Sulh?

Bugünün cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Hizmet Hareketi arasındaki anlaşmazlığın sulh yoluyla ortadan kaldırılabileceğini düşünenlerin iyi niyetini anlıyor ama iştirak edemiyorum. Hele Bank Asya’ya yönelen hasmâne politik tutumdan sonra hiç. Sebeplerimi sıralayayım:

1-Ortada çok belirgin bir asimetri var. Şu an itibariyle Sayın Erdoğan hükümeti, parti teşkilatını, bürokrasiyi, adalet ve emniyet teşkilatını, kendine bağlı basını, Ergenekon ve Balyoz lobisiyle birlikte Ulusalcı takımını ve hatta bazı anayasal kurumları son bir yıl içinde kendi safına çekmeyi başararak Hizmet aleyhine orantısız bir güç üstünlüğü kurdu ve bağımsız yargının hakemliğine imkân bırakmadı. Yolsuzluk soruşturmasını engellemek için bir dizi antidemokratik kanun çıkardı. Bu asitmetriden sulh çıkmaz; sulh talepleri ise ‘pişmanlık’ gibi algılanır.

2-Bu eşitsizlikte Hizmet’in galebe ettiği yegâne husus, hukuk içinde kalmak ve nefsi müdafaa meşruiyeti idi. Onca ağır ithama, hatta hakarete rağmen Hizmet Hareketi’nin hükümete darbe yaptığını ileri sürenler ve o yüzden cezalandırılması gerektiğini savunanlar henüz bir mahkeme kararı bile koyamadılar ortaya. Oysaki bu uğurda Sulh Ceza Hâkimliği uygulaması gibi bir garâbete gidildi, adliye bürokrasisi hallaç pamuğu gibi atıldı, binlerce polis ve memur nâhak yere eziyet gördü. Yine de Hizmet’in ‘haklılık’ savunmasındaki psikolojiyi aşındıracak ve çökertecek bir delil bulunamadı.Bu noktada ‘sulh’a razı olmak, kendine yöneltilen bütün hakaret ve zilleti kabul mânâsına gelecek.

3-“Erdoğan-Hizmet çatışması” hakikati tam aksettirmiyor. Zâhiridir, eksiktir ve yanlıştır; gerçekte Erdoğan bütün İslâmi toplulukları kendi otoritesi etrafında biata zorlayan bir blok teşkilini arzuluyor. Gazete ilanlarına imza koymaya davet edilen İslâmî STK’lar bu olgunun en bariz delili oldu. Hizmet, bu bloka katılmayı ve Erdoğan’ın biatı altına girmeyi reddetti. Erdoğan bu noktada politik zekâsını kullanarak Hizmet’i yolsuzluk operasyonunun tetikçisi gibi gösterdi. Kaldı ki yolsuzluk soruşturması hiç başlamamış olsaydı da Erdoğan yine de Hizmet’i etkisiz bırakmaya veya biat etmeye zorlayacaktı.

Bu fiilî gerçek de sulh arayışlarını anlamsız ve naif bırakıyor.

Herkese çok zarar vermiş olsa da siyasi hayat, bu gerilimden aşırı derecede etkilendi; bu etki önümüzdeki yılları da kapsayacak. Gözden uzak tutulmaması gereken nokta, Hizmet Hareketi’nin bu gerilimin tabii tarafı olmayışıdır. İran’a uygulanan ambargo ile başlayan para aklama trafiğinde istasyon rolü oynayan ve para trafiğinin rahat işlemesi için verilen siyasi rüşveti kapmaya çalışan kritik görevdeki bazı insanların uluslararası çapta dikkatleri üzerine çekmesiyle patlayan yolsuzluk furyası, bu açıdan iç dinamikten mahrumdur. Uluslararası sistem sadece para aklama trafiğinden ötürü değil, Türkiye’nin Ortadoğu’daki kritik rolü, yani Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit eden gelişmeler, Kürtlere tahsis edilen toprakların konsolide edilmesine bağlı olarak IŞİD terörüyle mücadele ve en geniş planda İsrail’in güvenliğini koruma ve kollama gibi sebeplerden ötürü de Türkiye ile ‘yakından’ ilgilendiğini defalarca hissettirdi. Uluslararası sistemin ilgisini yokmuş gibi farz ederek yolsuzluk soruşturmasını sadece Hizmet’in kontrolünde yürütülen bir darbe operasyonu gibi göstermek Türk kamuoyunda önemli miktarda ‘alıcı’ bulmuş olabilir ama bu vahim bir teşhis hatasıdır. Yanlış teşhisten doğru tedavi çıkmaz.

Bu arada, meslek hayatını risksizlik üzerine kurduğu halde cesaret üzerine felsefi denemeler yazmaya başlayan birinin Hizmet Hareketi’ne teklifte bulunarak “Vaktiyle Türk okullarının anahtarını teslim edebileceğinizi söylemiştiniz; şimdi tam zamanıdır” diye üstü kapalı arabuluculuk teklifinde bulunmasının da altı çizilmeli. Yaşadığımız çılgın ve bir o kadar saçma-sapan dönem, kıdemli gazetecileri bile politik bir aktör gibi davranmaya iterken meslekî reflekslerini de uyuşturmuşa benziyor. Gazetecilerin mesleki bakımdan tek duruşu vardır diye biliyorduk: Hakikat karşısında dosdoğru durmak, hakikati dosdoğru yansıtmak ve haberin parçası olmamak! Bildiklerimizi yeniden gözden geçirmek gerekecek anlaşılan.

Şöyle bir devir yaşıyoruz: Bugünün mağduru olmak, mağruru olmaktan bin kat evlâdır.