Tevbe; nâm-ı diğer: Özeleştiri!

Konya'daki yurt faciası ilginç ayrıntılarla dolu; ilk hatırladığım şey, Diyanet adına yapılan, "Bu kursla bizim ilgimiz yok!" açıklaması. İkincisi kurs faaliyetinin izinsiz ve kaçak yürütülüyor olması. Küçücük bir beldede böyle bir ayrıntının gözden kaçırılması garip değil midir?

Üçüncüsü, vaktiyle binayı yapı tekniği bakımından denetlemekle görevli resmi mercilerin, "denetlemiştik, bir şey yoktu" diyebilmesi. Dördüncüsü, olayın üstünden bunca gün geçmesine rağmen evlâtlarını kaybedenlerden kimsenin şikâyette bulunmayışı!

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, şu sözleri söylemekte yerden göğe haklı: "Çocukların dağ başında ne idüğü belirsiz yere hapsedilmesine göz yumanlar takib edilmeli ve cezalandırılmalıdır. Bunlar ortaçağ artığıdır. Bunlar çağdaş devlet denetimi dışında olmaz. Kim görevini yapmamışsa onların yakalarına yapışılmasını talep ve takib ediyorum."

Yıkılan binada Kur'an kursu hizmeti veriliyor; elmayla armutu karıştırmayacağız: Kur'an'a hizmet etmek ayrı bir şey, bu hizmeti verirken kanuna, yönetmeliğe, bilime, teknolojiye kulak asmamak, işi gizli kapaklı "korsan" yürütmeye kalkışmak daha ayrı. Kültür Bakanı'nın tepkisi fevkalade doğru ve hakçadır ve meselenin öteki yüzünü teşhir ediyor; onu bu haklı isyanında ve eleştirisinde yalnız bırakmamak, desteklemek gerek.

Ne yapılabilir?

Çok şey: Evvelâ faaliyetlerini kanun ve nizama uygun yürüten bütün Kur'an kursu yöneticileri ortak bir açıklama yaparak yanlışlığın altını çizer ve sorumluları kınarlar; ardından yetkilileri göreve davet ederek hizmet verilen binaları teknik, idari ve eğitim hizmetleri açısından yeniden denetlenmesini taleb ederler ve verdikleri Kur'an hizmetinin niteliği hakkında toplumu iyice bilgilendirirler. Dileyen her vatandaşın, faaliyetleri yerinde görmesi ve fikir sahibi olması için kuruluşlarını şeffaf hale getirirler. Eksikleri varsa giderirler ve kusurlarını örtbas etmeye kalkışmazlar.

Bir yerde "dinî hizmet" veriliyor olması, "kol kırılır yen içinde" anlayışını tevlid etmemeli.

İkinci safhada yapılması gereken şey, inançları konusunda titizlenen insanların, bu gibi hizmetlerde bulunan kuruluşlardan daha yüksek kalite talep etmesidir. Bakkaldan yoğurt alırken üretim ve son kullanma tarihlerini tiftiklemeye başlayan toplumumuzun, evlâtlarına kimin, nasıl, hangi vasıfta ve kimler tarafından dinî eğitim verildiğini de merak etmesini bekleriz.

"Din" kelimesi, eksiği ve ayıbı örten değil, izâle eden, ortadan kaldıran bir etki gücüne kavuşturulmalı; bunu ancak biz yapabiliriz.

Kimse şikâyette bulunmamış; niçin? İşin içinde minnet duygusu rol oynamış olabilir mi? Bu hizmetler büyük ağırlıkla Allah rızası için "meccânî" yürütülmekte. "Davacı olursam nankör durumuna düşer miyim?" diye mi düşünülmektedir? Hiç ilgisi yok halbuki, kamu davası zaten açılmıştır ama birilerinin öteki çocuklar ve gençler için bir şey yapması lâzım; başka hayatlar kurtulabilsin diye...

Dinî kavram ve kurumları eleştirirken bilgisizlikten ötürü züccaciye mağazasına girmiş filler gibi davranan basın kuruluşlarını, siyasetçileri haklı olarak eleştirdik. Eleştiride inandırıcılığı korumak için bizler de her yanlışa aynı mesafeden bakabilmenin üstesinden gelmeliyiz.

"Tevbe" diye bir kavram var dinde; tevbe, nâm-ı diğer özeleştiri; hatayı tesbit etmeden (bâtılı bâtıl olarak bilmeden), doğruyu tercih edemeyiz (Hakk'ı hak bilip Hakk'a ittibâ!). Bu kadar sabî, Kur'an hizmeti yolunda şehîd olmuş, bu fiilin bir tevbekârı çıkmayacak mı?

Bir kişiden, üç-beş kişiden bahsetmiyorum; bu hadisenin ciddi bir özeleştiri ve teşrih hesaplaşmasına dönüşmesini temennî ediyorum.


Kaynak (Arşiv)