Diren Başbakan

Parlamenter sistemin kralı Başbakan'dır; Cumhurbaşkanı değil. Başkanlık dayatmasının ardındaki gerilim, işte bu yazılı olmayan kuraldan kaynaklanıyor.

‘Yazılı olmayan' ibâresini düzeltelim; Anayasanın 112. maddesi net: “Başbakan, Bakanlar Kurulu'nun başkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.” Sayın Erdoğan bu ibâredeki Başbakan kelimesini ‘Başkan'la değiştirmek istiyor. Ben de onun yerinde olsam şansımı denerdim çünkü bunca riskli icraat ve lâftan sonra içi henüz belirsiz başkanlık siperine sığınmaktan başka çaresi kalmadı.

Siyasetçiler bir başka yazılı olmayan kuralı çok iyi bilirler; Siyaset, kamu bütçesini kullanmak için yapılır. Başkan, CB, vekil vb. gibi diğer sıfatlar süslüdür, hoştur ancak her makamın itibarı kullanabileceği kamu bütçesi dilimi ile orantılı. Hükümet, her yıl Cumhurbaşkanlığı'nın bütçesini bütçe kanunu içinde düzenler ve onaylatır. CB'nın bu bütçe içinde kullanabileceği para, maaşı ve örtülü ödeneği ile sınırlıdır. Devletin kasası fiilen Başbakanlık'tadır. Parayı o toplar, nasıl harcayacağına karar verir, harcar ve hesabını verir. Başbakanın krallığı budur. CB, ancak Başbakanlık'ın izni ile tahsisatının artmasını talep edebilir. Sayın Erdoğan'ın başbakanlık yetkisine ihtiyacı yok, o yetkileri zaten fiilen kullanıyor ama bu durum can sıkıcı. Halen doğrudan kullanamadığı tek iktidar aracı, bütçe üzerindeki harcama yetkisidir. Yıllarca Başbakanlığa alışmış biri için ne kadar ‘üzücü' bir gereklilik!

Sayın Erdoğan ancak Başbakanlık'ın ‘olur'u ile Başbakanlık binası olarak yaptırılan külliyeyi sahiplendi, CB bütçesini Başbakanlık'ın izni (veya sadakat borcu) sebebiyle kat kat artırıp örtülü ödeneğini genişletti. Mekanizma basit: Başbakan istemezse CB, rutin dışında şahsi maaşından gayrı tek kuruş harcayamaz!

Anayasa, CB'nın anayasal yetkisi dışındaki işlemleri dışındaki bütün kararlarının sorumluluğunu Başbakan ve Bakanlar Kurulu'na veriyor (105. madde). Sorumluluk ve yetki Başbakanındır. Başbakan dilerse (ki dilemesine gerek yok; anayasal görevi bu zaten) Sayın Erdoğan'ı, Sayın Gül'ün vaktiyle bulunduğu sınırlar içinde durmaya zorlar ve Türkiye hemen normale döner.

‘İktidar' kavramıyla CB, Bakanlar Kurulu ve AKP'den oluşan bir güç odağını kasdediliyoruz; bu kullanış doğru değil. İktidar başbakandadır; yetki ve sorumluluğundan CB lehine fedakârlık göstermesi, Başbakan açısından siyasi sadakat gibi görünse de anayasa hukuku açısından bu sadakat gösterisi vahim bir yetki aşımıdır.

Başbakan, anayasa krizine dönüşen Saray'la Başbakanlık arasındaki yetki devrinin tek sorumlusudur. Sayın Erdoğan'ın parti üzerindeki kontrolü Sayın Başbakan'ın sorumluluğunu hafifletmez. 112'nci maddenin 3. fıkrası çok berrak: “Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.”

Sayın Başbakan'ı göreve davet etmek en tabii vatandaşlık hakkımızdır. Başta tarafsızlık yemini olmak üzere bir dizi anayasa ihlâline, yetki aşımına ve ülkenin geleceğini belirleyen tehlikeli angajmanlara yol açan Sayın Cumhurbaşkanı'nı Başbakan'dan başka hukuk çizgisine davet edecek başka mercî kalmadı. Ne yazık ki hukuk denetimi artık işlemiyor. O halde Başbakan'ın anayasa nizamına sahip çıkması tarihi bir vazifedir.

Artık imâ ile, gizli kapaklı yollardan Saray'a karşı mesafe koymaya çalışmanın mânâsı kalmadı sayın Başbakan: Anayasa'ya ve vekillik yemininize sahip çıkınız. Barış içinde bu krizden çıkmanın bundan meşrû ve kibar bir yolu kalmadı.


Kaynak (Arşiv)