Furdum oni!

Artık bizim hukukumuzda da -yavaş da olsa- hayvanlara karşı işlenen suçların yer alması elbette sevinilecek bir gelişmedir, fakat geçen hafta Amerika'dan gelen bir haber, ilginç suç konularına bir yenisini ilave etmiş bulunuyor.

ABD'nin Milwaukee şehrinde yaşayan ve soyadından Lehistan menşeli olduğunu tahmin ettiğim Keith Walendowski, bir sabah bahçesindeki çimleri kesmek için annesinden ödünç aldığı çim biçme makinesi çalışmayınca öfkeye kapılarak...

Burada duralım ve olayı daha iyi anlamak için küçük bir anket yapalım; Türkiye'de "bahçesindeki çimleri kesmek", takdir edersiniz ki pek öyle ortalama vatandaş harcı bir meşguliyet değildir. Bizde çimler genellikle kamu kurum ve kuruluşlarının sahip olduğu türden bir bahçe örtüsüdür ve bu örtünün görünür yerlerine biz, "lütfen çimlere basmayınız" levhaları dikmekten kendimizi alamayız. Bu yasağın saçmalığını tartışacak değilim fakat sebebi bellidir; Türkiye'de çimler % 95 oranında devlet malıdır ve devlet de malının çiğnenmesini elbette istemez; halbuki ziraatçı dostlarımız çimlere basmanın hiç de ayıplanacak bir şey olmadığını, hatta bazı çim türlerinin çiğnendiği takdirde daha iyi gelişip serpildiğini söylemektedirler. Uzatmayalım ve anket konumuzu bir başka örneğe yönlendirelim ve diyelim ki elektrik süpürgeniz çalışmadı; ne yaparsınız?

Cevap bellidir; bu yüzden ankete verilen cevapları masa başında, kafadan atma metoduyla takdirlerinize sunuyorum:

% 95'imiz tamir servisini arar.

%2'miz makineyi tamir etmeye kalkışır ve canına okur

%1'imiz eskiyi atar ve yenisini alır

%1'i, "çalı süpürgesinden vazgeçmeyeceksin" der,

Geriye kalan % 1'in nasıl davranacağını kestiremedim fakat emin olunuz ki içimizden hiç kimse Keith Walendowski'nin yaptığını yapmaya kalkışmaz; aklından bile geçmez.

Walendowski aynen şöyle yapmış; makine çalışmayınca çok sinirlenmiş, eve girip çekmeceden silahını alarak çimler üzerinde arsız arsız sırıtan makineye silahtaki bütün mermileri boşaltmış.

Çim biçme makinesinin ölüp ölmediğini bilmiyorum, gazeteler bu önemli ayrıntıyı unutmuşlar; benim tahminime göre ölmesi mümkün değil çünkü makinelerin daima yedek parçası vardır ve işe yaramayan parçayı söküp atarak yenisini taktığınızda tıkır tıkır çalışırlar. Makine bilemediniz ağır yaralı olmalı fakat Walendowski'nin gıcık komşuları, her tipik Amerikalı ailenin yaptığı gibi telefonlara sarılarak Walendowski'yi polise ihbar etmişler.

Ah bu Amerikalılar!

Gıcır gıcır arabaları, "yenisi çıktı" diye götürüp hurdacıya bir avuç çekirdek fiyatına satarken ve güzelim araba ağır çelik presler altında dümdüz edilirken kılları kıpırdamaz da komşuları çim makinesini vurdu diye dünyayı ayağa kaldırırlar.

Polis gelmiş, bahtsız Walendowski'yi tutuklayıp götürmüşler. Suçu, silah bulundurmak ve silahla cürüm işlemeye kalkışmak!

Adam haklı olarak isyan etmiş, "silah benim kardeşim, makine de benim, yani annemin, ister vururum, istersem vernikleyip masa lâmbası yaparım, size ne bre!" diye dayılandıysa da gözünün yaşına bakmamışlar. Şimdi Walendowski, hakim onu suçlu bulursa 11 bin dolâr (dolar derken ikinci "a"yı incelterek söyleyenlere bayılırım; siz?) para cezası ve takriben 6 buçuk sene hapis cezasına çarptırılabilirmiş...

Tam da, "Batı medeniyeti çöküyor; kendini yenilemekten âciz, insanlığın güneşi yeniden şarktan doğacak" diye tarih felsefesi yapmaktan zevk duyan arkadaşların bayılacağı türden bir durumdur bu. Bu Amerikalılar, II. Harbin sonunda Dresden'i, Berlin'i taş üstüne taş kalmamacasına bombardıman eden millettir; yetmezmiş gibi Hiroşima ve Nagazaki'ye savurdukları atom bombalarıyla zaten işi bitmiş Japonya'yı dize getirmek için onbinlerce masum sivili katleden de bunlar. Ardından Vietnam'ı on sene boyunca bombalarla delik deşik edenler, Irak'ın işgalinde atari oyunu seyreder gibi sivil ahaliyi pırasa gibi doğrayanlar da aynı millet!..

Adamın kafası bozulmuş, çim makinesini kurşuna dizmiş; size ne yahu?

Ama kazın ayağı öyle değil; gıcık komşuları olaydan sonra demişler ki, "zaten çok aksi bir adamdı, o silahla bize de zarar verebilirdi, cezasını çeksin."

Galiba doğulu tarih filozofları haklı; bunlar kafayı hepten sıyırmış olmalı. Yakında batarlar; tek mesele o esnada bizim o civarda bulunmamaya dikkat etmemiz!

*

Şimdi en ağır soruya geçiyorum; kağıtları çıkarınız!

Soru bir: Eşyaya karşı suç işlenebilir mi? Daha doğrusu eşyalar bir suç nesnesi olabilir mi?

Ensesine esaslı bir şaplak yemeden çalışmayı reddeden radyo, televizyon, bilgisayar gibi eşyalar günün birinde sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunmaya kalkışırlarsa ne olur? Çöplüğe atılan eski masa, iskemle, dolap, eski yatak, yorgan ve kilimler hakkımızda dava açarlarsa ne söyleriz?

Hurdacılık, bir nevi eşya morgu mudur?

Eğer öyle değilse, antikacı dükkânları nedir ve bizim antika eşyaya karşı duyduğumuz takdir ve vefâ hissi ne anlama gelmektedir?

Tarihin ilk devirlerinde yaşayan pek çok medeniyette niçin varlıklı insanlar eşyaları ile birlikte gömülmüşlerdir?

Varlık içinde eşyânın yeri, tam tamına neresidir?

*

Walendowski'nin üç beş dolâr(!) ceza ile bu komik eylemden dolayı yakayı kurtaracağını zannediyorum. Hâkim amca, bütün o filimlerdeki iyi ve âdil Anglo-Saxon hâkimlerinin yaptığı gibi yakın gözlüğünü burnunun üstünü indirip, "bir daha aynı suçtan karşıma gelmesen iyi edersin dostum" diye babacan bir bakış fırlatıp Walendowski'yi serbest bırakacaktır fakat şu insan denen tuhaf ve anlaşılması zor yaratığın, tarihin sonuna doğru yaklaştığında hangi gariplikler icad edeceğine kimse akıl-sır erdiremeyecektir.


Kaynak (Arşiv)