Suriye

Üç günden beri Suriye'de idim. Dış politika veya uluslararası ilişkiler konusunda bir uzman olmadığımı biliyorsunuz. Çoğunluğunu gazeteci ve iş adamlarının meydana getirdiği elli kişiye yakın bir toplulukla üç gün zarfında Suriye'yi biraz olsun tanımaya çalıştık.

Elbette yetersiz bir süreydi ve bu kısa zaman içinde sizlere gördüklerimden sağlıklı bir kesit aktarabildiğimi söyleyemem; intibalarımı bu kayıt ve şart altında değerlendirmenizi rica ederim.

Bir Türk işadamının arkadaşıyla sohbet ederken şöyle bir söz söylediğine kulak misafiri oldum: "Burası bizim otuz sene önceki hâlimiz!" Bu cümle bir Suriyeliyi belki incitebilir fakat durumu değiştirmez; nitekim bir Suriyeli aynı gözlemi şu sözleriyle doğruladı: "Biz sizin 1984'teki halinize benziyoruz; bir yere doğru dönüşmekteyiz ve bu süreçte kardeşliğinize ihtiyacımız var."

19 milyon nüfuslu bir ülke; halkın yarısı Şam'la Halep arasına tesbih tanesi gibi dizilmiş dört şehirde yaşıyor; nüfus az fakat herkesin derdi kendine göre. Siyasi sistem giderek yumuşamakta; yirmiye yakın siyasi parti faaliyet gösteriyor gibi görünmesine rağmen Hafız Esad'ın kökleştirdiği tek partili Baas rejimi bütün kurumlarıyla ayakta. Ne var ki yeni devlet başkanı Beşşar Esad'ın gerek kendi halkına, gerek dış dünyaya iyi niyetli, barışçı ve sempatik bir imaj çizmek için çok gayret sarf ettiğinde herkes hemfikir. Türkiye'yi ziyaretleri esnasında Beşşar Esad ve eşi, Ortadoğu'da liderliğin yeni yüzünü temsil eden güzel davranışlarda bulunmuş ve Türk halkının sempatisini kazanmıştı. Bu ziyaret sebebiyle fark ettik ki Suriye, Türkiye ile iyi ilişkiler konusuna özel bir ağırlık veriyor. Daha önceleri birkaç yüz milyon dolar civarında seyreden ticaret hacminin daha şimdiden 4 milyar dolara yaklaşması önemli bir işaret. Irak'taki ABD işgalinin doğurduğu sıkıntılar -ki mesela Suriye 1,5 milyon civarında Iraklı mülteciye mütevazı bütçe imkanlarıyla yıllardır ev sahipliği yapmaktadır- İsrail'in işgal altında tuttuğu toprakların barışçı yollarla iadesini sağlamak ve Lübnan gibi önemli madde başlıkları, siyasi sistemin şu günlerde hızlı liberalleşmesini şimdilik engelliyor gibi görünüyor.

Suriye, kendi yağıyla kavrulmaya, dik durmaya çalışan kimlikli bir ülke.

Kitabi olarak bildiğimiz ama yakından görünce daha iyi anladığımız en önemli hakikat ise şu: Suriye ahalisi ile bizim aramızdaki müşterekler çok fazla; sadece inanç bâbında değil, kültür, gündelik hayat, hayat felsefesi ve davranış bakımından da Türklerle Suriyeliler birbirlerini çok andırıyorlar. Suriye, aynı Türkiye gibi muazzam bir kültür birikiminin üzerinde durduğu halde, bu zenginliğinin nimetini henüz tadamamış. Altyapı eksikliği âşikâr. Öte yandan Suriyeli gençleri, Ankara, İstanbul veya Adana'da yaşayan yaşıtlarından ayırt etmeniz imkânsız. Tüketim kültürünün alâmetleri, sınır ve rejim tanımadan dünyayı tektipleştiriyor. Şam yakınlarındaki özel Kalamun Üniversitesi'nin kampüsünü Anadolu'daki benzerlerinden kolay ayırt edemezsiniz.

Geçiş sancıları içindeki Suriye'nin, Türkiye'nin yardımına değil fakat dostluğuna ve desteğine büyük ihtiyaç duyduğunu hissettik. Doğrusu Türkiye'nin büyüklüğünü ve gücünü hissetmek için bakış yerini yurtdışına taşımak gerekiyor. Ötedenberi Türk halkıyla Suriye halkı arasında mevcut bulunan zihnî sempati ve beraberliğin bu defa hükümetler çerçevesinde idrak edildiğini görmek beni şahsen çok memnun etti. "Bizi tehdit etmeyen", bilakis iyi geçinmek ve yakınlaşmak isteyen bir komşu kavramı kulağa çok latif ve munis geliyor.

Suriye konusunda daha uzun ve etraflı duracağım nasip olursa, fakat son zamanlarda orta halli Türkler arasında yaygınlaşmaya başlayan turizm merakını hatırlatarak belirtmek istiyorum: Bu ülke turizm ve sanat güzellikleri bakımından bir hazine; iki ülke arasında vize işlemleri kolaylaştırılırsa, neyi kastettiğimi daha iyi anlayacaksınız.


Kaynak (Arşiv)