Işıkçı!

Bu haber, geçen hafta Hürriyet gazetesinde yayınlandı. DHA'nın Antalya muhabiri Mehmet Çınar'ın imzasını taşıyor.

Bu habere göre Fevziye Mektepleri'ne ait Işık Üniversitesi'nin Anadolu'ya açılması maksadıyla çeşitli illerde tanıtım toplantıları düzenleyen Rektör Ekrem Ekinci, Antalya'da kendini dinleyen öğretmenlere hitaben şöyle dert yanmış:

-Biz maalesef; Atatürk'e eğitim vermiş, onun teklifi ile kurulmuş bir üniversite olarak kendimizi anlatmakta çok zorlanıyoruz. Askeriyeye gidiyor mezunumuz, 'Ben Işık'tanım' diyor, damga yiyor. Bizim öyle bir şeyimiz yok. Bu doğrultuda biz çok üzülüyoruz. Misyonumuz Atatürk'ün bize verdiği bir emanet olarak Işık, Atatürk'ün ışığı olarak devam edecek.

*

Eminim ki neler olup bittiğini hâlâ fark etmemiş olmalısınız. Anlatıyorum.

Olay, küçük Mustafa'nın 1887 yılı civarında Selanik'te mektebe gitme çağına girmesiyle başlıyor. Ezbere bildiğimiz hikâye: Annesi Zübeyde Hanım belki de, "Benim oğlum büyüyüp hafız olacak" beklentisiyle Mustafa'yı mahalle mektebine göndermek istiyor fakat Baba Ali Rıza Efendi, "Şimdilik hanımın gönlü olsun; ilerde nasıl olsa hallederiz" yaklaşımıyla mahalle mektebine ses çıkarmıyor ama ilk fırsatta Batı tarzında eğitim veren, eli yüzü düzgün ve asri bir mektep olan Şemsi Efendi Mektebi'ne yazdırıyor küçük Mustafa'yı.

Şemsi Efendi Mektebi, o günlerde henüz çiçeği burnunda bir eğitim kurumu; 1885'te Selanik'te faaliyete geçen Feyz-i Sıbyan Mektebi ile eğitime başlayan kurum Şemsi Efendi tarafından kurulmuş; müessese daha sonra Feyziye Mektepleri adını alacaktır.

Şemsi Efendi, Selanik'in meşhur Sabetaycı ailelerinden birine mensup olarak biliniyor.

Buraya bir bal mumu koyuyoruz, çünkü önemlidir; okulun kurucusu Şemsi Efendi Sabetaycı olarak biliniyor fakat bu okullarda okuyan veya çocuğunu okutan herkesi aynı yolun yolcusu sanmak doğru değil. İsteyen veya imkânı olan veriyor çocuğunu mektebe. Aynı uygulamalar bugün de devam ediyor gitmekte.

Bu nokta önemli, unutulmasın!

*

Devam ediyoruz: Eğitimcilikte başarılı olduğu anlaşılan Şemsi Efendi, Selanik'in Yunanlıların eline geçmesiyle İstanbul'a naklediyor. Vakıf şeklinde örgütlenen Şemsi Efendi eğitim kurumları daha sonra Şişli Terakki Lisesi, 1934'te kurulan Işık Lisesi gibi kurumlarıyla faaliyetini sürdürüyor. Bu arada bir iddiaya göre Işık Lisesi'nin adı, bizzat Atatürk tarafından verilmiş. Işık Üniversitesi rektörlüğünün web sitesinde yayınlanan telgraf fotokopisinde Atatürk'ün lise yöneticilerine hitaben, "Okulunuzun ellinci yıldönümü günü yapılan toplantıda beni andığınızdan dolayı teşekkür eder, yeni adı kutlularım" dediği görülüyor. Bu ifadeden "Işık Lisesi" isminin Atatürk tarafından verilip verilmediği pek anlaşılmıyorsa da öyle olduğunu kabul ederek devam ediyoruz: 1996 yılında Fevziye Mektepleri Vakfı bir üniversite kurma kararı alıyor ve adını Işık koyuyor.

Şimdi yeniden rektörün konuşmasına dönebiliriz:

*

Diyor ki rektör, Antalya'da bir otelde topladığı lise öğretmenlerine hitaben:

-Bizim tek söyleyeceğimiz şey, bizi bir cemaat kurumu olarak bilmeyin ve bizi karşılaştırarak ondan sonra seçin veya seçmeyin. Ama bizim üniversitemizi çocuklarınızın incelemesini sağlayın.

Ve ardından ilave ediyor,:

-Sakın haa... zannetmeyin ki 'Biz Atatürkçü bir üniversiteyiz, çocuğunuzu bize verin' demeye getirmekteyiz..."Bizim tek söyleyeceğimiz şey, bizi bir cemaat kurumu olarak bilmeyin ve bizi karşılaştırarak ondan sonra seçin veya seçmeyin."

*

Işık Üniversitesi yöneticileri dertli, hem de çok dertli. Bakın haber metninde bu durum nasıl anlatılıyor:

Üniversitenin Anadolu'ya açılımı çalışmalarında karşılaştıkları en büyük sorunun Fethullah Gülen cemaati ile ilişkilendirilmeleri olduğunu belirten Işık Üniversitesi Tanıtım Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Esin İnan, üniversite isminin 'ışık' olması nedeniyle bu sorunun yaşandığını kaydetti. Işık Üniversitesi'nin 1885 yılında Selanik'te kurulmuş olan Feyziye Mektepleri Vakfı'na ait bir üniversite olduğunu kaydeden Prof. Dr. Esin İnan, şunları söyledi:

"Bizi Fethullah Gülen cemaati ile karıştırıyorlar. Bu veya başka cemaatlerle hiçbir ilgimiz yok. Şemsi Efendi tarafından kurulan vakfa ait Feyziye Sibyan İlkokulu da Atatürk'ün Selanik'te esas eğitim aldığı okuldur. Şemsi Efendi, ilk defa çocukları yerden kaldırıp sıralara oturttuğu için gerici ve lüzumsuz adamlar tarafından epeyce tartaklanmıştır. Daha sonra Selanik'in Osmanlı sınırları dışında kalması ile vakıf İstanbul'a taşınmıştır. Feyziye'nin anlamı aydınlanmadır ve buna yakın olarak Atatürk'ün isteği üzerine Işık verilmiştir. Bu ışık Fethullah Gülen'in ışığı değil, Atatürk'ün ışığıdır. 'Aa hoca efendinin okulu' diye gelenler var. Tabii ki kapımız kapalı değil, gelsinler, bazı şeyleri doğru öğrensinler. Sadece bir düşünce ile bir üniversiteye gitmek çok yanlış. Bizim için önemli olan kalite ve üniversite eğitimi insanı hayata hazırlar. Üniversite kürsüsündeki hoca gerçek bir araştırmacı olmalı ve çocuğa hayatında yön verebilmelidir."

*

Anladınız!

Hepimiz anladık.

Aslında onlar da anlıyorlar, biliyorlar. Bu "ışık" kimin ışığıdır, nereden gelmektedir, neyle karıştırılmaktadır, estektir, köstektir...

"Bu veya başka cemaatlerle hiçbir ilgimiz yok" lâfına takıldım ben asıl. Yüz yaşını çoktan devirmiş Fevziye Mektepleri Vakfı, onun etrafında nice okul, bu okullardan mezun olanların kurduğu derneklerin teşkil ettiği onca gelenek, onca insan, onca ailenin nasıl olup da bir "cemaat" teşkil etmediğini bir türlü çıkaramadım. Kaldı ki cemaat olmak ne zamandan beri ayıp sayılmaya başladı onu da hayretle öğrenmeye çalışıyorum.

Beyler, efendiler, güzel insanlar, tatlı eğitimciler, ey eğitim ve irfan ordusuna nice alnı ak ışık neferi yetiştirmiş şu mübarek müesseseden yetişen yüzü nurlu insanlar, size hitab ediyorum: Kendi müessesesini -haklı olarak- överken, bir başkasını niçin yermek, "biz onlardan değiliz ha" diye elaleme ince mesajlar vermek ihtiyacı hissediyorsunuz?

Civanmertliğe yakışıyor mu?

Ayıp değil midir; siz olsanız bu gibi durumlarda, o meşhuuur "Amanin kadı efendi, araya gitmeyelim; asılacak onlardır, öpülecek olan benim; ne olur bir karışıklığa gitmeyelim" fıkrasını hatırlamaz, hatırlatmaz mısınız?

Ve çok merak ettim; empati kabiliyetiniz varsa siz de bu merakı paylaşmalısınız: "Işık Üniversitesi'ndeniz" deyince sizleri yanlış anlayan insanların algılarındaki bozukluğu düzeltmek için çaba göstereceğiniz yerde, "biz onlar gibi değiliz" demekle eğitimci sorumluluğunuzu yerine getirmiş oluyor musunuz? "Biz onlardan değiliz" diye zararlı bir kuruluştan bahsedercesine imâ ile ötelediğiniz cemaat, evet "cemaat", bugüne kadar eğitim sektöründe bileğinin hakkıyla efsaneleşti, markalaştı; üstelik sizler gibi geniş çevre desteği görmeden, dar gelirli insanların dar bütçeleriyle ama müthiş ve destansı fedakârlıklarıyla Türk eğitim hayatına damgasını vurdu; bundan ötürü bir "eğitimci" olarak onur ve memnuniyet duymanız beklenirdi fakat iki gözünüz iki çeşme ve elde mendil, gittiğiniz her yerde yanlış anlaşılmaktan, başkalarıyla karıştırılmaktan sızlanıyorsunuz.

Sizin feyz kelimesinden anladığınız bu mudur; feyziniz bu kadar mıdır?

Bir eğitimci, öteki eğitimciye böyle davranırsa, bu ülkenin cahil-cühelâsı birbirine ne yapmaz?

*

Bu yazıyı, mânâsı ve medlûlü ile beraber, olur-olmaz yerde ve sanki önemli bir şey söylermiş edâsıyla, "Eğitim şart azizim" diye gerdan kıran bütün çevrelere ithaf ediyorum!


Kaynak (Arşiv)