Ne ka ekmek, o ka köfte!

Maya takvimine göre 21 Aralık’ta kıyâmet kopacağı kehâneti, ucundan kenarından hepimizi biraz alâkadar etti; hattâ konuyu iyice abartıp Mayalar’ın yaptığı hesabın aslında “bilimsel” bir nitelik kazandığını ileri sürenler de oldu.

İyi de, Mayaların yaptığı şeyin bilim olduğu hakkındaki kanaati nerden edinmiştik?

Bilime dayalı hesapların şaştığı, yanıldığı da olur; bu öyle bir şey miydi? Bu konuda sahih konuşabilmek için çok basit bir âlet bilgisine sahip bulunmak gerektiğini düşünüyorum; bu “Âlet”, evvelâ Maya alfabesini ve rakam sistemini, ardından Maya dilini, inancını ve dünya görüşünü bilmek olsa gerektir. Türkiye’de bu “âlet” bilgisine sahip bir bilim adamı var ise ne âlâ, fakat ben böyle bir şahsın çıkıp da ilmî bir vukufla Mayalı astronomların nasıl bir akıl yürütme ile takvimlerini 21 Aralık’ta sona erdirdiklerine dair bizi tenvîr ettiğini duymadım. Neticede “El diyor ben de diyorum” seviyesinde takılı kaldık.

Maya astronomları yanıldı netice itibariyle, mümkündür ama yaptıkları hesabın nasıl bir hesab olduğunu bilmeden üzerine hüküm binâ edenlere de bir miktar güldüğümü belirtmek isterim. Vaktiyle Mustafa Kemal Paşa da buna benzer söylentiler duymuş olmalı ki, o günün Meksika Büyükelçisi Tahsin Mayakon’a talimat vererek meseleye ilmî bir boyut kazandırmak istemişti, çünkü o günlerde Türkçe ile Maya dilleri arasında ilginç yakınlıklar bulunduğu tezi hayli revaçta idi. Kestirmeden ifade edelim: Atatürk, Büyükelçi Mayakon’un öncülüğünde yürütülen ilmî çalışma sonuçlarını tatminkâr bulmadığı için işin üzerine gitmedi; halbuki, sonradan soyismini “Mayatepek”e tahvil ettiği Tahsin Mayakon, tam 6 yıl boyunca kayıp kıta Mu ve Maya dilleriyle Türklerin bağlantısını öne süren bulguları Ankara’ya göndermişti. Atatürk, James Churchwald adlı İngiliz araştırmacının iddialarını kısa zamanda Türkçe’ye tercüme ettirmiş ve üç ciltlik araştırmayı üzerinde notlar alarak incelemişti. Bu dikkat çekici bilim hikâyesinin ayrıntılarını Prof. Dr. Zafer Toprak’ın yayınladığı, “Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji” (Doğan Kitap, 2012) isimli zihin açıcı eserde okuyabilirsiniz. Bu üç ciltlik çalışmanın iki cildi hâlen Anıtkabir Kitaplığı’nda mahfuzmuş fakat 3. ciltten haber yok. Acaba niçin? Ezoterik hikâyelere meraklı araştırmacı takımı için bu nokta, hayli merak gıdıklayıcı bir keyfiyettir. Acaba o kayıp 3. ciltte ne vardı? Bu soruyu sorabilme hakkını kazanmak için ilk iki ciltten haberdar olmak gerekiyor. Bildiğim kadarıyla Türkçe’ye daktilo edilmiş bu kitaplar basılmamıştır.

Zafer Toprak’ın kitabından ilginç bir notu illâ ki aktarmak gerekiyor. Büyükelçi Mayatepek, o devrin Erich von Daniken’i olduğunu çıkardığımız Churchwald’dan aktardığı bilgileri şöyle zarif bir notla Atatürk’e arz ediyordu: “Bunların tarihi hakayıka muvafık olup olmadıklarının takdiri Ulu önderimiz Atatürk’e ait ve râcidir” (Age., s. 502) Bu tabasbuskârâne ihtiyat kaydının o dönemde Atatürk’ün çevresinde bulunan bazı ilim adamları tarafından canla başla paylaşıldığını ama önemli bir ekseriyetin, bu gibi zorlama tarih tezlerine karşı soğuk ve mesâfeli durmayı başardıklarını da kaydetmek lâzım. Ayrı hikâyedir ve bahsettiğim kitapta çok ibretnümâ şeylerle karşılaşacağınızı vaadedebilirim.

Kıssadan hisse: Atatürk, Türk tarih tezine ilmî dayanak aradığı bir dönemde kulağına gelen ilginç tezleri merakla tahkik ettirmiş ama aklına yatmayınca daha mutedil davranmayı bilmişti. O günden bu yana Türkiye’de Maya alfabesi ve kültürü hakkında uzman bir ilim adamı yetiştirip yetiştirmediğimiz meşkûktür fakat, “Mayalarınki kehânet değil ilmi kestirmeydi” diye hüküm çıkarmak kolayımıza geliyor olmalı.

E, o kadar ekmeğe bu kadar köfte çok bile!


Kaynak (Arşiv)