Porsche

Nar çiçeği 59 model Porsche'nin sevgili sahibi; "araba" derken bile haksızlık ettiğimi düşündüğüm o tatlı, o şirin, o pek çalımlı motorlu şeye istemeden de olsa küçük bir zarar verdiğim için beni affediniz. Size kızıl minimininizle uzun ve hayırlı yolculuklar diliyorum.

Yazının başlığını teşkil eden kelimenin bir otomobil markası olduğunu öğreneli çok olmadı, on sene filan... Almanya'nın Hitler zamanından kalma meşhur "Autobahn"larından birinde son model fiyakalı bir Mercedes otomobilde hareket halindeyiz. Sür'atimiz 150 civarında, hava yağmurlu. Otomobilin sahibi Ahmet Bey kardeşimle Almanların ne kadar iyi ve sağlam araba yapabildikleri konusunda tatlı tatlı sohbet ediyoruz; ben bir taraftan ilk defa gördüğüm uydu destekli yol tarif sistemine (Navigasyon) kulak kesilmişim. "1000 metre sonra sol şeritte kalınız, 200 metre sonra sola doğru dönünüz." diye talimat yağdırmakta olan hâtunun, nasıl olup da bizim arabayı görüp yol tarif ettiğine akıl erdirmekle meşgulüm.

Derken sol tarafımızdan "vıın" diye siyah bir karaltı belirip, ardında sisi andırır bir su püskürtüsü katmanı bırakarak gözden kayboldu,

-Amanin nedir bu dostlar, diye soracak oldum. Adaşım gülümsedi; kısaca,

-Porsche, dedi.

O gün bildim ki, otomobiller âleminin "deveden büyük fili" Porsche'dir ve bir çift kanat takılsa uçmaya amâde bu makinaya kısaca otomobil demek, biraz haksızlık olmaktadır.

Geçtiğimiz hafta, bizim ihtiyar "Taka"nın muayene zamanı geldiği için on gün öncesinden TÜV merkezinden randevu alıp, kısaca araç muayene merkezi diye Türkçeleştirebileceğimiz yerde hâzır ve nâzır durumdayız. Yeri gelmişken belirteyim, TÜV, Almanca Technischer Überwachungs Verein kelimelerinin kısaltılmış şekli; mânâsı "Teknik Denetim Kuruluşu" imiş. Her ne hikmetse İçişleri Bakanlığımız, araç muayene işlemleri için Almanları örnek aldığından olsa gerek bu kısaltma bir şekilde hayatımıza girmiş oluyor.

Her neyse... Etrafta görmeye alışkın olduğumuz tipte onlarca araç var fakat o da ne? Miniminnacık, o narçiçeği ile vişneçürüğü arasında kızıl renkli bir eşarp gibi salınan, o iki kapılı; şık, spor mu spor, yakışıklı mı yakışıklı, o köy çeşmesinden toplanmış köylü kızlarının arasında alımlı bir Holivut güzeli gibi duran o çalımlı ve alımlı bir otomobil, ağır ve klas bir süzülüşle tenezzül gösterip sıradan araçların arasında muayene kuyruğuna girmiyor mu?

-Yahu kimdir bu afili delikanlı, kimdir bu şâyeste güzel? diyerekten oradaki bütün araç muayene kuyruğu cemaati, arabanın etrafına doğru toplanmaya başladık. İçimizde, "Abi, yanında bir fotoğraf çektirebilir miyim, kız arkadaşıma hava atacağım." diyenler bile var... Modeli 1959'muş. Sahibi pek dışarı çıkarmazmış, yılın nerdeyse tamamını kapalı parkta yatarak geçirdiği için her zaman bakımlı ve alımlı duran Porsche'nin yanındaki şahıs, sorularımıza anlayışla cevap vermekte. Birisi,

-Yahu böyle güzel ve cici bir arabayı, sıradan bir şeymiş gibi muayeneye çağırmak resmen ayıp; böyle arabaların ayrıcalığı olmalı diye fikir yürütürken bir diğeri, "Cumhuriyet rejiminde yaşıyoruz oğlum; padişahın oğlu da olsa getirip aracını muayene ettirecek." diye siyasi hukuk dersi vermekte.

Uzatmayalım, bizim taka ile Porsche hemen hemen aynı zamanda muayene istasyonuna giriş yaptı. Araçları içerdeki uzmanlar ölçüyor biçiyor, not veriyor, biz dışarda akrabası çekapa girmiş hasta yakını gibi endişeyle bekliyoruz.

Önce Porsche çıktı. Kenara parkettiler. Birkaç dakika sonra bizim takayı getirdiler, Porsche'nin yanına çektiler. Arslan gibiymiş maşallah. O esnada bizim takanın kapısını açıp hâlâ yanmakta olan far kontağını kapatayım dedim,

-Aabi, naaptın!

"Ne yapmışım?" diye arkama dönünce ne görsem beğenirsiniz. Benim hamlemle bizim takanın kapı kenarı Porsche'nin kapı kenarına tıklamış. Kapı kenarında yukardan aşağı beş altı santim uzunluğunda yarım santim enindeki boya pul pul olup dökülmüş!

Etrafımdakiler, kibar, şık ve terbiyeli bir sosyete güzeline kenar mahallenin görgüsüz delikanlısı eşek şakası yapmışçasına ayıplayan, ama daha çok hayretten halkalanmış bakışlarını üstümde birleştirdiler. Müthiş bir an. Kimseden çıt çıkmıyor. Herkesi, "Gözümüzün önünde vukubulan bu ağır insanlık dramından sonra bakalım gökten başımıza şimşekler inecek mi?" diye tedirgin, hatta ürkütücü endişe kaplamış. Nefes almaya bile korkmaktayız...

Ne diyeyim,

-Vah vah, ne yapsak ki? filan diye mânâsız sözler sarfettiğimi hatırlıyorum fakat hani "Ne söylesem boş" diye bir tâbir vardır ya, hakikaten ne söyleseniz durumu kurtarmaz cinsten sarsıcı, can sıkıcı, şoke edici bir ân içindeyiz.

Neyse ki birkaç dakika sonra kendimize gelebildik yavaştan. Birisi,

-Olan oldu, artık tutanak tutulması lazım diye bir şey söyledi.

Porsche'yi muayeneye getiren ve birkaç dakika önce yârenlik ettiğimiz arkadaşlar, "Birader yüz sayfa tutanak tutsan bir Porsche'nin kapı kenarının çıtlayan macununun yerini doldurabilir mi?" dercesine acıyan bir bakışla teklif yapan adama baktılar, sonra yeniden yere dökülen boya kırıntılarına doğru eğilerek "Eyvahlar olsun, vah vah" makamında yeisle başlarını salladılar.

Haklıydılar; bu Porsche o kadar farklı bir şeydi ki, 2011 modelini getirip sahibine "bunu al beni affet" desem bile, aradaki 52 senelik kıdem değerini nasıl ve neyle ödeyebilecektim ki? Tam da, "Eyvah, mali açıdan mahvolduğumun resmidir; ben bu yükün altından bütün ömrümce çalışsam kalkamam." diye düşünüyordum kiii,

-Tamam yahu olur böyle şeyler diye bir şey söyledi aramızdan biri, "Tutanağı tutun, imzalayın; sigorta karşılar zaten."

Öyle yaptık ve ben meselenin bu kadar medenice ve kolayca çözümlenebilmesine çok memnun oldum. Adres ve poliçe bilgilerini yazdık, krokimizi yaptık. Şahitler mağdur, hatalı kişi (yani ben) imzaladık. El sıkıştık.

Porsche kızıl bir topaç gibi motorundan müzikal homurtular çıkararak bütün asâletiyle süzülüp gitti. Biz olayın şaşkınlığı ile arkasından bakakaldık.

Arkadaşım, "Biliyor musun" dedi, "Sen artık tarihe geçtin."

"Niyeküne?" dedim, "Çünkü" dedi, "Sen bir Porsche'ye istemeden de olsa küçük bir zarar verdin, seçkin insanlar arasına girdin. Porsche tarihinde artık bundan sonra senin adın da olacak!"

Dalga geçiyorsun; Porsche firması benim adımı nerden bilecek diye itiraz ettim,

-Unuttun mu dedi, az önce kaza tutanağının altına ismini yazdın!

*

Nar çiçeği 59 model Porsche'nin sevgili sahibi; "araba" derken bile haksızlık ettiğimi düşündüğüm o tatlı, o şirin, o pek çalımlı motorlu şeye istemeden de olsa küçük bir zarar verdiğim için beni affediniz. Size kızıl minimininizle uzun ve hayırlı yolculuklar diliyorum.


Kaynak (Arşiv)