Diren kapitalizm!

Cumhurbaşkanı ekonomi başdanışmanının İş Bankası hakkında, “Bir partinin bankası olamaz, acilen gerekli düzenleme yapılarak bu bankanın bir kamu bankası haline getirilmesi gerekiyor” cümlesi, ‘yukarı'nın haberi olmaksızın sarf edilecek sözlerden değildi; nitekim banka yönetim kurulu başkanı, çok müeddeb bir lisân ile bu sözlerin ‘mali suç' olduğunu ileri sürdü!

İş dünyası ve finans kuruluşlarına göre, bir özel şirkete yönelik devlet müdahalesinin suç teşkil edebilmesi için sıranın kendilerine gelmesi gerekiyor!.. Bank Asya yönetimine, Türkiye'nin gözü önünde el konulurken iş dünyası suskundu; kezâ İpek Medya ve Koza şirketlerine –saklı gizli değil, canlı yayında- kayyım atanıp çöküldüğünde de kimseden ses çıkmadı. Yetmedi, Samanyolu Grubu kanalları ve radyoları, bağıra çağıra Türksat uydusundan çıkarıldı; yetmedi Kaynak Grubu'nun şirketleri kayyuma devredildi. Bu şirketlerin çalışanları mağdur ve işsiz durumda, marka değerleri ise baş aşağı gitti. Sıradan her ticaret mahkemesinin çökme operasyonlarını ânında durdurup sorumlulardan hesap soracağı bu komik ve korkunç operasyonlarda iş dünyası ve kamuoyu sadece sustu.

Kimsenin ses çıkarmaması, haksızlığın onaylandığı anlamına gelmez. Eğer ‘devlet gücüyle finans kuruluşlarına çökmek ve özel şirketleri zarara uğratmak' diye bir suç türü varsa (ki var bizim ticaret hukukumuzda), hukuk kitaplarına örnek olay diye bu tarz müsadere hikâyelerini koymak kâfi.

Şimdi sıra İş Bankası'na mı geldi diye düşünebilirsiniz; o kadar uzun boylu değil. Danışman diliyle İş Bankası'nın yakasına yapışmak, hür teşebbüs erbâbına gözdağı anlamına geliyor. Hükümetin İş Bankası'na el koymakla durduracağı bir zarar veya elde edeceği önemli bir kâr yoktur; böyle aktörlerin pasifleştirilmesi kâfidir. Bu yolla CHP'nin dolaylı yoldan tehdit edildiğini de zannetmiyorum. CHP, bankadaki hissesinden gelir sağlamıyor; hisselerinin ekonomik değeri büyük ama CHP'ye faydası hiç mesabesinde. Bu hisse banka tarafından işletilerek Atatürk'ün vasiyetine göre TDK ve TTK'ya tahsis ediliyor sadece.

İş Bankası'nda CHP'nin hissedar olmasını savunamam; konuyla ilgili hayli yazı yazdım ve bu ilişkinin garabetine dikkat çekerek bankayla parti arasındaki ilişkinin 1946'da sona ermiş olması gerektiğini savundum. CHP'ye ait yüzde 28'lik hisseyle partinin ilişiği, (yani yönetim kuruluna atanan 4 üye) kesilmelidir. Bu, Türkiye'nin özel şartlarında mahsus anakronik bir durumdur ve bu konuda CHP'nin inisiyatif alması daha doğru olur. Bankanın millileştirilmesi filan gibi fena halde sol romantizm kokan lâflar ciddiye alınamaz ve aslında açığı gittikçe büyüyen bütçenin sırtına yeni bir kamu bankasının sarılması mânâsızdır. Gariban hükümet (evet, bu konularda garip mevcut kamu bankalarını daha verimli yönetmeyi isterdi (Meselâ Ziraat Bankası'nın Türkiye Kupası'na destek sağlaması!) Futbol basınımız pek ilgilenmiyor ama ben ZB bütçesinden kimselerin seyretmediği bu kupaya kaç lira fon ayrıldığını merak ediyorum? Hükümet garibandır çünkü işlenen mâlî ve sair suçların siyasî sorumluluğu onların sırtında duruyor; dolayısıyla Bank Asya'ya, Koza-İpek'e, Kaynak'a âdeta müsadere uygulanmasına seyirci kalmak zorundaydı; operasyonlar, şirketler kötü yönetildiği için yapılmadı; bilakis iyi yönetiliyorlardı ve kârdaydılar! Amaç ekonomik değildi, politik bile değildi, sadece aleni bir infazla çevreye korku salmaktı, yani intikam. Başdanışman boş konuşuyor gibi görünse de, iş dünyasında arzulanan ürpertiyi elde etmiş görünüyor. Bir iki garip cümle sarfıyla onca çevreyi marpuç görmüş kurbağalar gibi susturmak az-buz iş değildir.

Hey kapitalistler, paralarınızdan başka kaybedecek neyiniz kaldı yahu?


Kaynak (Arşiv)