Kütük takvim ve Bizim Dimitri

Yıl sonu izni için yurda dönen gelinim ve oğlum, yılın son günlerinde bana bir hediye paketi getirip açmamı istediler. Önce kitap sandım ama daha cici daha sevindirici bir şeyle karşılaştım: Kütük takvim.

Kütük takvim artık hayatımızdan çıktı gibi bir şey. Bildiğim kadarıyla Diyanet ve bazı dini cemaatler her yıl namaz vakitlerini gösteren kütük takvim yayınlıyor ve camilerde, kitapçılarda satılıyor. Yakın zamanlara kadar evde böyle bir takvim bulundurmak alışkanlığım vardı fakat pratikte Diyanet benzeri dini muhtevalı takvimlerin şöyle bir mahzuru var: Günü geçen takvim yapraklarını kaldırıp atmak mümkün olmuyor çünkü içinde ya bir âyet, ya bir hadis veya kelâm-ı kibar var. Büyüklerimiz sadece takvim yaprağına değil, sıradan gazete kâğıdına bile şimdi bizlere çok anlaşılmaz gelen bir hürmet gösterirlerdi. Bu inceliğe dikkat edenler şöyle bir formül geliştirmişlerdi. Günü geçen takvim, hemen takvimin yanıbaşına duvara çakılan sivri uçlu bir çiviye geçiriliyor, yıl sonunda biriken yapraklar bir şekilde tasfiye ediliyordu.

Şimdi her akıllı telefonun bir de imsakiyesi var, hatta kıbleyi gösteren pusulası bile. Geçtiğimiz Ramazan'da fark ettim; artık imsak ve iftar vakitlerini gösteren imsâkiye bile yavaş yavaş tedâvülden kalkmaya başladı.

SAATLİ MAARİF

Kütük takvim deyince, ‘Saatli Maaarif veya Ece takvimlerini anmadan geçmek olmaz. O gün doğacak çocuklara verilmesi teklif edilen isimlerden tutunuz müşkülpesent ve çaresiz kalmış ev hanımlarına günün yemek listesini sunan tavsiyelere, oradan meteorolojik püflere, o günün tarihine (Tarihte bugün neler oldu?), fıkralara, manilere, roman tefrikalarına, kıble saatine ve namaz vakitlerine, meşhur adamların vecizelerine kadar pek çok şey bulunurdu bir yaprakta.

SAYILI GÜNLER TAKVİMİ

Meteorolojik püf deyip geçmiyoruz. Şimdiki kuşaklara çook eski zamanlardan kalma kaba-saba bir alışkanlık gibi görünse de tarım toplumunda yaşayan insanların yüzlerce yıllık görgü ve tecrübesinin birikimi olan bu takvim, artık pek gündeme gelmeyen belli başlı iklim hadiselerini hatırlatıyordu ve buna göre meselâ 6 Mayıs Hıdırellez'i, 16 Mayıs Filizkıran fırtınasını, 23-24 Mayıs Ülker fırtınasını haber verirdi. 19 Aralık'ta Zemheri girer, 20 Aralık'ta Şeb-i Yeldâ (en uzun gecelerin başladığı tarih) başlar, 6 Şubat'ta Gücük soğukları kapıya dayanır, 20 Şubat'ta ilk cemre düşer, 28 Şubat'ta leylek soğuklarıyla beraber illâ bir fırtına kopar, 11 Mart'ta Kocakarı soğukları ucunu gösterir, 18 Nisan'da ise ‘Kork Abrulun beşinden/ Öküzü ayırır eşinden' tekerlemesiyle toz dumana karışır ve böyle devam edip giderdi.

Başka yörelerde de folklorik takvim böyle sâdık mıydı bilmem; bizim oralarda büyüklerimizin ezbere bildiği ve kütüklü takvim yapraklarında günü gününe haber verilen belirli günlerde ortalık mutlaka karışıyordu; o zamanlardan beri folklorik takvimi ciddiye almak gerektiğine inanırım.

Bunun ilmi izahını ise meteoroloji uzmanları yaparlar artık.

TAKVİM VE ŞİİR; GÜZEL BERABERLİK

Kütük takvim deyince nasıl elden çıkardığıma hâlâ hayıflandığım bir antolojik takvim geldi hâtırıma. Takvimin her yaprağının arkasında Türk şairlerinden birinin bir şiiri yer alırdı. Bunun, şarkı sözlü varyantlarını da hatırlar gibiyim. Her kimse eksik olmasın, kütük takvimi matbaaya götürüp ciltletmiş ve kütüphanesine koymuştu. Kimden, nasıl devraldım; uzun yıllar muhafaza edip ara sıra göz attığım bu antolojik takvimin çok faydasını gördüm.

Akıllı telefonların takvimi ve imsakiyesi var ama saatli maarif takvimi türünden bir uygulama yapmak kimsenin aklına gelmedi galiba. Müşterisi olur mu dersiniz; bilmem ama tıpkı kitapta olduğu gibi selülozun yeri başkadır!

RESİMLİ TÜRKÇE EDEBİYAT TAKVİMİ

Gevezeliğim tuttu, yeni yıl hediyesine gelemedim. İletişim Yayınevi (daha önce yapmış mıydı bilmiyorum) Saatli Maarif takvimi formunda “Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi” hazırlamış. Bayıldım. Bu takvim duvara asılmıyor, altındaki karton altlıkla masaüstüne konuluyor. Takvimde elbette birtakım eski gelenekler, yeni bir çehreyle arz-ı endam etmekte. Tarihte bugün hangi edebi hadiseler cereyan etmişti gibi… Altta bir yazardan alınmış bir cümle. En üstte ise pankart taşıyan insanlardan oluşan bir çizgi bant. Arka sayfa sade tutulmuş. Bir romandan yarım sayfalık bir alıntı, sayfanın alt yarısında ise bir roman veya hikâye tefrikası. Günde birkaç dakikanıza muhtaç hoş bir geçmiş zaman hâtırası…

Bir delikanlı geçenlerde “Tefrika roman ne demek? Tefrik ayrılık demek değil mi?” diye sordu. Dilimin döndüğünce tarif ettim ama örneğini göstermeden anlatmak zor tabii.

Takvimi beğendim ve sevdim. Fikir olarak fevkalâde fakat bir noktayı belirtmezsem okuyucuya haksızlık etmiş olurum. Takvimde tabiatıyla sol dünyanın yazar, çizer ve edebiyatçıları ön planda ve bu bakımdan her zevke hitab etmeyebilir. Benim için mahzuru yok. Beğenmeyip de, ‘ben daha iyisini yaparım; benim dünyamın sesleri ve renklerini taşıyan bir takvim hazırlarım' diyenlerin yolu açık; hattâ keşke yapılsa ve hayırlı bir yeni yıl geleneği olarak sürüp gitse. Gazeteler, yayınevleri, kültür kurumları (fakat rica ederim devlet karışmasın bu işe) kendi zevklerine göre birbiriyle yarışan kütük takvim yayınlasalar ne güzel olur.

BİZİM DİMİTRİ

Kendi tabiriyle ‘gazeteci-yazar ve seyyah' Harun Çelik, yazarlığının olgunluk döneminde birbirinden değerli seyahat kitapları yazmaya devam ediyor. Yeni eserinin adı, konusunu da iki kelimeyle özetliyor: Bizim Dimitri.

KentKitap tarafından yayınlanan Bizim Dimitri, kısaca yazarın Meriç'in öte yakasına yaptığı çeşitli yolculukların uyandırdığı bir iç hesaplaşmasının bilançosudur. “Hiç gitmek istemediler” ara başlığının vurguladığı üzere bu kitapta Mübadele sonrası Ege'nin öte yakasına devlet zoruyla savrulan insanların kırık hikâyeleri yer alıyor.

Edebiyatımızda daha şimdiden bir “Mübadele kitapları” rafının oluştuğunu söyleyebiliriz, fakat Harun Çelik'in ‘Bizim Dimitri'si onlardan farklı; zira konuya, ortalama bir Türk-Müslüman Anadolu insanının bakışıyla yaklaşıyor ve Mübadele insanlarına yönelik (genellikle kalabalık yerlerde pek izhar edilmeyen) olumsuz önyargıları temelinden sarsıyor. Ucuz milliyetçiliklerin ve kahramanlık edebiyatının pek geçer akçe olduğu şu günlerde, insanî acılara insânî ve insaflı bir gözle bakan Çelik'in kitabını okudukça, filler kavga ederken arada ezilen çimenlerin hâlini daha iyi anlayabileceksiniz.

Harun Çelik, doğru bildiğini ve gördüğünü açık kalplilikle kaleme almasıyla ödülü hak ediyor.

Fırsat bulursanız ‘Bizim Dimitri'yi okuyun; coğrafyanız ve ufkunuz genişleyecek; yüreğinizin hafiflediğini ve sadrınızın genişlediğini hissedecek, tek kelimeyle güzelleşeceksiniz.

Kalemine sağlık Harun Çelik. Ecdâdına rahmet!


Kaynak (Arşiv)