İçki yasaklansın, Ayasofya da ibadete açılsın!

Eskiler, “Seçim sath-ı mâili” derlerdi, yani başta ekonomi olmak üzere bütün siyasi faaliyetlerin seçimler gözönüne alınarak düzenlenmesi, seçime doğru kaçınılmaz yöneliş.

İçki satışlarının yeniden düzenlenmesi ile ilgili kanun teklifini duyunca, “Seçim sath-ı mailine giriyoruz herhalde” diye gülümsemekten kendimi alamadım.

Düzenleme, ülkemizde içki satışlarının Batı ülkelerindeki standartlara doğru çekilmesini öngörüyor. Kamu sağlığı bakımından tartışılmaması gereken bir karar aslında, üstelik gecikmişliği de cabası. Aklı başında hiç kimse böyle bir düzenlemeye karşı çıkmaya kalkışmaz. Ne var ki alkollü içkiler her nedense Türkiye’de laikçiliğin ve serbest hayat tarzının en anlamlı göstergelerinin başında geliyor: Muhafazakâr politikacılar “Seçim sath-ı maili”ne girince içki satışlarını yeniden düzenleyerek, “Sevgili seçmen unutma, biz hâlâ muhafazakârız” mesajını veriyor; solcu, liberal, laikçiler ise “Bunların kısıtlamasına güven olmaz; yarın içkiyi hepten yasaklamaya kalkışır, belki de namaz vakitlerinde insanları dayakla camilere doldururlar” diye endişelenerek, geç olmadan gerekli tepki vermeye itina gösteriyorlar. Elbette bu endişenin siyasi çıkar boyutu da var: Muhafazakârlar sınırlamayla kendi seçmenine mesaj ulaştırırken laikçiler de dine karşı mesafeli yurttaşların haklarını en iyi kendilerinin savunabileceği görüntüsünü veriyorlar. Her çoban, kendi sürüsünün kulağına mülayim gelen sesler çıkararak aslında Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığını ifşâ ediyor.

İçki satışlarının kontrol altında tutulması ve gençlerin alkolizme bulaşmaması için alınacak tedbirleri destekliyorum; garipsediğim şey, -aynen başörtüsü konusunda olduğu gibi- daha öncelerde alınması gereken bir kararın bazı mülahazalarla gecikmiş olmasıdır.

Konunun dikkat çekici bir başka yönü ise iktidar partisi yöneticilerinin, ilk bakışta ideolojik mesaj gibi duran konularda polemiğe dayalı gerginlik çıkarıp, süreci çok ustaca yöneterek kendine siyasi çıkar sağlamasıdır. Laikçi muhalefetin her defasında bu ökseye tutulması ayrıca altı çizilmeye değer bir konu. Ne zaman ideolojik yoğunluğu ağır, özellikle laiklikle ilişkili bir meselede tartışma başlasa hükümet ve muhalefet aynı tepkiyi veriyor. Seçmenler ise tartışmanın gerçekten ideolojik, yani hayat tarzıyla ilgili olduğunu zannederek safları sıklaştırıyorlar; istenen de budur zaten. Seçim sath-ı mailine girerken her partinin önce kendi saflarını sıklaştırması ve seçmenini kararsızlıktan kurtarması. Bir nevi toplanma borusudur bu tartışmaların anlamı...

Ne yazık ki içki düzenlemesi de bu politik hamlelerden biri.

Zamanlama ustaca, tam yerinde; düzenlemenin muhtevası da mükemmel: Her ebeveyn –velev ki kendisi içki kullanıyor olsa bile-, çocuklarının en azından alkolden uzak tutulmasını gönülden ister; üstelik düzenleme, alışılagelen uygulamaya göre hayli disiplinli olmakla beraber Batı standartlarından daha yasakçı da sayılmaz. Birkaç ay önce Kadıköy Belediyesi, meyhaneler sokağı diye bilinen yörede benzer bir uygulama başlatmış ve kararını dirayetle uygulamıştı çünkü prensip itibariyle içkiye karşı olmayan Kadıköy sâkinlerini bile çileden çıkaran keyfî manzaralar tepki topluyordu.

Siyasetin ustaları, aslında tartışılması bile abes konuları gündeme getirerek kendi yeterliklerini görünmezleştirmeyi başarıyorlar. Böylece çözülmesi gerçekten emek, sabır ve bütçe imkânı gerektiren talepler unutturulabilecektir.

İşte nitekim bu yakınlarda Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi üzerine yeni bir tartışma başlayabileceğini tahmin ediyorum; hayli su ve lâf kaldırır bir mesele olarak havanda su dövüp ideolojik kamplaşma icadına elverişli bir konudur. Seçim sath-ı mailine ikrâmım olsun.


Kaynak (Arşiv)