Parayla güzellik olmaz: Şakirin Camii’ne tenkidçi bakış

Üsküdar’ın Karacaahmet semtinde yaptırılan Şakirin Camii’nin mimarisi ve açılış töreni, basında alışılmadık ölçüde yer buldu. Bir cami açılışı için seçilmiş misafirlerin özel davetiye ile çağrılmasına, mekân içinde resepsiyon benzeri yiyecek ve içecek ikramlarının, sunuş ve açılış konuşmalarının yapılmasına alışkın değiliz. Elbette açılış esnasında biraz da abartıyla vurgulanan güvenlik tedbirleri ilânihaye sürdürülecek değildir. Şakirin Camii de bir süre sonra kendi tabii cemaatini bulacak ve diğer camilerde gördüğümüz rutin, burada da hükmünü icra edecektir.

Şakirin Camii, ‘olursa böyle olmalı’ niyetiyle, hayır sahipleri tarafından özene bezene, masraftan kaçınılmaksızın inşa edilmiş bir mâbed olmak niyetini taşıdığı için üzerinde durulmayı hak ediyor. Benim bu eserde birinci derecede ilgilendiğim husus, isminin daha şimdiden ‘sosyete camii’ne çıkması değil, mimari tasarımda takib edilen yol oldu. ‘Olursa böyle olmalı’ fikri, bizim toplumumuzda geleneksel cami mimarisinin aynen taklidi yerine onun, zamanın ruhuna, icaplarına ve fonksiyonlarına uygun tarzda nasıl yeniden biçimlendirileceği yolundaki arayışa karşılık geliyor. Bu yüzden ‘modern’ tarzda tasarlanan ve inşa edilen camilerde, mimarların modernlikten, cami fikrinden ne anladığını ve zihinlerindeki ideal cami mimarlığı arayışının hangi noktada sükûnet bulduğunu takib edebiliyoruz.

İşte bu açıdan Şakirin Camii benim için büyük bir hayal kırıklığı teşkil etti; geleneksel olanın yeni ihtiyaç ve malzemeye göre nasıl yeniden ifade edilebileceği yolunda mimarın bulduğu çözüm, beklentilerimin altında kaldı.

‘CAMİ KUBBELİ OLUR’ FİKRİ ESKİMEDİ Mİ HÂLÂ?

Mimarın, ‘cami dediğin kubbeli olur’ fikrini esas kabul ettiği açıkça görülüyor. Cami ile kubbe fikrinin birbirinden ayrılmaz kabul edilişini yadırgamıyorum ama modern bir şey yapmak iddiasındaki sanatkârlardan doğrusu daha fazlasını beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum. Beton ve demir konstrüksiyon imkânlarıyla dört cenahtan büyük açıklıklar bırakan basit bir kubbe tasarımı yerine moderni arayan mimarlarımızın ‘iç mekânda genişlik, saf düzeninin devamlılığı ve binanın ısıtılma, soğutulma gibi iklim ihtiyaçlarına kolayca cevap veren çözümler üretmesi’ gibi bir anafikre yönelmeleri gerekiyor. Modern cami tasarlamak isteyen mimarlar işe hep kubbeyle başlıyor ve genellikle kubbenin dört eteğine birer çadır kazığı gibi yerleştirilmiş minare kuleleriyle meselenin ruhunu yakaladıklarını düşünüyorlar ki Şakirin Camii’nde de aynı bayat ve kısır düşüncenin tekrar edildiğini görmek hayal kırıklığı uyandırıyor. Vaktiyle Mimar Vedat Dalokay’ın Kocatepe için yaptığı ama neyse ki uygulama imkânı bulamadığı için kubbeyi plakalar şeklinde kırarak Pakistan’ın İslamabad şehrinde inşa olunan projenin hâlâ aşılamamış olması üzücü ve düşündürücüdür.

ÜSLUPSUZ, KES-YAPIŞTIR BİR MEKÂN TASARIMI

Mimarlarımızın sanat gücü ve kabiliyetlerine inanıyorum; onları cami tasarlamakta başarısız kılan temel sebep bana göre, ‘cami’ fikri hakkında etraflıca zihin gücü harcamamış, araştırmamış ve düşünmemiş olmalarıdır; işte bu yüzden, vaktiyle yüzlerce kere tekrarlanmış klasik kubbeli, etrafı revakla çevrilmiş avlulu, minareli mekânın çizgilerini değiştirerek, modernliği detaylarda arayan bir kolaycılığa kapılıveriyorlar. Düzgün kürenin sathını kırarak plakalara bölmek, revakları sundurma tarzında tasarlamak, kemerleri koni şeklinde çizmekle yetiniyorlar ama asıl meseleyi teşkil etmesi gereken ‘mekân’ üzerinde yeni bir şey söylemeyi düşünmüyorlar.

İşin garip ve acaip kısmı şudur ki, eski cami mimarlığını aynen taklid etmek isteyen mimarlar bile, eski mimarlığın oranlarını (tenasüb) bilmedikleri için, geleneği kopyalamakta bile başarı gösteremiyorlar. Yeni mahallelerde inşa edilen yüzlerce, binlerce kubbeli cami içinde klasik ölçülerin tenasübünü yakalayabilmiş bir örnek bile görülmemesi dehşet verici bir durumdur.

Şakirin Camii’nde gördüğümüz iki minare, ana yapı ile manidar bir ilişik sergilemek yerine, iki bayrak direği gibi yapının doğu-batı eksenine öylece ilaveedilmiştir ve eklektik bir görüntü veriyor. Bu minareleri proje içinde istediğiniz yere taşıyabilirsiniz çünkü yerini bulmamıştır. Ana mekânı teşkil eden kubbe ile revaklı avlu arasında da aynı kopukluk mevcut. Klasik camilerimizde kubbeli-revaklı avlu ile ana mekân arasındaki kaynaşmayı sağlayan son derece ustalıklı tertib edilmiş mimari elemanlar vardır ve bu elemanlar avlu ile iç mekânı birbirine bütünlük içinde bağlayan unsurlardır. Şakirin Camii mimarı buna lüzum görmemiş, sadece avluyu dışarıya bağlayan pencereleri, ana mekânda devam ettirerek beraberlik sağlamaya çalıştıysa da başarılı olamamıştır.

‘MODERN’E SAYGI, AMA NEDİR MODERN?

İç mekânda ‘modernize’ edilmiş mihrap, minber, kürsü gibi elemanların mimardan farklı sanatçılar tarafından tasarlanmış olması, durumu kurtarmak yerine daha beter hâle getiriyor. Bu sanatçılar, tasarladıkları yapı elemanlarının asli fonksiyonlarını bilmedikleri için, klasik örneklerde gördüklerini deforme ederek modern olana dokunabileceklerini zannediyorlar ve pek yadırgatıcı şeyler yapıyorlar. Oysaki yeni ve modern olanı tasarlamak için klasik örnekten değil, asli fonksiyondan hareket edilmesi gerekir. Mesela mihrap, secde istikametini gösteren bir nişten ibarettir; asli fonksiyonu budur. Fotoğrafından anladığım kadarıyla çocuk parklarında benzerini gördüğümüz kaydırakları andıran minber ise, hatibin cemaatin göz hizasından biraz daha yüksekte durmasına yarayan bir yükseltidir. İlle de basamaklı, muska biçiminde ve safları ortadan yaran abartılı bir mimarlık unsuru hâlinde tasarlanması gerekmez. Eski mahalle mescidlerinin bazılarında minber, esasen kalın tutulan kıble duvarı içine oyularak ihtiyaç giderilmiş ve saf düzeni büyük bir ustalıkla korunmuştur; fevkalâde güzel örneklerdir. Kaldı ki, o mescidlerde minare yerine dış duvarlardan birini sokağa doğru açarak son derece zarif ahşap kafeslikler tarzında ezanlıklar da inşa edilirdi. Ne gariptir bugünlerde minareyi kubbenin merkezine koymayı akleden uygulamalara bile tesadüf edebilmekteyiz. Böyle şeylerin modernle, modernlikle ilgisi yoktur; modern mimari, ille de çirkin, garip uygulamalar manasına gelmez ve saygı duyulacak bir akımdır; ne var ki modern arayış diye, yapılan her garâbeti de alkışlamak zorunda değiliz.

İSRAF VE RÜKÜŞLÜĞE HAYIR

Mekânın hayli para ve emek sarfıyla tezyin edilmesi üzerinde de durmalıyız: Aşırıya kaçmış, dikkat çelecek derecede abartılı ve gösterişli tezyini unsurlar, namaz faaliyetinin ruhuna aykırı olduğu gibi ‘israf’ nokta-i nazarından da hoş karşılanmamıştır. Biz, camilerimizde ucuz çözüm arayışı içinde olmamalıyız ama abartıdan kaçınmalıyız. Daha ekonomik çözüm varsa, onun tercih edilmesi İslâm’ın anafikrine daha uygundur. Camiler, o toplumun veya yaptıranının servetini, refahını sergileyen vitrinler değildir. Sonradan görme Körfez zenginlerinin yaptırdığı (nakışlarına mücevher gömdürecek derecede abartılmış), zevksiz ve üslupsuz yapıları taklid etmeye ihtiyacımız yok. En ucuz tuğla, kireç, kum, demir ve çimento ile çok yüksek mimari değer ifade eden yapılar ve camiler yapılabilir ve hatta öyle yapılmalıdır fikrindeyim. Sadelik ve fonksiyona uygun olmak, Müslümanlara çok yaraşır ve sadece mimarlıkta değil, hayatın her yansımasında takibi elzem bir anafikirdir bu.

ABDEST ALMA YERLERİNE ALKIŞ

Şakirin Camii’nde lükse yönelik harcamaları hoş görebileceğimiz belki de tek yer, abdest mahalleridir ve cami inşaatı ile uğraşanların bu meseleye daha fazla dikkat ve emek sarf etmesi şarttır. İç mekânı onbinlerce lira sarfıyla -üstelik acemice ve kötü kompozisyonlarla- tezyin ettirmek, pahalı avizeler tedarik etmek yerine abdest mahallerinin yüksek sıhhî nitelikler taşımasına önem vermek şüphesiz daha isabetlidir.

Netice itibariyle ben Şakirin Camii mimarisini beğenmedim, fakat binanın temelindeki iyiniyet ve halisâne duyguyu görmezden gelmek edebe sığmaz. Allah, hayır sahiplerinin hayrını kabul etsin.


Kaynak (Arşiv)