Turfa müneccim!

Yaklaşık bir aydan beri, “Çok kötü şeyler olacak” ikazları tekrarlanıyor; nezaketen ikaz diye isimlendiriyorum, bir başka açıdan ortalığa korku ve endişe telkin etmek diye de okunabilir.

Elverişli yaklaşımdır; çok kötü şeyler olduğunda, “Eh, ben söylüyordum zaten; netekim oldu”, olmadığında ise “Vaktinde ikaz ettim de, ondan kurtardınız” denilir ve her hâl ü kârda haklı çıkmanın rahatlığı ile bütün süreç esnasında gündemde olmanın hazzı yaşanır.

Nasreddin Hoca’nın heybesi kaybolmuş. Komşularına duyurmak için yüksek sesle, “Heybemi bulun, yoksa ben ne yapacağımı bilirim” diye bağırmaya başlamış Hoca. Birisi, “Bulunmazsa ne yaparsın Hoca?” diye sorunca o da, “Evde eski bir kilim var; kesip yeni bir heybe dikeceğim” cevabını vermiş.

Nedir o olabilecek kötü şeyler? Tahmin etmek zor değil; bir kısım basın aracılığı ile gelen sinyallerden kimlerin “Ömer” demek için ağzını nasıl büzdüğü gayet rahat okunabiliyor. Evvela birtakım mutemedlere bir örgüt şeması çizdirilecek; ardından, örgütün her kademesinde kimlerin bulunduğu, “teşkilât”ın nasıl çalıştığı, dış ve iç bağlantıları kaleme alınacak. Sonra da her örgüte lazım olan kilit isimler sıralanarak hangi suçlarla itham edildikleri iddianameye yazılacak. Ardından gözaltılar başlayacak. Bu esnada kaç kişinin “toplanacağı” hazret-i men leh’ül-emre göre değişebilir bir ayrıntıdır; 20 de olur 200 de, 2 bin de. Gazâb-ı şâhâneye bağlı bir husus! Bazı gazeteler, “İşte darbe örgütü” diye manşetler döşenecek, altına “Oynadılar güldüler; layıklarını buldular” mealinde yorumlar yazılacak vesaire... Bir hadisenin mânâsı, konuya nereden bakıldığına göre değişir.

O kötü şeyler oldu zaten ve olmakta da devam ediyor; meselâ 30 Mart seçimlerini İstiklâl Harbi’nde teşbih etmek öyledir; devletin içine virüs gibi, ur gibi paralel yapılar girdiğini ileri sürmek öyledir. 55 bin fotoğraf karesiyle durdurulan kamyonlar rezaleti arasında bağlantı kurmak öyledir. 17 Aralık soruşturmalarını darbe diye niteleyip bunun bütün millete yönelik bir suikast olduğunu ileri sürmek öyledir. Şike davasını bile eğip büküp paralel yapıya ihâle etmek de öyledir. Daha da beteri, anlaşılmaz bir panik hissiyle hukuku kağşatmak, beğenmediği yargı mensuplarını siyaset kürsülerinden lekelemek, inanan insanların arasına siyasi hırs uğruna tefrika sokmaktır.

Yevmiye üç-beş defa; gerekli ve gereksiz her vesilede; havada, karada ve denizde; yurtiçinde ve yurtdışında, milli temsilciliklerde, muhataba ve vesileye bakmaksızın aynı metni tekrar be tekrar seslendirerek, üstelik aczini itiraf pahasına paralel devlet yapılarından sızlanmanın yanında şu mâhut “örgüt” hakkında dava dosyasının sanıklar kapsamına girmek leblebi çekirdek kalır.

Kehânet savurmaya, bîgünâh insanların kalbine endişe salmaya gerek yok. Hamdolsun “açık toplum”da yaşıyoruz! Memleketin muktedirleri, iyi kalpli kenar mahalle kızlarının gazozuna ilâç atarak onların mâsum emellerini kirleten paralel yapıların kimler olduğunu ve başlarına neler geleceğini, üstelik tehdid edâsıyla bağırarak söylüyorlar zaten...

Bu kehanetler, bana öyle geliyor ki muktedir takımının, maneviyat kırmak ve saffı çözmek için fısıldadığı kara propagandalar cümlesindendir. Kusura bakılmasın; “kötü şeyler olacak” deyip durmak, hastanede hemşirelerin iğne yapmadan önce hastaya “derin bir nefes alın” demesini hatırlatıyor. Bir gün merak edip sebebini sorduğumda hemşire hanım, “Derin nefes almayı tavsiye ediyoruz çünkü hastanın dikkatini dağıtıyor.” demişti!

El mukadder lâ’yü gayyer ya hû! En kötü ihtimâl, çete, örgüt, haşhaşi, paralelci ithamıyla bir dava dosyasına girmek değil, yarın Hakk’ın divanına mahçup ve zelil çıkmaktır.


Kaynak (Arşiv)