Teşekkürler Türk Sineması: 100. yılın kutlu olsun!

Bu yıl Türk Sineması’nın 100. yılı kutlanıyor. Burada hemen, “Yüz yıl önce ne olmuştu ki, Türk Sineması’nın başlangıcı oluyor?” suali akla geliyor.Tarih 14 Kasım 1914. Birinci Cihan Harbi’nin ilk aylarındayız.

Osmanlı ordusunun genç ihtiyat zâbitlerinden (yedek subay) Fuat Bey (Uzkınay), güçlü ihtimalle İttihat ve Terakki’nin arzusu üzerine ve mevcut siyasi konjonktürün elverişliliğinden hareketle aldığı emir gereği o günkü adıyla Ayestefanos mevkiinde bulunan Rus Kilisesi’nin, levazım birlikleri tarafından havaya uçurulmasını filme çekiyor. Fuat Bey bu sahne için 150 metre uzunluğunda film kullanıyor ve bu film, Türk Sineması’nın başlangıcı için milâd kabul ediliyor.

Peki bu önemli film nerede diye sual etmenin mânâsı var mı bilmiyorum; kaynaklar ittifakla filmin kaybolduğunu belirtiyorlar.

*

Şu Ayestefanos Kilisesi üzerinde biraz durmakta fayda var.

Tarihimizde ‘93 Harbi’ diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşı’nda, bilindiği gibi mağlup olmuştuk ve Rus kuvvetleri, bugünkü İstanbul’un Yeşilköy (O zamanki adıyla Ayestefanos) bölgesine kadar gelmişlerdi. Apar-topar imzalanan barış anlaşmasında büyük tavizler verildikten sonra Rus Ordusu, savaş esnasında bu cephede ölen 5 bin civarında Rus askerinin hatırasını yaşatmak için Yeşilköy’e büyük bir abide yapılma şartını Osmanlı hükümdarına kabul ettirdi. Bugün Florya Atatürk Ormanı’nın arkasında kalan sırtta, Şenlikköy tarafında yapılan abide aslında bir kilise idi. Rus mimar Bazarov tarafından yapılan abide-kilisenin imar masrafları, anlaşma gereği Osmanlı hükümetince karşılandı; civarda maktul düşen Rus askerlerinin kemikleri toplanarak abide çevresine gömüldü; ne var ki Ruslar çekildikten sonra yüksek yapısıyla dikkat çeken bu abide, inşa edildiği 1893 tarihinden beri Osmanlı vatanperverlerinin gözüne bir diken gibi görünüyordu ve bunda haklıydılar. 1914’te şartlar elverişli hale gelince yazar Aka Gündüz’ün konuyu gündeme getirmesiyle abide yıkıldı ve Fuat Bey, yıkımın filmini çekerek Türk sinemasını başlatmış oldu.

Bu “Milât” filminin kaybedilmiş olmasının anlamını sizlere bırakıyorum.

Yeşilköy’deki hezimet anıtı

*

Türk Sineması’nın 100. yılı başlığı beni heyecanlandırıyor çünkü bu yüz senenin yaklaşık olarak 55 yılını, yani yarıdan fazlasını yerli film seyrederek geçirmiş biriyim; seyretmek kelimesi yeterli değil, severek, sevinerek, zevk alarak demek belki daha doğru olacak.

Bugün olmuş hâlâ mutfakta hep bir arada yemek yenirken tezgâh üstündeki TV ekranında illâ ki bir yerli bulup seyretmek veya dinlemek zevkinden vazgeçemiyorum; dinlemek de dahil, çünkü yerli filmlerimiz sadece göze değil kulağa da hitab eden birbirinden eşsiz repliklerin, tarihe geçmiş dublaj sanatçılarının da sinemasıdır.

Seyrettiğim ilk Türk filmini hatırlayabiliyorum: Ham Meyva. Başrollerinde devrin unutulmaz sinema yıldızı Muhterem Nur’un ve diğer rollerde Göksel Arsoy, Vahi Öz’ün oynadığı filim 1957’de çekildiğine göre Sivas’ın meşhur Yalçın Sineması’nda bu filmi seyrettiğimiz tarih 1958 veya 59 olmalı.

TCDD lojmanlarında oturan işçi ailelerinin hanımları, önceden sözleşerek gündüz matinesine gidiyorlar. Yanlarında henüz beş yaşlarını süren yazarınız da var. Filim acıklı, filmin müziği acıklı; annem, diğer komşu hanımları ha bire ağlıyorlar. Demek ki film iyi iş çıkarıyor...

*

Yıllar önce, yeni Milenyum’a girerken âdet olduğu üzere geçtiğimiz yüzyılın muhasebesini yaparken, 20. yüzyılda Türklerin başardığı en anlamlı şeylerin başında Türk sinemasının geldiğini ileri sürmüştüm; hâlâ aynı fikirdeyim. O günlerde bir dergi için kaleme aldığım yazının ilgili satırları şöyle:

“İllâ ki yerli filmler, illâ ki yerli filmler!

Birileri bana, ‘Türkler XX. yüzyılda yüzaklığı olacak ne yaptılar?’ diye sual ederse cevabım budur. Hayır, çok ciddiyim. Türk sinemasının siyah-beyazlı Yeşilçam günlerinin cızırtılı ses ve görüntülerle perdeye düşürdüğü sûret, içinde evrensel insan sıcaklığını, adalet hissini ve iyiliği yücelttiği için ‘Made in Türkiye’ etiketini taşımaya lâyık en mânidar eserimizdir”

*

Kültür Bakanlığı, bu mânidar yıldönümüne katkı olsun diye, yuzyilyuzfilm.com adı altında bir internet sitesi açarak en iyi 100 Türk filmini sormuş katılımcılara. 367 bin civarında insan açık ankete oy vererek 100 filmlik bir liste oluşturmuşlar. Eh, meraklıyız da, listeye göz attım; ilk sırada Susuz Yaz var, ikincisi Hababam Sınıfı, ardından Babam ve Oğlum, Eşkıya, Canım Kardeşim, Selvi Boylum Al Yazmalım sıralanıyor...

Listenin ortak anlamı şu; en güzel film, seyri en çok zevk veren film değil de, sinemanın 100 yıllık geçmişinde dönemeç taşı niteliğinde, sosyolojik karşılığı da bulunan bir liste oluşmuş sonuçta...

Aa, Vesikalı Yarim yok meselâ; bir Samanyolu yok; benim bayıldığım, kırk kere seyretsem bile “artık yeter usandım” demediğim, o gönül telini titreten filmler yok; nasıl olmaz? Hani anket olmasa, onbinlerce insanın açık oylamayla sıraladığı bir liste olduğunu bilmesem işin içinde fesat arayacağım fakat öyle değil elbette.

Zevkler ve renkler tartışılmaz; demek ki ‘millî irâde’ böyle münasip görmüş deyip gönlümüz burkulsa da saygı göstereceğiz!

Yedek subay Fuat Uzkınay

*

Tam yeridir; yeni uydu düzenine geçeli beri ekranları hücum edercesine dolduran yüzlerce kanalın en az yarısı, sabah akşam demeden delirmiş gibi yerli film gösteriyorlar; daha doğrusu aralarına biraz yerli film serpiştirilmiş ürün tanıtımı yapıyorlar demek daha isabetli olur. Mutlaka siz de fark ettiniz; gösterilen filmlerin neredeyse % 90’ı Kemal Sunal ağırlıklı.

Hazreti RTÜK bu işe ne der bilmem; eğer bu kanallar, gösterdikleri her film için merciine kanuni telif ödüyorlar ise Türk Sineması ihyâ oldu demektir; kesin bilmiyorum ama telif filan ödediklerinden şüpheliyim. Ne var ki TV seyircisinin en hassas yerine hitab edebilmeyi başardıkları açık. Yerli film, hele komedi türünden ise ve hele hele işin içinde Kemal Sunal varsa seyirciyi ekrana mıhlayıveriyor.

Bunun bir anlamı olmalı.

*

Uzattık, bağlayalım. Geçen bir asır içinde Türk sinemasına emek veren herkese, set işçisinden şoförüne, oyunculardan sanat yönetmenlerine, dublajcısından, montajcısı ve post prodüksiyon ekiplerine kadar herkese, bu yazıyı okuyan herkes namına teşekkür ediyorum.

Sağ olun abiler, ablalar, rahmete göçenler, hâlâ iş görenler...

İyi iş çıkardınız!


Kaynak (Arşiv)