Temiz beyaz havlu

Daha önce yarıfinal yarışmalarını seyretmiş, her iki atletin de finale kalmasına dikkat kesilmiştim. Eksik olmasınlar, Türk atletleri yıllardan beri yedi düveli önlerine katıp kovalamak suretiyle bizleri daha ilk turlarda elenmeye alıştırmışlardı.

"Hayırdır inşallah, bu kızlar hülle ile vatandaş yaptığımız Afrikalı kızlara de benzemiyor; ne iş?" derken kızlar final koşmaya hak kazandılar. "Fesübhanallah, bu bile başarıdır, bakalım daha neler yapacaklar?" diyerek final yarışmasını merakla bekledim.

Finalin son turu başlarında, "İşte şimdi geriye düşerler ve zaten normali de budur" diyerek kendimi hayal kırıklığına hazırladım; böyle anlarda kendimizi hayal kırıklığına alıştırmak milli sporlarımızdandır velâkin o da neydi; kızlar altın ve gümüşü art arda koşarak kazandılar; biri bizi mi işletiyordu?

Son elli metreyi ayakta, tam da Anadolu tipi gariban kızlarımızı alkışlayarak seyrettim ve itiraf ediyorum, yarıştan önce bizim kızların adını bile bilmiyordum; evdeki herkes ayağa kalktı, sanki kızlar bizi o anda göreceklermiş gibi alkış tuttuk, aferinler, tahsinler, maaşallahlar yolladık, mutlu olduk; halbuki beşer cinsini kendi tabiatını aşmaya doğru kışkırttığı için olimpik felsefeyle dalga geçen yazımın mürekkebi daha kurumamıştı ve bazı okuyucularım, daha doğrusu hariçten Zaman okuyan bazı "okuyucumsu" kardeşlerim hemen kaleme sarılıp, "Allah size akıl fikir versin; muhtemelen kızların başı ve vücudu açık saçıktır diye olimpiyat oyunlarına karşı çıkıyorsunuz; yuh yani, Eski Yunan'daki adamlar bile sizden daha ileride be!" diye saydırmaya henüz başlamamışlardı (Eski Yunan atletlerinin bizden ilerde olduğu kesindi çünkü onlar çırılçıplak yarışırlardı!)

O baygın ve geçkin tabirle, hamâsetten tüylerimizi diken diken eden bu iki esmer ve ufak tefek kızları neden ayakta alkışlamak lüzumu hissettik acaba düşünmeye başladım: "Aferin be, demek ki işi ciddiye alınca biz de yapabiliyormuşuz dedirttiler hepimize de ondan" dedim kendi kendime! Bu cümlede altı çizilecek iki husus; ilki hemen her işimizi genellikle ciddiye almadan yaparmış gibi davranarak geçiştirmek huyumuza yapılan acı gönderme, ikincisi "Biz de" derken ilave etmek lüzumu hissettiğim "de" takısı. Özellikle spor mevzuunda hiç özgüvenimizin kalmadığının resmidir bu; daha iki gün önce olimpiyatlara altı kere katıldığı halde doğru dürüst eleme turu bile geçemeyen bir milli yüzücümüze "Canın sağolsun arslanım, katılman bile olimpik bir erdemdir" diye teselli verirken birden bire, üstelik atletizmde, üstelik 1500 metre gibi zor bir koşuda, üstelik ilk ikiyi parselleyerek yarış kazanmak, içimizdeki eziklik merkezine yeni sinyaller gönderdi; "de" takısının sebebi bu!

Gelelim "Biz"e; merak ettiğim konu şuydu: Acaba Silivri'deki Ergenekon sanıklarıyla, referanduma evet diyenleri aynı heyecan noktasında buluşturan bir müşterek kalmış olabilir miydi? Bu soru, muhtemelen bazılarımız için anlaşılmaz bulunacaktır, izah edeyim: Son zamanlarda, içerideki rezilliklere ve lâubaliliklere isyanımı göstermek için milli futbol takımının maçlarında bile rakip takımı tutmaya başlamıştım ve galiba bu tepkide tek başına değildim. Yakın zamanlara kadar etrafında halkalandığımız pek çok milli, dini değer ve âdetlerimiz vardı; çoğunun cılkını çıkarmayı elbirliği ile başardık. Türk bayrağı, hatta bazı zaman Türk sancağı bile iç siyasi kamplaşmada bir tarafın remzi durumuna düşürüldü. Kezâ birbirimizin kıldığı namazı beğenmeyenlerimiz de vardır ehl-i secde ve kıble meyânında. Tekbir cümlesi, Kelime-i Tevhid ibaresini bile siyasileştirmedik mi? Geçenlerde gençlere hitab ederken, "Kalabalık bir yerde birisi 'Tekbiir' diye bağırır, diğerleri de ona cevap verirse en iyisi oradan uzaklaşın" diye ikazda bulunmuştum. İnsan, uğruna can-baş vereceği kelime ve sözler aleyhine böyle şeyler söyler, düşünür mü?

Ne kaldı toplumsal benzemezliklerimizi unutturup bir anlığına olsun hepimize ayakta alkış tutturacak? Milliyetçilik, "eser miktar"da kullanıldığında sadre şifâ bir şey iken siyasi tamah ile biz onu kamyonlarla istimâl, daha doğrusu suistimal ettik; bütün renkleri eprittik, misafire çıkaracak temiz beyaz havlumuz bile kalmamış.

Sağolun be kızlar; birkaç dakikalığına da olsa aslında hiç haz etmediğim insanlarla beni aynı heyecanda titreştirdiniz; güzel dersti. Tadı damağımızda kaldı.


Kaynak (Arşiv)