Kaza kırım raporu

Hadiselerden iki kısa sonuç çıkarmak mümkün. Biri iyi, öteki kötü. Önce kötüden başlayalım: Sayın Başbakan ve yönetiminin bundan böyle yanlış yapma kredisi, hata lüksü sona erdi.

–Hayır efendim, hata filan yapılmadı, her şey bir komplo eseriydi; bugün olsa yine aynı şey yapılmalıdır, diyebilecek bir ferd-i vâhid çıkmaz herhalde. Hükümet bu süreçte gerilimi artıran kararlarından ziyade, hatâları düzelten adımlarıyla takdir topladı. Hasar raporu, evet, ağırdır; hadiselerin maddî ve manevî bilançosu hafife alınmayacak derecede ciddi. Teselli bulmak gereken nokta ise olumlu adımlar ve tedbirler için henüz fırsat olması.

İyi habere geçelim: Temiz aile çocuklarından sapancı takımına, esprili, zekî gençlerden fitne-fesat ekibine, Türkiye’nin tökezlemesini bekleyen finans çevrelerinden operasyon fırsatı kollayan dış güçlere, ayakta duran adam şirinliklerinden Başbakan’ın evini ve çalışma yerini işgal etmeye kalkışan azgın güruha ve fırsatı ganimet bilerek hükümetin devrilmesini bekleyen CHP’ye kadar bütün protestocu ve muhalif çevrelerin bu esnada Başbakan ve ekibinden daha fazla yanlış işler yapmasıydı.

Bu da bir sosyolojik veridir işte, irdelensin: Bu kafayla, bu yaklaşım biçimiyle muhalefette bulundukları müddetçe, gayrimemnun koalisyonunun iktidar olma şansı sıfır. Girecekleri her demokratik seçimden hüsranla çıkacakları âşikâr. Yangından yağma kaldırır gibi krizin en ağır günlerinde Batılı hükümetlere, medya kuruluşlarına ülkesini ve yöneticilerini çekiştiren, kötüleyen bu kafanın günün birinde başarılı olma şansı yok, çünkü programları, güvenilir liderleri, düzen kurma iradeleri ve gündelik hayatı işletme kabiliyetleri yerde sürünüyor.

Sadece yıkım işlerine bakan firmalar gibiler; bir adım sonrası için vizyon geliştirmeyi beceremiyorlar. Kargaşa ve güvensizlik icat etmekte yektâ, alternatif geliştirmekte ırsen özürlü bir heyet. Bütün ümidini “şunlar devrilsin de ne olursa olsun” hesabına bağlamış şu beceriksizler koalisyonuna, seçim günü kendilerinin bile oy vereceği şüphelidir.

Muhalefetin ırsî kabiliyetsizliği, hükümet cenahı için mazeret teşkil etmemeli ama. Yanlış, yanlışla telafi edilmez. Evet, böyle dağınık ve güven telkin etmeyen bir muhalif cephe karşısında gireceğiniz her sıradan seçimden galebeyle çıkabilirsiniz ama galebe dediğiniz günü kurtarır. Benim muradım, hepimizin muradı yanlış yapmamak, yanlışta ısrar etmemek; incinsen bile incitmemek, aldansan bile aldatmamak, çıkarına uysa bile yalan ve fitneden uzak durmak, yüksek değerleri baş üstünde tutmak, gerilim yerine sabrı, ayrıştırma yerine gönül yapmayı seçmek. “Siyasetin tabiatı böyle faziletlerle bağdaşmaz efendi” itirazını kabul etmemeliyiz. Hayat tarzımızın en yüksek değerlerini zîhayat görmeyecek isek, şu hay-huyun ne mânâsı kalır ki?

Hükûmet belki bir ay öncesine kadar sırtında taştan ağır yük taşıyordu, şimdi o yükün üstüne ilâveten sırça sepeti, züccâciye havâlesi konuldu. Hatâ payı yok. Bugüne kadar yaptığı hizmetlerden ötürü müteşekkiriz ama bundan sonrası için yönetim denklemini çözmek çok daha fazla basîret, itidal ve emek gerektiriyor. Bir kriz yaşadık ve şimdilik geçti, sonraki kriz için gayrimemnunlar cephesi fırsat kolluyor. Muhtemelen dış odaklı bir finans buhranı ile Türkiye’yi yeniden sarsmak isteyeceklerdir. Basîret ve meşrûluk çizgisinde sabitkadem durulduğu müddetçe gelecek kederi yine hep birlikte göğüsleriz.

Âdil olunuz, sâbir olunuz ki dostlarınız mahcûb, düşmanınız mesrûr olmasın. Allah’ın rızâsını rahnedar etmeyelim, gerisi teferruattır o meşhur tâbirle!


Kaynak (Arşiv)