Mübârek Iyd-ı Adhânız Piroz Be!

Böylece ben de yanlış bir yola girmiş, Sayın Bahçeli’nin takdirine göre vahim bir hataya sürüklenmiş bulunuyorum; ayrıca bu değerlendirme şekline göre bu başlığı seçmekle kutsal 1982 Anayasası’nın ilk dört maddesini tek bir dokunuşla ihlâl edivermiş olmam başlı başına bir doktriner muammâdır.

Mümtaz’er Türköne’nin son iki yazısı (Nevzat Kösoğlu’nun Ardından ve Zamanın Dışında Kalmak) esasen söyleyeceklerimi çok daha güzel icmâl ve ifade ediyor. Rahmetli Kösoğlu Ağabeyimiz’in irtihâli ile Fethiye Belediye Başkanı’nın zekâ ve espri dolu bayram kutlamasına MHP yönetiminin gösterdiği mânâsız ve soğuk tepkiyi irdeleyen bu iki yazı, Türkiye’de milliyetçiliğin fikri ve siyasi buhranını sükûnetle inceleyen önemli tesbitlerdir.

Nevzat Kösoğlu evvelâ şahsiyeti ve ahlâkı, ardından zihnî mesaiye bütün ömrü boyunca verdiği emek ve en nihayet milliyetçilik kavrayışı ile bizim kuşağın çok hürmet ettiği bir “Aksakal”dı; ihtilaflı bir mesele hakkında ne söylediğine mutlaka kulak verilen bir adamlardandı. Son zerresine kadar hakkıyla inşâ edilmiş bir krediyi, hiç zevâle uğratmadan teslim-i rûh etmesi, her insana nasib olacak güzelliklerden değildir.

Lafı uzatmayayım; benim “dâvâ”dan anladığım şey, Nevzat Ağabey gibilerin sayısını artırmaktı. Yanıldığım nokta ise böyle insanların şablonla teksîr edilemeyeceği ve zaten buna lüzum olmadığıydı. Şahsi Ülkücülük anlayışımın işte böyle uçuk idealizme yaslanan bir yanı vardı; mükemmeliyetçilik. Mükemmeliyetçilik yanlış hedef değildir ama mükemmel derecede mutsuzluk kaynağıdır. Öyle olduğu için Nevzat Ağabey’in siyasi kariyerini hüzün ve hayal kırıklığı gibi iki kelimeyle özetleyebiliriz. Belki de yanlış olan (Bana göre belki filan değil düpedüz öyle) Nevzat Ağabey gibilerin siyasete heves etmeleri, siyasete yeni bir boyut taşıyabileceklerini düşünmeleriydi. Siyasetin yüksek pragmatizm ve fikrî cevvaliyet gerektiren tabiatı ile ömrünü ölümle sonuçlanacak bir fikir safarisinde geçirenlerin çocuksu sâfiyeti arasındaki tezat, çoğu kere farkedilmeyecek kadar derindir.

Nevzat Kösoğlu, siyasetteki hayal kırıklığını kütüphanesine ilticâ ederek hayırhah bir enerjiye dönüştürdü, çöle heves eden su, asıl yatağına döndü ve ardında, -ne mutlu ona ki- bereketli bir iz bıraktı. Onun gibilerini sayıca artırıp teksîr etmenin mümkün olmadığını şimdi daha iyi anlıyorum zira özellikle gençlere uzaktan parmağımızla gösterip, “İşte böyle bir insan olmağa çalış” diye hüsn-i misâl gösterebileceğimiz birkaç örnek yeterli aslında.

Cenazesinde bulunamadım; hüsn-i şahâdetimi te’yid ediyorum: Cengiz Aydoğdu’nun onun ardından kaleme aldığı, “Siyasetteki fikir adamı Nevzat Kösoğlu, siyasetin sirayet edemeyeceği yere göçtü” başlıklı değerlendirmesindeki ifadeyle, “Esasen o, bütün kitaplarını, o, şuurunu taşımak azminde olduğu ‘Kitab’ın anlaşılması için yazdı; bütün ömrünü de “O Kitab”ın kavlince ‘O Kitab’ı için yaşadı.” İnşallah sadaka-i câriye defteri asla kapanmayacak, asla munkarîz olmayacaktır.

Gelelim, Fethiye Belediye başkanını, güzel bir nükte yaptığı için ihraç eden Milliyetçilik kavrayışına; Bu hadise, sayfalarca ciddi tahlilin asla varamayacağı bir sarahat ve bedâhat noktasıdır. Yorum gerektirmeyen, âmiyâne tâbirle “Budur” dedirten bir yerdir. Yine âmiyâne tâbirle, “Hadise budur ve artısı da yoktur!”

Bu jeneriklik ihraç kararı, Nevzat Ağabey’in vaktiyle ömrünün bir kısmında nasıl olup da büyük bir yanılgıyla iştigal ettiğini anlatıyor.

Dünyanın bütün dillerinde mübârek Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum; Bektaşi’nin “dayanıksız abdest”ini andıran 82 Anayasası’nın ilk 4 maddesi ise kusura bakmasın artık! [email protected]


Kaynak (Arşiv)