve yorgun yük gemilerinin metal kalabalığı arasından görünen emsalsiz Sarayburnu silueti büyülemişti beni. Köprü henüz hizmete girmediği için Sirkeci’ye geçmek için uzun ve yılankavi kuyruklar halinde sıra bekleyen otobüslerin yolcuları için Harem’de birkaç saat geçirmek, uzun ve sıkıcı gece yolculuklarından sonra herhalde ikramiye gibi tatlı ve lezzetli geliyor olmalıydı.

Uzun otobüs yolculukları, beraberindeki yüzlerce ayrıntıyla birlikte artık tarih oluyor, hatta oldu bile. O yüzden bir lâhza durup geriye bakarak zihin tazelemenin tam sırasıdır.

Harem otogarının ihtişam ve sefaleti

Harem otobüs garajı yıllarca İstanbul’un âsâp yorucu keşmekeşine girişin ve oradan kurtuluşun sembolü oldu. Memleket otobüslerinin kalktığı âşina yazıhaneler, memleketin kokusunu, hasretini dillendiren diplomatik temsilcilik binaları gibi hizmet verdiler. Günün her saatinde müthiş bir kalabalık, gürültü, boğucu egzoz gazlarına karışan ızgara köfte kokularının ağırlaştırdığı atmosferiyle Harem, İstanbul’un nizamiye kapısı gibiydi.

Geçenlerde bir hemşehrime selam vermek için uğradığım Harem terminalinde şaşırtıcı olmaktan ziyade ürkütücü bir sâkinlik ve tenhalıkla karşılaştım. Her zaman onlarca otobüsün gemiler gibi sırt sırta yığıldığı peronlar bomboş, yazıhane önlerinde o eski ve görkemli kalabalıktan eser yok. Birkaç yolcu ortalıkta geziniyor, birkaç otobüs girip çıkıyor ama Harem’e bir şeyler olmuş. Kırk yıldan beri burada yazıhane işletmeciliği yapan liseden arkadaşım Mahmut’a, “Bu ne hal, hayırdır, taşınıyor musunuz yoksa?” diye sordum. Taşınmasına taşınacaklarmış da asıl sebep bu değilmiş;

- Yakın zamana kadar günde on otobüs gönderdiğimiz vilayetlere şimdi iki otobüs dolduracak müşteri bulamıyoruz. Nereye gidiyor bu insanlar? Uçağa yöneliyorlar. Neredeyse otobüs fiyatına uçak seferleri düzenleniyor Anadolu şehirlerine. Günde üç beş uçak seferi olan bir yere otobüsle gitmek cazibesini kaybetti. Sektörümüz artık inişe geçti, eski günler geride kaldı!..

Sahi, son on yıl içinde sessiz sedasız müthiş bir inkılap geçirdik ve bu süreç hâlâ devam ediyor. Bu inkılabın adı, otobüs fiyatına uçak. Otobüsle yirmi dört saat, belki biraz daha fazla çile çekerek yarı baygın bir halde uzak şehirlere yolculuk dönemi artık bitti denilebilir. Türkler uçağı keşfetti ve uçak yolculuğu, bir zamanlar lüks addedilen bir prestij mevzuu olmaktan çıkıp harcıalem bir tüketim kalemi haline geldi.

Eski otobüsler ne olur?

İyi de oldu ama n’olacak bu şehirlerarası otobüslerin hali?

Otobüs firma sayısında hızlı bir düşüş var, aşağı yukarı her ay 1 firma kepenklerini kapatıyor. 10 yıl kadar önce 600 otobüs firması faaliyet gösterirken, bugün ayaktaki firma sayısı 330 seviyelerinde. Ortalama rakamla her gün bir firma kapanıyor. Otobüslerde doluluk oranı yüzde 40’a kadar düşmüş. 500-600 kilometreden daha uzun hatlarda düşüş daha belirgin hale geliyor.

Çâresi ne peki? Neredeyse yarım asırdan fazla süren ve şehirlerarası yolculuğun mecburî sembolü haline gelen otobüsler hayatımızdan ve yollarımızdan tamamen çekilecek mi?

Hayır, otobüsler yine olacak ama eski altın çağın bittiğini söyleyebiliriz. Otobüs seferleri uzun hatlardan kısa hatlara yönelecek. Orta ve kısa mesafeli yollarda yolcu konforu öne çıkacak. Sektöre vergi indirimleri, belki bir miktar mazot iskontosu hakkı tanınacak ama otobüsler yine varlığını sürdürecek. Havaalanları, limanlar, demiryol bağlantıları arasında kalan büyük alanlardaki tâli yolların kılcal damarlarında otobüsler yine vızır vızır işleyip duracak.

Unutmadan başlıktaki sorunun cevabına gelelim: Eski model otobüsler, vaktiyle ne kadar büyük borçlar ve risklerle edinilmiş olursa olsun, yeni bir model furyası çıktığında köy ve kasaba yollarında çile doldurmaya devam ederlerdi. Ünlü otobüs üreticisi firmaların her yeni model pazarlaması esnasında köy seferlerinin de kalitesinde artış görülmesi bu yüzdendi.

Yine öyle olur herhal!

‘Nasıl yani?’ diye sorduklarında...

Bir sonraki kuşak, bazen otuz saati bulan uzun otobüs yolculuklarının hikâyesini duyduklarında, “Nasıl yani?” diye hayret edecekler, “Otuz saat daracık bir koltukta ırgalana sarsıla yol mu giderdiniz sahiden? Yanınıza tesadüfen oturan bir başka yolcu ile sırf yarenlik olsun diye bütün dertlerinizi, endişelerinizi, hatıralarınızı hatta hayat hikâyenizi paylaşır mıydınız? Otobüsün durduğu dinlenme tesislerinde (!) yol nevâlelerinizi bir araya getirip uykudan kapanan gözlerle zehir gibi acı ve koyu bayatlamış çaylar mı içerdiniz?”

Bu sorulara “evet, aynen öyle olurdu” diye cevap vereceğiz artık; üstelik onların bilmediği, sormayı akıl edemedikleri daha nice ayrıntıyı da yâd ederek...

Meselâ aynı hatta sefer yapan otobüs firmalarının arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen rekabet hikâyelerini hatırlamamak olur mu? Otobüslerde muavinin her isteyene bidon ve bardakla su dağıtmalarını, daha sonra nerede hangi şartlarda doldurulup paketlendiğini hatırlamak bile istemediğiniz plastik küçük poşetlerdeki su ikramı başladığında nasıl sevindiğinizi, hele hele yakın zamanlarda termosla ikram edilen sıcak suyla çay, kahve ve kek ikram edilmeye başlanmasıyla nasıl mutlu olduğumuzu nasıl hatırlamazsınız? Otobüslerde her tiryakinin kimseden izin almaya bile lüzum hissetmeksizin baca gibi sigara tüttürdüğü, isteyenin azığından çıkardığı soğanlı sarmısaklı, çemenli dürümlerle bütün otobüs ahalisine eziyet çektirme pahasına karnını doyurduğu, gecenin bir yarısında çocuğunun çişi gelmiş bir annenin otobüsü durdurarak yol kenarında evlâdına hâcet gördürdüğü demleri de hatırlamak ister miydiniz bilemiyorum.

Otobüs nostaljisi mi: asla!

Birkaç kuşağın zihninde şehirlerarası otobüsler ayrılığın, kavuşmanın, sılanın, gurbetin timsali oldu. Garajlardaki kahve ve lokantaların, hediyelik eşya satan dükkânların pejmürdeliği, aktarma yapmak zorundaki yolcuların kıyıda bucakta, bazen banklar üzerinde, eğer varsa otogar mescidinin kuytuluklarında başlarını bir yere koyup kestirmeye çalışmaları zihnimizden kolay silinmez hatıra parçalarıdır.

Bizim kuşağın hayatında otobüslerin çok iz bırakıcı bir payı vardı. Uçak seferlerinin sıradanlaşması ve ucuzlamasıyla başlayan yeni ulaştırma tarzını sevdik; bu yüzden “Neydi o otobüslü günler?” nostaljisinin kimsede yürek sızısına yol açacağını sanmam.

Bir demdi, geçti gidiyor!


Kaynak (Arşiv)