Parti devleti mi, devlet partisi mi?

Geçenlerde bir grup üniversiteli gençle sohbet ediyorduk. İçlerinden biri, "Biz 28 Şubat dönemini yaşamadık, dönem hakkındaki bilgimiz sadece okuduklarımızdan ibaret" deyince şaşırdım. Aslında şaşıracak şey yok; o gençler 28 Şubat günlerinde ilkokul çağındaydılar.

1946 yılında sona eren tek parti devrini yaşayanlar hâlâ hayatta ama hayli azaldılar; Tek parti bilgimiz var, görgümüz yok. Belki de o yüzden Başbakan Erdoğan, CHP’yi eleştirmek için sık sık tek parti devrini ve bu devirde CHP’nin yaptığı yanlışları örnek gösteriyor. Bu eleştirilerde haklılık payı var ama önce şunu açıklığa kavuşturalım: Kötü olan tek parti rejimi midir, yoksa CHP’nin uygulamaları mı? Ne fark eder ki denilebilir; bu soruya yazının tamamını okuduktan sonra siz cevap vermelisiniz.

Tek parti rejiminin modern tarihteki ilk örneği Rusya’da, ihtilâlden sonra kurulan Komünist Parti tekeliydi. İkinci örnek 1925’te diğer partileri yasaklayan Mussolini Faşizmi oldu ve tek parti modası, Nazi Almanya’sına, İspanya’nın Falanj rejimine, Suriye’deki Baas örneğine, Kızıl Çin’e, Kuzey Kore’ye, Küba’ya yayıldı. Türkiye’de tek parti rejimi Mart 1925’te başladı, 21 yıl sürdü ve zihinlerde çok kötü bir iz bıraktı. CHP’nin aradan üç çeyrek asır geçmesine rağmen hâlâ seçim kazanamayışında bu kötü hâtıraların önemli payı vardır. CHP’nin kötü sicili bir yana, tek parti rejimi, insan hak ve hürriyetlerine karşı nobran ve saygısız yapısıyla matah bir yönetim sayılmıyor.

Şimdi çok partili demokratik hayatın içinde olduğumuza göre tek partiyi gündeme getirmenin ne anlamı var denilebilir; ne yazık ki fiilî bir tek parti yönetimine, daha doğrusu parti ile devletin iç içe geçtiği, bir partinin devletin bütün uzuvlarına hâkim olmaya fena halde niyetlendiği bir sürecin içindeyiz.

Hukuk düzeninin önce hükûmet, ardından dolaylı olarak parti egemenliğine geçmesini amaçlayan bir kanun düzenlemesi Meclis’ten geçeli bir ay kadar oldu (Ve neyse ki AYM tarafından durduruldu). HSYK’nın iç işleyişini adalet bakanının inisiyatifine devreden düzenleme, durulmuş olmasına rağmen, adliye cihazında kısa süreli mer’iyet döneminde yapılan tayinler kalıcı tesir bıraktı. Bu cümlenin meâli şudur: Hükûmet, kendi aleyhine gelişebilecek bütün soruşturmaları henüz başlamadan engelleme yetkisine sahip bulunuyor.

Basın hayatımız, tek parti rejimlerinin gittiği yöne doğru evriliyor. Basının sermaye yapısını denetleyen kanunlara rağmen işadamlarınca oluşturulan havuz ortaklıkları şu anda kemiyet olarak önemli miktarda yayın organını kontrolü altında tutuyor. Basında iktidara muhalefet etmek, enikonu cesaret isteyen bir tavır haline gelirken uluslararası kuruluşlar Türkiye’nin basın hürriyeti notunu iyice kırmaktalar. Resmi devlet medyaları tamamen hükûmetin kontrolünde; bu kurumlarda işe girmek veya çalışmak için hükümetçe güvenilir kişiler listesinde bulunmak gerekiyor; kezâ bu kurumlar, iktidarı eleştirebilecek tavır takınmayı bir anlığına olsun akıllarına bile getiremiyorlar.

İş dünyasında tek parti modelinin tesirleri bâriz. Mali denetim hakkı firmalar üzerinde caydırma ve korkutma unsuru olarak kullanılıyor. İktidar, kendi paralelindeki işverenlere önemli vergi avantajları ve afları getirirken, en büyük işveren olarak ihale düzeneği ile iş dünyasını âdeta ağzının içine baktırıyor.

Devlet üniversiteleri aynı durumda. Önceleri YÖK düzenini eleştiren iktidar, şimdi YÖK’e nüfuz edebileceğini anlayınca düzenin devamında mahzur görmedi.

Çalışanların büyük çoğunluğu asgari ücret civarında ücrete, sendikasız ve iş teminatından uzak şartlarda geçimliğe rıza göstermek zorundalar. İstihdam artırma politikası ile çalışan sayısı artarken "çalışanların mutluluğu" konusunda ilerleme sağlanamadı.

Şu anda iktidarın hedefinde seçim sistemini değiştirmek suretiyle, tek başına anayasa yapacak ve sistemi değiştirecek çoğunluğu elde etme projesi var. ABD tarzı bir başkanlık değil, Putin modeli otoriter bir "partili kral" arayışının göstergeleri çok açık. Meclis’i bir mânâda parti grubu haline getirerek içini boşaltmak isteyen, basını güdümleyerek kontrol altına almayı hedefleyen, iş dünyasının dizginlerini elinden bırakmak istemeyen bir liderlik modeli ile karşı karşıyayız.

Tek parti modeli de böyleydi; CHP’li tek parti yıllarını kum torbası gibi yumruklamak artık hiç âdil değil. Tek parti rejimleri demokrasiyi istismar ederek anlamsızlaştırdıkları, devleti partileştirdikleri için tarihte kötü iz bıraktılar.

Ve bu istikamet partinin bütün uzuvlarıyla devletleştiği (veya tam tersi, fark etmiyor) bir tek parti modeline doğru gidiyor.

Duyduk duymadık demesin kimse!


Kaynak (Arşiv)