Evvelallah, Batı tipi demokrasi

Reis buyurmuş ki, ‘Başkanlık sistemi meselesinin millet tarafından tartışılmasını istiyorum’. Emri başüstüne, tartışalım.

O, ağzında Türk tipi bir başkanlık sistemini eveleyip gevelerken, eğer kabul buyurulursa şu milletten bir ferd-i vahid olarak kendi önceliklerimin bilinmesini isterim: Benim önceliğim başkanlık filan değil, benim önceliğim tam takım, adeta kit halinde demokrasidir. Bütün demokratik kurumlarıyla birbirine entegre demokrasi. Tarifi daha kolay olsun, diye dümdüz şöyle ifade edeyim: Batı tipi demokrasi! Evvela şahsî hak ve hürriyetlerin başüstünde tutulduğu bir hukuk devleti istiyorum. Aslında ‘hukuk devleti’ deyince ayrıca ‘şunu da isterim, bunu da isterim’ diye çarşı-pazar listesi yapmaya lüzum yok. Peki hukuk devleti nedir; hukuk devleti şu anda ülkemizde olmayan, uygulanmayan ve eğer fırsatı ele geçirirlerse, mevzuatın şurasında burasında tesadüfen unutulmuş bütün kalıntılarının da canına okunacağı bir şeydir. Türk tipi başkanlık sistemi deyince ben bu kavramın içinde hukuk devleti veya hukukun üstünlüğünü değil bilakis hukukun bile, doğrudan başkanlığa bağlandığı keyfî bir buyurganlık görüyorum. Benim ‘keyfî’ diye nitelediğim duruma reis kendince farklı bir mânâ veriyor ve şunu demeye getiriyor: “Reisiniz olarak ben sizin iyiliğinizi en üst seviyede düşünür ve haklarınızı kollarım; bunun için ayrıca demokratik fren, denge ve kontrol mekanizmalarıyla sistemi felç etmeye gerek yoktur. Bana güvenin kâfidir. Bunca yılın tecrübesiyle ben sizi, batılı demokrasilerin debelendiği yavaşlatıcı ve yıpratıcı ara kurumlarından kurtaracak ve devletin kaportasına gıcır gıcır, çok güçlü, hatta turbolu bir motor takacağım. Sizin yapmanız gereken koltuklarınıza oturup etrafı seyretmek. Ekonomiyse ekonomi, kamu yönetimiyse kamu yönetimi. Kaptana güvenin, sizi uçurayım!” Şüphe celbedecek derecede ucuz ve bir o kadar da riskli bu vaat, ‘kabala’ hesapla iki kişiden birine tatlı gelebilir. Ben o iki kişiden ötekini, yani huysuz ve muhalif tarafa ait hissediyorum kendimi. Diyorum ki kibarca, ‘Eksik olsun; almayayım’ Başkanlık filan da umurumda değil üstelik. Bana demokratik haklarımı ve hürriyetlerimi verin, devletin kaşarlanmış ve partizanlaştırılmış bürokrasisi karşısında şahsiyet haklarımı koruyabileceğim sağlam tutanaklar sağlayın. Yürütmeyi yasama, yasamayı yargı, yargıyı yürütme ve hepsini bürokratik vesayet karşısında özerkleştirin kâfi. Evrensel hukuk, iç hukukumuzun üst değeri olarak kabul edilsin. Basın, bilgi edinme, haberleşme, ticari teşebbüs, ifade, inanç ve vicdan hürriyetimi, beğenmediğim şeylere muhalif kalabilme hakkımı verin, üst tarafı sizin olsun. İllâ ki başkanlık? Neden olmasın! Parlamenter sistem? Hayhay! Türk tipi, alaturka veya greko-romen, o olmadı Orta Asya tipi liderlik modelleri? Ona bile varım fakat evvelâ hukuk devleti ve şahsî haklar!

Deniliyor ki, ‘Bu seçim, Türk tipi başkanlık hakkında en geçerli bir kamuoyu anketi olacak; millet he derse, işte en kuvvetli hüccet budur. Millî irade isterse değil başkanlık, hilâfeti bile getirir veya asteğmenlerle Genelkurmay’ı idare eder. Seçimin mânâsı budur’. Çocuk kandıracak tezler bunlar. Adam gibi demokrasilerde millî iradeye bile sorulamayacak, değiştirilemez umdeler vardır ve hukuk devleti bunların başında gelir. Diyelim seçim yapıldı ve “ille de Türk tipi başkanlık isterim; reise de itimadımız sonsuz. Hukuk devleti ise bize iki numara kalın geliyor” taraftarları kazandı. N’aapacağım? PKK’nın yaptığı gibi Keleş’i omuzlayıp dağlara çıkacak halim yok. Vaktiyle naylon İslâmcı takımının 28 Şubatçı bürokratlara yaptığı gibi takiyyeci davranıp alttan alta, ‘Bu kâfir düzenin kökünü kazıyacağız fırsat geçerse, aman safları sık tutun arkadaşlar’ diye akîdemi epritecek de değilim.

Tarafım bellidir. Evvel Allah sonra da bütün kurumlarıyla Batı tipi demokrasi!


Kaynak (Arşiv)