‘Çökücü' takımı, n'olcek hâliniz?

‘Düşman'ın malına çökmek, zannedildiğinin aksine eski bir Emevî geleneğidir.

Ali Bulaç, nazik bir dille bunu ‘Cahiliye âdeti' olarak niteliyor; öyle olsun lakin ‘müsadere'nin İslâm tarihi boyunca muktedirlerin sıkça uyguladığı bir devlet maslahatı olduğuna şüphe yoktur. İknâ olmayanlar Hayreddin Hoca'dan daha etraflı bir fetvâ alabilirler.

Cumhurbaşkanı diyor ki: “Bunlar bana ihanet ettiler, yalnız dahi kalsam sonuna kadar bunu sürdüreceğim. Ben sadece milletin hakkını onlardan geri alma mücadelesi veriyorum. Bu mücadeleyi dikkat ederseniz hukuk içinde sürdürüyoruz.”

İlk cümledeki ‘öcümü komam, alırım' ifadesi sıkıntılıdır zira bu cümlede konu şahsileşiveriyor, öyleyse dâvânın kamu adına değil şahıs adına açılması lâzımdı. Durumu hemen fark ederek ‘Milletin hakkı' kavramına geçiliyorsa da ‘Yalnız dahi kalsam sonuna kadar sürdüreceğim' cümlesinde mesele çetrefilleşiyor. Bu cümledeki, çökme operasyonlarının meşruluğuna dair şüphe kırıntısı fark edilmeyecek gibi değil: “Yalnız dahi kalsam...” Demek ki öyle bir ihtimâl vardır veya o esnada aklından geçmiş olabilir. Üçüncü cümledeki ironi ise izaha muhtaç. Hukuk böyle bir şeyse, hukuk dışılık nedir diye sorarlar...

İlginç bir konuşmaydı; tarihe geçeceğinden şüphem yok. Operasyonların ardındaki itici gücün kim olduğu hakkında en yetkili ağızdan yapılmış net bir açıklama. Danışman kaleminden çıkmadığı da âşikâr. İnsanın belâgatına güvenip irticâlen konuşması her zaman parlak sonuçlar vermeyebiliyor!

Birkaç gün önce Adana'da bir esnaf, yıkılmak istenen lokantasını savunmak için, necib halkımızın alışıldık refleksiyle bacaya çıkıp iki döner bıçağı (biri galiba kılıç) ve bir pompalı tüfekle mülkünü korumaya kalkıştı. Tipik bir vakaydı. Vaktiyle gecekondu yıkımlarında bu tür ‘mülkü koruma' eylemlerinin bütün çeşitlerini görmüştük; içlerinde çocuğunun, karısının boynuna bıçak dayayan, kendini yakmaya kalkışanlar bile çıktı ve bu durum Kemal Sunal filmlerinde bile hayli işlenmiştir.

İş başa düşünce mülkünü korumak için kılıcı çekip dama çıkan halkımız, sıra tüzel kişiliklere ait holdingler, iş yerleri, bankalar ve hele hele basın kuruluşlarına gelince kenara çekilip zevkle seyretmeyi tercih ediyor. ‘Bunlar teröre yardım ediyorlar' palavrasına iki kişiden biri bal gibi inandırıldı.

Öyleyse soralım halkımıza: Polisimiz, jandarmamız, askerimiz terörle mücadele tarihinde şimdiye kadar hiç işyerinde kuzu kuzu oturup gündelik işine bakan ve önce müfettişler, ardından kayyım heyeti geldiğinde ‘buyrun arkadaşlar' diye hoşâmedi eden bir terör örgütü hatırlıyor mu? Hangi terör örgütünün ticarî sicilde, borsada, ticaret odalarında, meslek kuruluşlarında kaydı görülmüş; hangi terör örgütü binlerce kişiye istihdam sağlayıp karşılığında maliyeye tonla vergi, stopaj ödemiş? Bu nasıl terör örgütüdür ki, aleyhinde bir tane bile eli-yüzü düzgün terör eylemi gösterilemez? Dünya terör tarihinde, en azından Adana'daki vatandaş kadar olsun tepki göstermek yerine kurbanlık koyun gibi üzerine çökülmesini bekleyen bir örgüt var mı? Haydi IŞİD'i PKK'yı, DHKP-C'yi filan boşverelim, hiç hakkını devletin mahkemelerinde hukuk yoluyla arayan bir örgüt kaydedilmiş mi?

‘Bunlar bana ihanet ettiler' sözünün ardında, işte bu kadar basit gerçeklerden tedirginlik hisseden bir akıl var. Medyada tek ağızdan ‘paralel terör çetesi' edebiyatını tekrarlamakla bitmiyor iş. Önce çökücülerin kendi kendini iknâ etmesi lâzım; yok, birkaç tanıdık hakimden gayrı kendilerini bile ikna edebilmiş değiller.

‘Çökü'ye âlet olan bürokrat arkadaşlar, ya birden işler ters gitmeye başlar, imzanızla vücut bulan hukuksuzlukların vahim derecede suç unsuru olduğunu hatırlayacak hukukçular çıkarsa n'ola hâliniz?


Kaynak (Arşiv)