Pekmez ticareti veya futbol nasıl kurtulur?

Geçen hafta bu sütunlarda kaleme almış olduğum “Pekmez” başlıklı yazı, önümde pırıl pırıl bir gelecek vaat eden yeni bir ufuk açmış bulunuyor sevgili okuyucularım...

Şöyle oldu; hafta, içinde bir okuyucu mektubu aldım, şunlar yazılıydı:

“Merhaba Ahmet Bey, Zaman Gazetesi Pazar, 3 Şubat günündeki yazınızdaki pekmezi alıp kullanmak istiyorum. Bu ürünü nereden, nasıl temin edebilirim? Bu konuda yardımcı olmanızı rica ediyorum. İyi günler...”

Altında isim, bir de telefon numarası; yani durum ciddi...

*

Ne yaptım; şöyle bir cevap yazarak ticarî geleceğimi kendi elimle kararttım. Dedim ki cevaben: “Beyefendi, böyle bir pekmez yok. Radyolarda reklam edilen ürünlerle dalga geçen bir yazıydı sadece. Galiba yanlış anlamışsınız; sizi yanılttığım için özür dilerim.”

Bak bak bak... Aklıbaşında bir tüccar hiç böyle cevap yazar mı? Ne yapar? Bakkaldan bir kavanoz pekmez alır, üstündeki etiketi çıkarır, yerine elle yazılmış dandirik bir etiket yapıştırır. Sonra müşteriye 150 TL ödemeli olarak kargoya verir. Kazandığı parayla beş kavanoz pekmez ve beş etiket daha alır vee...

Bizim zengin olma hayalleri böylece başlamadan sona erdi fakat bu arada bu gibi ürünlerin muhtemel ve mümkün müşteri profilini azbuçuk tanıma imkânı bulmuş olmaklığım, hayat tecrübesi nâmına kazanç hanesine yazılmalıdır.

Sevgili okuyucularım, vaziyet şudur: Yanıbaşınızdaki arsadan bir kova toprak eşeleyip ticarî ürün tarzında paketledikten sonra, “Yetmiş mübârek zâtın türbesinden toplanmış okunmuş toprak; yedi derde deva olup memnun kalmayanlara ürünü iade ediyoruz” şeklinde biraz tanıtım yapmak kâfi gelecektir.

Doğrusu neredeyse bütün TV kanallarını ve radyo mikrofonlarını esir alan “ürün tanıtım kampanyaları”nda sunulan haddinden fazla câzip teklifleri görünce, 100 liraya altı kilo süzme bal ve üstüne üstelik bir kavanoz da çiçek nektarı veren uyanıklara hak vermeye başlıyorum.

Nasıl bir ülkedir bu; “Tutun eteğimden sizi uçuracağım, bütün günahlarınızı da bağışladım gitti. Artık pazardan pırasa, bakkaldan ekmek almak, geçim derdi çekmek yok. Bütün ayak işlerinizi ben yapacağım, ayrıca iki cihanınızı da mâmur edeceğim” diyen her şarlatanın peşinde seğirten bir hayli vatandaş eksik olmuyor bu memlekette...

Müteşebbis ne yapsın birâder; tahrik oluyor haliyle. Sunuyor ürününü...

*

Diyeceğim şu; az sonra yazacağım mevzuu bir fanteziden ibarettir sayın ve muhterem kalbi saf kardeşlerim. Sâkin olunuz ve yazılanların bir hayal ürünü olduğunu bilerek okuyunuz lütfen; zira mevzu futbol. İkaz etmek zorundayım zira futbol ciddi mesele Türkiye’de; hem de lüzumsuz derecede ciddî.

Şimdi konuya geçebiliriz...

*

Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) geçen hafta açıkladı: Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 14 Avrupa ülkesinde oynanan 380 futbol maçı ile Asya ve Afrika liglerindeki 300 maçta şike tespit edilmiş. Türkiye, 79 vaka ile ilk sırayı tutmuş durumda.

-Biz bunu biliyoruz, iki sene şikeyle yattık-kalktık zaten deyip geçmeyiniz. 79 tane maçtan bahsediyoruz. Bu durumda şikeye bulaşmamış takım kalmadığını varsayabiliriz.

Hemen zıplayıp, “Olamaaz; benim takımım sütten çıkmış ak kaşık gibidir. Zinhar şike yapmaz” diye isyan etmeyiniz lütfen, ihtimâlden bahsediyoruz. Aynı ihtimâl hesabına göre bir veya birkaç takım, alıngan ve fanatik okuyucuların iddia ettiği üzere şikeye bulaşmamış olabilir elbette. Onları bir kenara yazarak devam ediyoruz.

Zaten bir şike davamız var şu anda Yargıtay safhasında; bu yeni dalga, liglerimizi kükremiş sel gibi siler süpürür.

Ne yapmalı?

Anladınız; benim esaslı bir teklifim var; Türk futbolunu kurtaracak bir tedbir.

Dinleyin bir yol hele...

*

Başbakan, Europol’den gelen “Şike yapan Türk takımları” dosyasını aldıktan sonra kapağını bile kaldırmadan Bakanlar Kurulu’nu toplar, şikeye karışan yönetici, teknik adam ve futbolcuların bir uzay gemisine doldurulup Mars’a gönderilmesinin ardından şu istikamette prensip kararları alınması için düğmeye basar.

1- Türkiye Futbol Federasyonu, bütün kurullarıyla lağvedilmiştir. Eski yöneticilere ilaveten vaktiyle bir kere olsun federasyonun önünden geçen herkes artık futbol yöneticisi olamaz.

2- Başta Süper Lig olmak üzere, bilumum ligler de bir yıllığına lağvedilmiştir; yöneticileri ise yukarıdaki hükümlere tabidir.

3- Futbolcular, ikinci bir emre kadar transfer ücretlerinin onda birini maaş olarak alabileceklerdir. Antrenman yapmaları serbest ama gazozuna bile olsun maç yapmaları yasaktır. Mahalle maçları yasak dışında bırakılmıştır.

4- Futbola en az bir yıl ara verilecektir; bu süre zarfında eski takımlar, aynı isimlerini taşımamak kaydıyla yeni bir takım kurabilirler. Öz Bursaspor, Hakiki Mersin İdman Yurdu, Gerçek Beşiktaş gibi hülle isimler kullanılamaz.

5- Bu süre içinde sportif karşılaşmalar üzerine oynanan bilumum bahis oyunları da yasaklanmıştır. İskambil kâğıdıyla kılıç, para-tura atmak bile yasaktır.

6- Gazetelerin futbol yazarları bu süre içinde psikolojik takip altına alınarak rejenerasyon eğitimine tabi tutulurlar.

7- Futbol yayını yapan kanallar bu esnada bolca entelektüel seviyesi yüksek kültür programları ve belgesel göstermek zorundadır.

8- Yeni futbol döneminde seyirciler, stadyumda maç seyretme hakkı kazanmak için savcılıktan, muhtardan, MİT’ten, CİA’dan ve bankalardan “Hüsn-i şahadet ederiz; temiz çocuktur, ârıza çıkarmaz” kâğıdı getirmeye mecbur tutulurlar.

*

Kısaca, bir yıllık perhizin ardından futbola yeniden dönmeyi teklif ediyorum sevgili futbolseverler. Bu perhiz hepimize iyi gelecektir diye düşünüyorum.

Nasıl proje ama?


Kaynak (Arşiv)