Kırmızı kol saati durdu

Ölüm haberi, yakın akraba ziyareti sebebiyle kalabalıklaşan evimizde odadan odaya yankılandı; herkeste teessür, “A, iki gün önce haberlerdeydi, nesi varmış ki?” şaşkınlığı.

“Yazarsın herhalde” dedi çok yakın bir aile arkadaşım; dışarıdan, “Ne yazayım, tanışmıyorduk ki, şahsî yakınlığım, müşterek hâtıram yok” diye bir şeyler geveledim. İçimden, “Aynı dünyanın insanı bile değiliz, aramızda kocamaan sınıf farkı var. O beyaz Türk’tü, ben Karabudun’danım; dünya görüşlerimiz farklı” diye homurdandım. İçimdeki ses, “Üzüldün ama, hadi itiraf et” dedi; kızdım, “Üzüldüm tabii, üzülmek insanî bir his. Paris’te tuzağa düşürülüp kalleşçe katledilen o üç kadına da üzüldüm.” Siyasî kimlik nerede biter, insanî sıcaklık nerede başlar, bunlar kolay cevap verilir sualler değil ama ölüm büyük bir şeydir; duvarın ötesine geçiş... Nasıl bir duvar: Torununa, “Cennet-cehennem diye bir şey yok oğlum, ne varsa burada” diyen dedelerin bile günü gelince ötesine geçecekleri ve orada ne olduğunu bilebilecekleri bir duvar. Hakikat ânı! Ölüm bunun için büyük bir şey olmalı. Efendimiz, Müslüman olmayan birinin cenâzesine aldırış etmeyen ashâbını böyle ikaz etmişti: “Ölüm büyük bir şeydir!”

İnsânî sıcaklığı, sevimliliği önemsemeli. Mehmet Ali Birand’ı seyircilerinin nazarında sempatik kılan haslet herhalde buydu. Küçük kusurlar ve zaaflarını görmeden bir başkasına yakınlık duyamıyoruz (Büyük aşklar müstesnâ!) Sürçmek, yanılmak, kekelemek, ufak tefek bilgi hatâsına düşüp üstelik bunu mûtad hale getirmek bile küçücük muhabbet puanları haline gelebiliyor. Arapça kelimelerin imlâsında benim gibi sıkça pot kıranların iyi bildiği bir şeydir bu. Birand’ın böyle bir sempati kredisi vardı. Oysaki haber sunmaya başladığında işi fazla götüremeyeceği yolunda esaslı bir kanaat hâkimdi medya mahallesinde; öyle olmadı, Birand’ın haberleri aranılır, takib edilir bir kimyâya dönüştü zamanla. Neydi o püf noktası? Haber sunuşunun değişen edâsıydı. Resmî Gazete suratıyla, ciddiyetin lüzumsuz derecelerinde betonlaşan o katılığa ne kadar çok şâhid olmuştuk; bir de tam tersine okuduğu haberi vesile ederek kızdığı cenaha kaşıyla-gözüyle hışım yağdıran sözde tarafsızcılığa.

Birand başka bir şey yaptı; verdiği haberde ille de yorumlaması gereken bir boyut varsa bunu açıkça gösterdi, insanları ötekileştirmedi. Karşı tarafın da görüşünün aksettirilmesi umdesini gözetti. Önemlidir: Çalıştığı kanalın keskin siyasî tavrını meşrûlaştıran bir samimiyet sıcaklığı inşâ etmek az başarı değil. Aynı yayın grubunun diğer kanallarında akrânı ve meşrepdaşı enkırmenlerin yanına yaklaşamadığı bir sevimli tarafı vardı. Ve kıyafet seçimi; erkek giyiminde şıklığın evc-i bâlâ noktası desek mi? Kendi mi karar veriyordu bilmiyorum fakat taşıdığı kalem, saat, kravat gibi aksesuarlarda öyle iddialı renklerin erkekler tarafından taşınabileceği kanaatini telkin etmek de kolay iş değildir: Mavi dolmakalem, kırmızı saat!

O tarz devamını bulmalı bence. Siyasî tarafları sertleştiren ve ötekileştiren haber sunuşuna ihtiyâcımız yok. Sırf Birand’ın haber veriş tarzı sebebiyle bülten saatinde o kanalı tercih edenleri biliyorum. İnşallah bu kimyâ, diğer yayın kuruluşları arasında iyi örnek olarak yaygınlaşır. Erkam Tufan’ın Bugün TV’de Birand’la sohbetinin bir kısmını ilgiyle seyretmiştim. Yayın kamerasına tam cepheden bakmaya alışmış insanlara tutulan yan kamera anlamı nasıl da değiştiriyor, açı değişince anlam da değişiyor. Yan kamera insanî sıcaklığı daha iyi aksettiriyor. Ölüm haberinin, Diyarbakır’da, mâkul ve vakarlı görüntülerle geçen cenaze töreninin önüne geçmesi garip bir nükteydi. İnsânî olan, siyâsî olana galebe etti. Huzurlu bir gelecek için ümitlenirken, sevimli bir gazetecinin kaybıyla üzüldük.

Sevenlerinin başı sağolsun.


Kaynak (Arşiv)