Terbiye dairesinde zaruri bir açıklama

Bu köşe babamın malı değil; emanet. Şahsî konulara tahsis edilmemesi gerekir fakat ağır bir cinnet dönemi geçiriyoruz. Bu cümleden olmak üzere birkaç günden beri gazete ve TV kanallarında ismimi vererek hedef gösterenler artmaya başladı.

İlki, on gün öncesine kadar “Ağabey” diye hitâb ettiğimiz, zevahiri halîm bir insan. Kendince birtakım sebeblerle gazetesinden ayrılıp bir başka mecrâa gitti; en tabii hakkıdır, hatta ayrılırken kendi gazetesini eleştirmesi de tabiidir.

Ne var ki bu kişi, bir süre önce, “Köy yanar deli taranır” başlıklı yazımın son paragrafını diline dolayarak yeni gazetesindeki köşesinde beni, “Tayyip Erdoğan düşmanı” olmak, “Yahudi efsanelerinden ve intikamcılığından yola çıkan yorumlara” yer vermekle itham etti. Bu ithamı küçük bir kurnazlığa dayanıyor. Alıntıda mânâsını bilerek vermediğim “ufarsin” kelimesi “ülken, hükümranlığın bölündü” anlamına geliyor. Mezkûr kişi ise, paragrafın, iktibas etmediğim bölümünü okuyarak, “Başbakan’ın ölmesini temenni etti” mânâsını imâ etti ve alelacele suç duyurusunda bulundu. Aynı gazetenin bir başka yazarı, bu yorumu çok elverişli bulmuş olmalı ki, “Sana ne oldu hoca, nasıl böylesine vahşi, pervasız ve gözü dönmüş bir varlık haline geldin” diyerek konuya dahil oldu; mesleğini birileriyle polemik yaparak icrâ ettiği için hızını alamayıp birkaç kere daha ismen sataştı; son olarak “Çirkin akademisyen” tabirini seçerek, “Durmuyor, durduramıyoruz” kelimeleriyle yeniden birilerine hedef gösterdi. Son olarak müstear isim ve resimle yazan bir internet yazarı, yağmur duasına çıkar gibi ölüm duasına çıktığımı ileri sürdü.

Takdir edersiniz ki bu ibareler eleştiri sınırını aşıyor; hedef gösterme ve tahrik mânâsına geliyor.

Önceleri gülüp geçtim. Benimle polemiğe girişmek, gazete sütunlarından karşılıklı atışarak hem köşe doldurup hem patronajlarına hoş görünmek arzuları açıktı. Cevap bulamayınca terbiye sınırını zorlamaya başladılar.

Açık söylüyorum: Başbakan’ın ölümünü dilemiş olsaydım, bunu daha net kelimelerle ifade ederdim. “Vallahi” böyle bir muradım yok; kaldı ki, yanlışlarda ısrar olunursa siyasî iktidarın sona ereceğini söylemek en tabii hakkım, görevimdir. Yazılı tarihin veya esâtirin herhangi bir meseliyle bir tezi vurgulamak defalarca misli görülmüş bir uygulamadır. Dolayısıyla Tevrat müfessiri veya İbranice uzmanı edâsıyla ortaya atlayıp, “Şunu demiş ama devamı da budur Sayın Başbakan’ım” yollu jurnallemeler ayıptır.

Okuyucularımdan özür diliyorum: Bu tavzihin gerekçesi, “Aa bakınız, defalarca itham ettik, cevap vermeyip sükût ikrardan gelir meselince suçu kabullendi” tarzında bir anlayışa yol açmamasıdır.

Yazdıklarım ortada. Doğru bulduğum icraatı destekledim; beğenmediğimi eleştirdim. Başbakan’a, hükûmete veya gazeteme karşı sadâkat borcum yok. Kalemim Başbakan’a veya bir başka ikbal mevkiine bağlı değildir. Son olaylar esnasında gazetemin tutumunu genel istikameti itibarıyla doğru bulduğum için ayrıca vicdanen müsterihim.

Allah ömür verirse, bu patırtı sakinleştiğinde bugün yazdıklarımdan yarın da utanç duymayacağıma inanıyorum. İyimserliğim, haklı ve mağdur cenahta durmaktan kaynaklanıyor. Beni hedef gösterenlerin de aynı muhasebeyi yapıp yapmayacakları kendi bilecekleri iştir.

Bu gazete ağzı bozuklar melcei değil; ben de terbiyemi mümkün-mertebe bozmamaya çalıştım; yine de sahibini tarif eden sıfatlarla beni hedef göstermeye çalışanlara misliyle mukabelede bulunmayı kendime yakıştırmıyorum. Terbiyeyi zaaf zannedip bu minvalde ısrar ederlerse kendilerini yargı önünde tezlerini isbata davet edeceğimi belirtmek isterim.


Kaynak (Arşiv)