Gerisi hiiiç önemli değil!

Hürriyet gazetesi okuyucu yorumlarından birine göre Türkiye, Mısır’da olup bitenleri “Darbe” diye telaffuz eden tek ülkeymiş.

Siz ne anlarsınız bu cümleden? Bana göre demeye getiriyor ki, “Eyy Başbakan, huzuruna mancınıkla çıkılan Batılı liderler bile Mısır’daki hadiseye askerî darbe demiyor, onun yerine ‘Hık-mık’, ‘Olur böyle şeyler, bu arada kalp kırmamaya dikkat edelim!’, ‘Sevgili general Sisi, fazla kalmayı düşünmüyorsunuz di mi?’ gibisinden gevelemelerle çalıyı dolanmayı tercih ederken siz niçin ‘paat’ diye darbe diyorsunuz? Bize mi düştü âlemin doğrucu davutluğunu üstlenmek?”

Sevdim ha! Okuyucu yorumu dediğin böyle olur. Hürriyet gazetesine, okur yorumlarına karşı gösterdikleri saygıdan ötürü imrendiğimi ifade etmek isterim. Resmen zihnim açıldı, gözlerimdeki sis perdesi dağıldı ve kafamın içinde binlerce vatlık ampuller yandı; aynen öyle! Darbe’ye darbe diyen bir Türkiye çıktı koca acunda. Böyle bedava yorumcular olduktan sonra küfeyle para verip onca yazar istihdam etmek israf azizim.

Ben egzantirikimdir biraz; eli klavye tutan orta direk halkımız ne düşünüyor diye okur yorumlarını merak eder, üşenmez okurum. Bizdeki 12 Eylül müsamere seviyesindeki replikasını andıran Mısır’daki darbeyi alenen, açık-seçik, ağız dolusu eleştirdiği ve seçilmiş meşrû yönetimi delikanlı gibi desteklediği için hükümetin tavrı çok hoşuma gitti, gururlandım. Varsın o ehl-i yorumun zannettiği gibi “Darbeye darbe” diyen bir tek biz kalalım; bunca senedir hayallerinden geçen askerî darbe özlemine Mısır’da olsun kavuşanlar, içlerinden “Şu Mısırlı Araplar kadar olamadık be!” diye yerinenler de hasetlerinden çatlayıversin. “Delikanlı duruşu”ndan ötürü hükümeti bütün kalbimle destekliyorum.

Noktalı virgül...

Noktalı virgülden sonraki ihtirâzî kaydım şöyle: Başbakanımızın müteaddid konuşmalarında savunduğu bir görüş var. Diyor ki özetle, “Biz meşru seçimle geldik, iktidarı hakettik. Bir sonraki seçime kadar icraatımızı yaparız, beğenenler seçimde destekler, beğenmeyenler değiştirirler.” Anafikir itibariyle doğru fakat demokratik işleyiş, tabiatı gereği başkaca önemli ayrıntıları da kapsıyor. Mesela, isabetsizliği hakkında önemli miktarda itirazla karşılaşılan uygulamalarda ısrarcı olmak her zaman doğru ve faziletli olmayabilir. Demokrasi, iki seçim arasındaki dönemde de işler halde olmalı. İşte harfi harfine kendi cümlesi: “Sandık dışında hukuk gibi, hak gibi kıstaslar vardır.” Ne kadar doğru tesbit: İşte o yollar da en az sandık kadar değerli ve mübarektir, hatta daha mübarek! Azlık veya çokluktan gelmesi farketmez, doğru ve ciddi itirazlar samimiyetle kaale alınmalı. “Nasıl olsa çoğunluğu yine elde ederim” esrikliğine kapılmamalı. Toplum barışı açısından en düşük maliyetle yönetmeli. Gerginlik ve kutuplaşmanın Türk toplumunda, özellikle seçime giden günlerde siyasi açıdan kârlı sonuçlar verebileceği mâlum (Şekil A); bu yol asla tercih edilmemeli. Öyle ki, Başbakan’ı –hani ellerine fırsat geçse- bir kaşık suda boğmayı düşünenler bile gıyâbında, “Adamı sevmiyorum, tutmuyorum fakat emanet ehli, hakkaniyetli biri olduğunu inkâr edemem; keşke bizim de böyle bir liderimiz olsa!” diyebilmeli.

Herkes sevmeyebilir, böyle bir mecburiyet yok fakat ah, herkesin saygısını kazanmak mümkün; pekâlâ mümkün.

Ben Başbakan’ı, doğru yerde, doğru nokta ve zamanda delikanlı duruşu gösterdiği için sevmiştim. Mısır’daki müsâmereye “Darbedir be!” diyen o adamı yine seviyorum ve istiyorum ki, yeri gelince kendi zararına tecelli edeceğini adı gibi bilse bile o merdâne ve âdil duruşundan vazgeçmesin. Dünki tâbiriyle âkıbeti ne olursa olsun, “Samimi, ilkeli, ahlakî duruş” noktasında sâbit ber-kadem dursun. Gerisi hiiç önemli değil! [email protected]


Kaynak (Arşiv)