İrşat

-Hocaam? Geçmiş olsun canım hocam benim!

-Estağfurullah, çıkartamadım sesinizden, kiminle müşerref oluyorum acaba?

-Hah hah ha... Öyledir öyledir hocam öyledir, gözden uzak olan gönülden de uzak olur derler ya, fakat alınmıyorum hocam, siteminizde haklısınız; daha önceden arayıp sormamız gerekirdi, eksiğimizin kusuruna kalmayın efendim, mâlum memleket işleri, siyaset vesaire derken eşi-dostu arayıp derhâtır etmeyi ihmâl ediyoruz işte...

-Yahu kardeşim, özür dilerim ama hâlâ çıkaramadım sizi?

-Hoca bendeniz Deniz! Deniz hocam, bendeniz Deniz; bakın böylece hem mukaffâ konuşmuş oluyorum, hem telmih sanatını konuşturuyorum, anladınız?

-Deniiz... Deniiz... Benim bildiğim bir deniz var o da siz olamazsınız; o Deniz misiniz?

-Ta kendisi, bendenizim efendim; bendeniz Deniz bendeniz!

-Aa kusura bakmayın Deniz beyefendiciğim, sağolun, varolun; ne büyük incelik gösterdiniz. Vallahi az evvel yorgan döşek yatıyorum dostlar sağolsun; sesinizi duyunca derâkab ifâkat buldum efendim. Arz-ı hörmetler...

-İfâkat mı; müşterek bir dostumuz mu acaba, çıkaramadım bir an!

-Hah ha... Çok nüktecisiniz efendim; şifâ buldum, iyileştim demek istiyorum yâni.

-Aman hocam aman; ortalıkta hastalık kol geziyor. Zaten bu hükümetin bir şeye baktığı yok. Sağlık hizmetleri rezâlet. Doktorlar feryâd eder, eczacılar feryâd eder, hastalar perme-perişân. Emekliler, yetimler derseniz öyle zaten. Bir de siz hasta olmayınız Ahmet hocam, siz bu memlekete lâzımsınız.

-Teveccühünüz efendim. Ben fakir, âcizâne insanlarımıza irşâd ve tebliğ faaliyetinde bulunan mütevazı bir vatandaşım. İ'zâm ediyorsunuz.

-Etmiyorum, lütfen siz de kendinizi o derece hakîr görmeyiniz hocam. Bizim sizler gibi ileri görüşlü, modern hayatın gerekleriyle barışık, sempatik, sözü dinlenir toplumsal önderlere ihtiyâcımız var. Bu iktidar ülkeyi iflâsın eşiğine getirdi mâlumunuz. Her şey ateş pahası. Benzin olmuş neredeyse dört lira. Bir depo dolduruyorsunuz trinkk 200 papel uçup gidiyor. Beri taraftan Tekel işçileri, Ergenekon...

-Aman Deniz Bey, ben aktif siyasetten anlamam; bu işlere uzağım; bizimkisi sadece arzu eden vatandaşları irşâddan ibaret.

-İyi ya hocam, aynı işi yapıyoruz demektir. Bizim de başlıca vazifemiz arzu eden vatandaşlarımızı çağdaş, demokratik ilkeler ışığında aydınlatmak; sömürüden, yoksulluktan, talandan kurtarmak, aydınlatmaktan ibaret. Bu ulvi görevde sizin gibi sözü dinlenir, bağnazlıktan uzak, sempatik bir insanı saflarımızda görmekten kıvanç duyarız vallahi...

-Vallahi Deniz Bey, nasıl desem bilmiyorum; aslında o kadar çok dolu ki programım; tâ sabah namazından gece yarılarına kadar dersler, konferanslar, ziyaretler, vazifeler bitip tükenmek bilmiyor. Bunca meşguliyetin arasında yasama vazifesini yürütmek çok zor olacak gibime geliyor...

-Ahmet Hocam, sizin gibi değerli insanların topluma karşı sorumluluklarını hatırlatmak istemem, zaten bilirsiniz; gerektiği zaman şahsi fedakârlıklarda bulunmak gerekir. Üstelik bu hükümet zaten sallanıyor hocam, üfleseniz yıkılacak. Gün hizmet günüdür, fedakârlık günüdür, halkla kaynaşma, bütünleşme günüdür...

-Güzel söylüyorsunuz Deniz Bey fakat biz zaten halkımızla kaynaşmış, bütünleşmiş insanlarız. Bir gün tenezzül buyrunuz mahallemize, semtimize, mescidimize geliniz, gözünüzle göreceksiniz zaten...

-Gelmem mi hocam, ne demek? Seve seve gelirim bilakis; fakat bir türlü dünya işlerinden vakit bulamıyorum. Kaldı ki bizler sizlerden uzak insanlar değiliz hocam. Biz de dinimizi kitabımızı bilen insanlarız. Dinimiz en yüce ve mukaddes bir dindir. Bakınız laik cumhuriyetimizde kimsenin ibadetine karışan görüşen var mı? Yok! Niçin yok, çünkü laiklik var. Bakınız meselâ sizin cami. İsteyen gelebiliyor değil mi hocam, girmek isteyene girme, ibadet etmek isteyene ibadet etme diyeni gördünüz mü?

-Görmedik, niye yalan söylemeli...

-Hah! İşte budur hocam. Ben sizi öteden beri ilgiyle takib ediyorum. Konuları ele alış biçiminizi çok faydalı buluyorum. Kasetlerinizi, vaazlarınızı toplattım, evde dinliyorum geceyarısı, istifade ediyorum. Gençlerimize, halkımıza güzel öğütler veriyorsunuz...

-Eksik olmayınız Deniz Bey, karınca kararınca birşeyler yapıyoruz işte.

-Takdirle karşılıyorum, sizlere karşı zaten ötedenberi kalbimin derinliklerinde müstesna bir yer olmuştur. Mesela bazı arkadaşlar zaman zaman, 'Yahu bunlar bir kesekâğıdı dolusu sakal bırakan, takkeyle takunyayla, yaz-kış pardesüyle gezen garip, tutucu adamlar' diye bıdıbıdı yaparlar; ben öyle düşünmem. Sizin gibi insanlardan öğreneceğimiz faydalanacağımız şeyler var hocam. Diyorum ki şimdilik sizi şöyle güzel bir törenle partiye kayıt yaptırsak...

-Ee?

-Siz orada göğsünüzde rozetinizle şöyle güzel bir konuşma yapsanız; partimize katılmakla ne kadar gurur duyduğunuzu açıklasanız. Güzel güzel fotoğraflar çektirsek...

-Sonra?

-Sonra seçimler yakın hocam, eli kulağında; bizim Türkiye'nin her yerinde bir kısım halkımızın nabzını tutan sizin gibi temsilcilere ihtiyacımız var. Bize katılırsanız İstanbul'u mesela silip süpürürüz hocam?

-Diyorsunuz...

-Diyorum, siz ne diyorsunuz?

-Teklifinize teşekkür ederim Deniz Bey; ben derim ki herkes en iyi bildiği işi yapsın. Arayıp hatır sorduğunuz için teşekkür ederim lâkin ezan okunmak üzere. Hazırlık yapmam lâzım. Ben size dönerim efendim inşallah...

-Ya, öyle mi; peki, tüh!


Kaynak (Arşiv)