Doğrular, eğriler

1- Sıradan bir gerçek, mis gibi teoriyi berbat ediyor: Soruşturma, çok ciddi yolsuzluk şüphesini güçlendiren işaretlerle dolu ama nedense çoğumuz, ortada bir yolsuzluk yokmuş gibi hükümete komplo nazariyesi üzerinde konuşmayı tercih ediyoruz. Tipik, “Cambaza bak” taktiği...

2- “Bu işi dış mihraklar yaptı; zaten bizden korkuyor ve çekemiyorlardı” yaklaşımı kısmen haklı, kısmen paranoya eseridir. Sadece Türkiye değil, benzer bütün “kırılgan” ekonomili ülkelerde böyle soruşturmalar dış aktörleri de ilgilendirir. Dış sermaye girişini “itibarımız artıyor” diye yorumlamak ne kadar isabetliyse, dış güçlerin Türkiye’deki iktidar performansı ile ilgilenmelerini de tabii karşılamak gerekir.

3- Soruşturma, devletin meşrû güçleri, yani yargı, adlî kolluk gibi uzuvlarınca başlatılmıştır ve yürütülmektedir; bu süreçte masumiyet karinesine olduğu kadar, yargıya ve özellikle TBMM’nin çıkardığı kanunları uygulayan adliye ve güvenlik bürokrasisine de saygı duymak gerekir.

4- Gelelim plağın öteki tarafına; dünyanın bütün demokratik hukuk devleti uygulamalarında teamül, dolaylı veya doğrudan töhmet altındaki siyasilerin veya bürokratların, evvela şahsî itibarlarını savunmalarına fırsat vermek ve soruşturmanın selameti bakımından görevlerinden çekilmeleridir; çekilmemekte gönülsüz davrananlar bir üst merci tarafından açığa alınırlar.

5- Türkiye’de tam tersi oldu: Hükûmet, yolsuzluk soruşturmasından, şimdilik tam teşhis edemedikleri meçhul bir çeteyi sorumlu tuttu. Adı karışanları kol kanat gererek himâye etti, moda tabirle “yedirmedi”. Daha garip ve vahim olmak üzere zan altındaki bakanların imzası ile ülkenin meşru güvenlik teşkilatının üst bürokrasisini adeta darmadağın etti ve soruşturmanın daha başında soruşturmayı yürüten savcılar heyetine müdahalede bulundu.

6- Bu esnada necib Türk matbuatı, eski klişelerin hilâfına üç ana fikir etrafında öbekleşti.

a- “Yolsuzlukların üstüne gidilsin, örtbas edilmesin; suçlular kimse cezasını çeksin” takımı.

b- “N’ayır, bu, hükümete dış destekli bir komplodur. Sonuna kadar gidilsin ama soruşturmacılardan da hesap sorulsun” gibi garip bir nokta-i nazarda birbirlerinin sıcaklığına sokularak yüreklenmeye çalışan majestelerinin medyası.

c- Üçüncüsü ise kabaca, “Ooh, nasılmış, yiyin birbirinizi. Zaten Ergenekoncuları de nahak yere suçlamıştınız” diye el oğuşturup kastanyet şıkırdatan bir ekip.

7- Akıl tutulması noktasını çoktan geride bırakarak bir cinnet şeklini gösteren bu manzaranın en en sürreel kısmı, olup bitenden ve elbette ki olacaklardan cemaatin sorumlu tutulması oldu. Majestelerinin medyası ve “oh olsun size kırın birbirinizi” takımı, kâğıt üstündeki cıva damlaları gibi bu ortak hususta hızla bütünleştiler.

Satır arası notu: majestelerin medyasından tarihe çok ibretlik nüshalar, manşetler ve yazılar kalacak. İletişim öğrencileri şimdiden arşivlesinler!

8- Şimdi, iki vakte kadar bir kabine revizyonu ile krizin yatıştırılacağı hesabı yapılıyor ve bu esnada emniyet bürokrasisinde, hükümeti “bilumum gelişmelerden” anında haberdar edecek ve “devletin içindeki çete”yi kıskıvrak ele geçirecek bir restorasyon yapılıyor.

9- Neticeye gelelim: Soruşturmanın ilk gününde kriz, usûletle yönetilebilirdi; Gezi’den tanıdığımız tansiyonu yükseltip gerginliği artırma tercihi, hükümetin sırtındaki siyasi yükü gereksiz yere artırdı. Hükümet şimdi meşruiyetini tartışma gündemine soktu.

10- Artık kabine revizyonu bile yetmeyebilir.


Kaynak (Arşiv)