İmkânsız

Geçen hafta bu köşedeki yazının başlığı “Macun Tüpten Çıktı” idi. Kabul etmeliyim ki iddialı, tahminleri aşan bir tespitti. Bu tahlilin doğru çıkmasından zevk alıyor değilim. Daha şimdiden ekonomide önemli değer kayıpları yaşandı. Toplumun ümitvar beklentileri gölgelendi. Şimdilik geniş kapsamlı bir kabine değişikliği ile durulmuş gibi görünen yolsuzluk krizi, Türkiye’nin iyimser gidişâtına ket vurdu.

Kriz ne yazık ki devam ediyor ve galiba daha vahim yerlere doğru seyredecek. Bunun ana sebeplerini şöyle incelemek mümkün:

Başbakan, anayasa çalışmaları esnasında telaffuz ettiği 2023 vizyonunda başkanlık sistemine geçmiş bir Türkiye düşüncesinin gerçekleşmeyeceğini hissettiği andan itibaren asabîleşti; önündeki on yılı kendi istediği gibi tanzim edemeyeceğini görünce 2014 ve 2015’i kapsayan kritik seçimler dönemine güçlü şekilde girmek için gerginliği yeni bir siyaset şekli olarak benimsedi ve sevdi.

İlk işaretleri Gezi olaylarında gördük. Hadiseleri çok küçük tavizlerle kontrol altına almak ve krizi yönetilebilir kılmak yolu, o günler itibariyle bir türlü anlayamadığımız bir kararla seçilmedi. Onun yerine “Çapulcular” edebiyatı ile bütün toplum, “Benden yana mısın, yoksa bu çapulculardan mı?” tercihine zorlandı. Bu, siyasi hesaplar bakımından akıllıca ancak, toplumun genel ahengi ve selameti bakımından tehlikeli bir yoldu.

Nitekim Gezi olaylarından şaşırtıcı bir şekilde AK Parti ve CHP, oy destekleri artan parti olarak çıktılar.

AK Parti yüzde 50 çıtasını böyle geçti, çünkü merkez sağ seçmenine, “Siyasette başka mecrâ aramaya kalkarsan refah istikrarını kaybedersin ve istikrarı ancak ben koruyabilirim, tercihini yap” baskısını yöneltmişti. Ne var ki, daha önce belirttiğim gibi yüzde 50 bandında halk desteği yakalamak, hükûmetin kimyâsını bozdu.

Yüzde 50’lik çıtanın risklerini şöyle sıralayabiliriz: Bu çıtanın bir puan altına, meselâ 49’a düşmek psikolojik eşikte başarısızlık anlamına gelecektir; öyleyse bütün riskleri göz önüne alarak yüzde 50’nin üstünde kalmak gerekir. Diğer taraftan yüzde 50’lik destek, geride kalan öteki yüzde 50’yi kendi içinde pekiştirmek ve muhasım kabul etmek mânâsına gelir ki gerginlik yaklaşımıyla bu risk -borsa tabiriyle- satın alınıyor demektir.

Dershanelerin dönüştürülmesi krizinde hükûmeti sert davranmaya sevk eden saik buydu. İnsanlar, “İstikrar mı, dershaneler mi?” tercihinde elbette istikrarı seçeceklerdi. Kabine ve grup içindeki önemli tepkilere rağmen bu çizgi ısrarla savunuldu.

Trajik yanlış, Gezi’de ve dershane krizinde iş gören bu manivelânın yolsuzluk soruşturması krizinde de iş göreceğini zannetmekti. Soruşturma sabahı, çok küçük kayıplar mukabilinde kontrol altına alınabilecek kriz, akşam saatlerinde Başbakan’ın “Hodri Meydan” yaklaşımıyla kendiliğinden büyüdü.

Gerginlik bu defa işe yaramadı, tam aksine Başbakan’ın ve hükümetinin aleyhine gelişmelere yol açtı. Öfkeyle bir dizi müteselsil yanlış karar verildi. En vahimi, soruşturmayı kolaylaştırmak ve partisinin, kabinenin ve şahsi itibarının selâmeti nâmına hukuktan yana tavır almak yerine soruşturmayı engellemek, genişlemesine mâni olmak, bir süre önce kendisinin atadığı emniyet mensuplarını hallaç pamuğu gibi atarak kızağa çekmek oldu.

Bu satırların kaleme alındığı an itibariyle şöyle bir garâbet yaşandığı söyleniyor: İstanbul’un Emniyet Müdürü, tahkikatı genişletmek isteyen görevli savcının emrine adli kolluk gücü görevlendirmeyi reddediyor. Bu sürdürülemez bir tutumdur ve algılanışı bakımından, soruşturmacı savcıların güvenilmezliğini vurgulamak yerine hükûmet kanadının panik içinde bulunduğunu ihsas ediyor.

Yeni kabinenin başarılı olmasını dilerim fakat bu kabineye büyük ümit bağlamak haksızlık olur çünkü esas mesele hâlâ ortada duruyor: Soruşturmanın ilk safhasında -kabine değil- Başbakan çok kötü bir yönetim göstermiştir ve eskisinden daha taze ve -diyelim ki- daha iyi bir kabineyle Başbakan’ın değişeceğini beklemek fazlaca iyimserlik olur.

Macun tüpten çıktı; kabine değişikliği süreci tersine çevirmez, belki aksatır; aksatılan her dakika ise araştırma anketlerinde görülen yüzde 50’lik destek çıtasının biraz daha esnemesine, halk tabiriyle “bellemesi”ne yol açıyor.

İki hafta önce pekâlâ yönetilebilir boyutlar taşıyan bu krizin geldiği nokta üzüntü vericidir; şimdi Başbakan’ın şahsını hedef alan bir meşruiyet tartışması başlayacak.

Önümüzdeki üç ayın neler getireceğini tahmin etmek ise imkânsız.


Kaynak (Arşiv)