Hâlâ kulaklarımızda uğultusu

Mısır’da ‘kanun’ var; üstelik taş gibi, demir gibi kanun.

Mısır’da ‘hukuk’ yok!

Mısır’da mahkeme, evet mevcut fakat ‘hâkim’ nâmevcut. Mısır’da devlet var; lâkin ‘hukuk devleti’ hak getire.

Mısır’da devlet, evet güvenlik içinde; ‘Milli güvenlik’ denince akan sular duruyor fakat Mısırlılar ise endişe ile korku arasında. Bütün ‘insana rağmen’ yönetimlerde olduğu gibi devletin güvenliği, halkın güvenliğinden daha yukarıda tutuluyor.

Mısır’da sokaklardan toplanıp ayaküstü, yalapşap, “ben yaptım oldu; al sana mahkeme, al sana kanun!” anlayışıyla yargılanan 528 kişi hakkında 20 dakikada idam cezası verildi. Hukuk ve infaz felsefesi nâmına, “Sallandıracaksın bunlardan birkaç yüzünü köşe başlarında, bakalım bir daha yaparlar mı?” görüşünü savunanlar zevkten eridiler.

Kanun eliyle nasıl devlet terörü yapılabileceğini bir kere daha gördük.

İnsanlık namına bir şeylerin iyiye gittiği, ilerlediği filan yok. Zâlimler ve mazlumlar kılık değiştiriyorlar sadece. İnsanlığın temel meselesi, içimizdeki iyiyle kötünün, hak ile bâtılın mücadelesinden ibaret. Keşke ‘sınıf mücadelesi’nden ibaret olsaydı, âh, değil ne yazık ki!

Tarih işte tekerrür ediyor: İşte Stalin Rusyası’nı, o meşhur ‘kültür devrimi’ günlerinin Çin’ini, Nazi Almanyası’nı, Franko İspanyası’nı hatırlatan bu müstakbel salhâne manzarası karşısında Sisi’nin darbeci yönetimini destekleyen Mısırlıların ne düşündüğünü merak ediyorum. “Merak ediyorum” sözü lâfın gelişi; ne düşündükleri mâlum.

Zalimler zannedilenin aksine toplardan, tüfeklerden, zırhlı birliklerden ve taburlardan kuvvet almıyorlar; destekçi kalabalıklara, her daim güce perestiş eden bürokrat ruhlara, işbirlikçi kanaat önderlerine, rüzgârgülü yazar-çizer takımına bakarak cesaret buluyorlar.

Evet, Mısır halkının tamamı değil elbette fakat bir kısmı da Sisi yönetiminden ve yaptıklarından hoşnud olsalar gerektir.

Onlara, “Şu zulme, şu saçmalığa ne diyorsunuz; nasıl rıza gösteriyorsunuz?” diye sorulsa nasıl cevap vereceklerini de tahmin ediyorum. İçinde insan kavramından eser bulunmayan pek acıklı ve şedid bir ‘devlet’ nutku çekerek başlayacaklardır tiradlarına, öyle inandırılmışlardır ve hemen ardından İhvan’ın fenalıklarından, ihanetlerinden, topu topu bir yıl içinde devletin civatalarını nasıl lâçka etmeye çalıştıklarından dem vuracaklardır.

Uzun uzadıya anlatmanın mânâsı yok, bu edebiyatı gayet iyi biliyoruz; hâlâ kulaklarımızda uğultusu...

İdamların infaz edileceğini zannetmiyorum ama; Sisi rejimine yardakçılık ve suç ortaklığı eden Batılı güçlerin, Rusya’nın, Avrupa’nın, ABD’nin, sözde İslâm devletleri blokunun o kadarına müsaade etmeyecekleri, erkene alınan devlet başkanlığı seçimlerinde seçilmesi % 98 oranında muhakkak Sisi’ye bir merhamet gösterisi yaptırarak muhtemelen cezaların hafifletileceği kanaatindeyim.

En ucuzundan bir taşla iki kuş numarası.

*

Anayasa Mahkemesi, dünkü kararıyla, Türkiye’nin Sisi’nin egemenliğine yenik düşmüş bir Mısır olamayacağını hatırlattı. HSYK’yı yürütmenin emrine tâbi kılan kanun değişikliği doğduğu anda sâkıttı ve bunu destekleyicileri de biliyordu. AYM’nin kararı, Türkiye’de hukuk devleti arayışının bir serap olmadığını, hukukun eninde sonunda tecelli edeceğini gösteren tarihî bir karara imza koydu.

Öyleyse bu yazıyı, Ziyâ Paşa’nın Hürriyet Kasidesi’nden bir beyitle noktalayabiliriz:

“Kazâ, her feyzini her lûtfunu bir vakt için saklar;

Fütûr etme sakın milletteki za’f u batâetten"


Kaynak (Arşiv)