Rant ya hû!..

İstanbulluların, Boğaz sahilinde kimseye müdâna etmeksizin oturup dinlenebileceği pek az yer var; bunlardan biri Paşalimanı Parkı. Parkta şu günlerde bazı kazı çalışmaları yapılıyor. Radyolojik usulle yapılan zemin etüdünde Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Arapzâde yalılarına ait temeller bulunmuş. İBB, arsa mülkiyeti belediyeye ait bu iki yalıyı ihyâ etmek için tâ 2011’de harekete geçmiş bulunuyor. Maksat, yok olmuş kültür varlıklarımızı yeniden İstanbul’a kazandırmak!

Fikir kâğıt üzerinde fena görünmüyor, yapılan iş, “Yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkında”ki 5366 sayılı kanuna ve ona rabten yayınlanan yönetmeliğe uygun; fakat itirazlar, tereddüdler var; meselâ sanat ve şehir tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu diyor ki: “Boğaz’ın iki yakasında yol açılması için vaktiyle pek çok yalı, köşk, mezarlık, cami, hamam yapısı ve sarnıç yıktırılmıştır ve bunların yerleri bugün, yolun tam üstüne denk gelmektedir. Aynı şey Millet, Vatan caddeleri ile Atatürk Bulvarı için de geçerli. Halen İBB binasının olduğu yerde önceden Ebul Fazl Medresesi ile tarihî Saraçhane Karakolu binası bulunmaktaydı. Şehrin ana trafik akışını sağlayan bu caddeler üzerinde vaktiyle yıktırılmış olan yapıların ihyâsı veya İBB binasını yıkıp yerine Ebul Fazl Medresesi’ni yapmakla Paşalimanı Parkı’na iki yalı dikmenin farkı yoktur.”

Mantıklı bir eleştiri bu bence. Boğaz’ın her iki sahilinde veya eski İstanbul’un herhangi bir yerinde ‘radyolojik’ araştırma yapılsa, nice yalının, tarihî eserin kalıntısı bulunur. İstanbul, görüntü hâfızası -nisbeten- en iyi korunmuş şehir; o binaların fotoğraflarına da erişilir. Sadece Pervititch’in çizdiği paftalardan hareketle bile binlerce tarihî binanın kadastral değerlerini tesbit etmek işten bile değil. Mesele, hangi yâdigârın öncelik kazanacağı ile birlikte kamu yararının önde tutulacağı.

Diyelim Arapzâde ve Hüseyin Avni Paşa yalıları ihyâ edildi; yalıların eski mevkii bugün kullanılan yolun üzerinde. Mevcut yol zaten kifâyetsizken yeni yol açmak için, şu anda civarda yeşil saha statüsündeki bir holdinge ait imara kapalı araziyi kullanmaktan başka çare yok. Peki, kenarından yol geçince imara kapalı bir arazi kısmen imara açılır mı? Mevzuatta bu muamma ile ilgili illâ ki bir çözüm vardır; yeter ki tarihi ihyâ edelim!

Kamu yararı konusuna gelince: Yalıları ihyâ ettik, kanunun öngördüğü, “yaşatılarak kullanmak” şartı nasıl yerine getirilecek? Artık park niteliğini kaybettiğine göre yalılar bir işletmeye kiraya verilecek, halkımız da eskiden beş kuruş vermeden, kimseye eyvallah etmeden Boğaz sefası yapabildiği yerde artık ‘bi zahmet’ pamuk elini cebe atacak.

“Tarihî dokunun ihyâ olunduğu yerde kamu yararının esâmesi okunur mu bre nâdân?” diyenler olur, “Yerine gökdelen dikilseydi daha mı iyi olacaktı, bak ecdâd yâdigârı ayağa kaldırılıyor, alkışlayacağına bıdı bıdı yapmak ayıptır ayıp!” diyenler olur. Görüş meselesidir, belki de onlar doğru düşünüyordur. Kaldı ki şu köşecikte yazıp çizdiklerimiz, basit bir itiraz kaydı mesâbesesindedir; eskiler böyle hâller için, “Varâk-ı mihr u vefâyı kim okur, kim dinler?” derlerdi. Kaale bile alınmaz, projeler ‘tutkuyla’ hayata geçirilir, hemen civarlarında yeni rant havzaları teşekkül eder. Benim gibi bednamlar da ekşidiği ile kalır.

Çamlıca’ya cami meselesine de tıpkı buna benzer ve saftirik bir bakış açısıyla itiraz etmiştim vaktiyle. Dediler ki, “Sen çok safsın, işin farkında değilsin; cami bir öncü proje. Cami ayağa kalkınca civarındaki imara kapalı mıntıkada kısmî imar müsaadeleri verilecek.” Hiç inanmadım, garanti iftiradır!

Ne çektin be İstanbul!


Kaynak (Arşiv)