Çocuk cami Kur’an

Yaz tatillerinde mahalle mescitlerinde Kur'an kursları açılması âdeti, zannederim yakın zamanların geleneğidir.

Âşikâr bir şekilde böbürlenerek söyleyebilirim ki ben eski usûlde işleyen bir aile iklîminde büyüdüm ve İslâm kültürü yaşadığım muhitin her noktasında mevcut bulunan çok tabii bir şeydi. Meselâ aklım erdiğinden beri rahmetli annemi hep namaz kılarken gördüm; gecenin geç vakitlerinde ise onu seccadesinde içine kapanırcasına iki büklüm olmuş, sessiz otururken farkederdim. “Ne yapıyorsun anne?” diye sorduğumda, “Ders çekiyorum oğlum” derdi.

“Ders”in ne olduğunu biliyordum; her gün tekrarlanması gereken “vird”i olurdu ihvanların. Gece namazlarının evveline ve sonuna ekledikleri “Zikir”di ders.

Seccade, tesbih, takke, namaz başörtüsü, çarşaf, Kur'an, Mevlid ve Evrâd kitabı gibi şeyler tabak, kaşık, sofra örtüsü gibi evin tabii demirbaşlarıydı. Rahmetli halam ise mahallenin hocaannesi gibi bir mevkiideydi. Ebeveynlerinin ricası üzerine mahalleli genç kızlara, çocuklara elifbadan başlayıp cüze geçinceye kadar Kur'an öğretir, namaz dualarını, temel farzları ezberletir, yanık sesiyle mevlid okurdu. İşte böyle bir tabii atmosfer içinde geçti çocukluğum. İslâm kültürüyle temas için ayrıca gayret gerektirmiyordu. Dinî olan ön planda değildi ve özel bir paranteze alınmamıştı; her yerdeydi.

Rahmetli annemle, halamla çok defa ev hatimlerine, hanımlar arasında okunan mevlid-i şeriflere katıldım. Cami sadece benim için değil, sair çocuklar için de hayatın hayli kıyısında kalan bir yerdi. Bugün ne yazık ki evlerimiz, istisnâlar dışında çocukların tabii atmosfer içinde dinî eğitim alabildikleri bir yer olmaktan çıktı. Camilerin, geçen yarım asra göre daha fazla cemaati var, cami sayısı eskiyle kıyaslanmayacak kadar arttı; bu çelişkinin bana göre sebebi şudur: Ev ikliminde İslâm kültürünün yaşanabilirliği azalırken bu fonksiyon camilere geçti. Mahalleden biri evlendiğinde akşamla yatsı arasında camide güveyin ve sağdıcın da katıldığı Mevlid törenlerine katıldığımızı hatırlıyorum meselâ. Bu törenlerde hoşumuza giden şey, yatsı kılındıktan sonra cemaate konserve kutularının birer tahta parçasına çakılmasıyla imal edilen birer meşale verilmesi ve tamamı erkeklerden müteşekkil düğün alayının ilâhiler okuyarak damadı evine kadar götürüp “içeri etmesi” esnasında yaşanan neşeli dakikalardı. Konserve kutusunun içine birer paket en ucuzundan tekel tütünü koyup içine bir miktar gazyağı ilâve ettikten sonra tutuştururlardı; çok istememize rağmen çocuklara meşale verilmezdi. Bizim nasibimiz sadece mevlidden sonra dağıtılan bir külah şekerin yanında “damat alayı”nın peşine takılıp eğlenmekten ibaret kalıyordu.

*

Bu uzun girizgâhın sebebi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu yıl tertib ettiği, “Gel bu yaz, Kur'an'ı kalbine yaz” kampanyası. Her yıl okullar tatil edildikten sonra camilerde yaz Kur'an kursları düzenlendiğini biliyorsunuz. Bu yılın kampanyası güzel bir isimle başladı.

Çocuklar ev ortamında İslâm ve Kur'an kültürüyle doğru, dürüst karşılaşamıyorlar. Evin ağırlığı camilere geçti. Peki, camilerde bu hizmetler yeterince verilebiliyor mu?

*

Geçen hafta bir sahaf ziyareti için Kadıköy Caferağa Mahallesi'ndeki Moda Camii'ne yolum düştü. Hava sıcak, bahçedeki çocuk cıvıltıları ilk anda dikkat çekiyor. Ezan okundu, ilk sünnet kılınıyor. Cıvıltı içerde de devam ediyor. Başlarında minik takkeleriyle bir yığın şirin çocuk. Çocuklar camiye ne kadar çok yakışıyor; namazdan namaza toplanan cami cemaatinin biraz gamlı, daima ağırbaşlı ve düşünceli edâları, çocukların çocuksuluğu ile insânileşiyor. Güzel bir şey oluyor. Kasvetli bir mekânın içini bahar dallarıyla süsleyip pencereleri sonuna kadar açarak kuş seslerini içeriye davet etmek gibi bir şey...

Çocukları cami içinde görünce yüreğim kabardı; hani o esnada imkân olsa, şu mâsum yavruları sevindirmek için bir sandık dolusu çikolata veya dondurma dağıtmak ne güzel olurdu. Evet, namaz esnasında bazıları kikirdeyip duruyor ama olur o kadarcığı, anlayış göstereceğiz, hattâ icab ederse katlanacağız, ama o da ne; cemaatten birisi selâm verilince arkasındaki safta yaramazlık eden birkaç çocuğu azarlıyor. Çocukluğunda camide azar işitmemiş birini hatırlar mısınız; herkesin böyle tatlı-tatsız bir hâtırası illâ ki vardır nedense...

Bizim camilerde hakim anlayış çoluk-çocuğun camide uslu-edepli oturması fikri üzerindedir; neyse ki son yıllarda Diyanet görevlileri, çocuklara daha müşfik ve anlayışlı davranmak konusunda daha anlayışlılar. Bir kısmımızın, “Nerede bu gençler, niçin camiye gelmiyorlar” diye sızlanırken öteki kısmımızın gelen çocukları biraz kikirdedikleri için haşlamasına ne buyrulur?

Asıl meseleye gelelim; aile ikliminde kazandırılamayan hasletler için camilerin yaz kursları neredeyse tek çaredir. Pek çok insanın din ve İslâm kültürü nâmına bildiği şeyler ne yazık ki kifâyetsiz, zira ailelerde yaşlı barındıramıyoruz artık. Ailenin klasik tarifi şöyle oldu: “Bir sen, bir ben, bir de bebek!” Ee, gerisi. Aile büyükleri “gençleri rahatsız etmeyelim” diye evlatlarının evine neredeyse protokolle girer oldular. Çocukların ev içinde en çok etkilendikleri şey dede veya nine değil, televizyon veya bilgisayar. Yaz Kur'an kursları bu durumda “Yetişkinlikten önceki son fırsat” önemini kazanıyor.

Diyanet ilgililerini, çocuklarla her gün saatlerce tek tek ilgilenen din görevlilerini can ü gönülden tebrik ediyorum, büyük hizmet görüyorlar. Mâlumdur, bizim camilerde imam veya müezzinin yaptığı işi geçici süreliğine ikaame edebilecek insan daima bulunur; caminin ibadet fonksiyonu aksaklığa uğramaz yani fakat camide eğitim çok ayrı bir fasıl, başkaca bir hizmet biçimi, üstelik yorucu bir süreç. İşini severek ve liyakatle yerine getiren görevlilerden Allah razı olsun çünkü yarınki cemiyetimizi kurtaracak çok önemli bir iş görüyorlar.

*

Tam da bu noktada diyorum ki, işi sadece din görevlilerinin sırtına yüklemesek; azdan olur-çoktan olur, Kur'an hizmetine başlamış evlatlarımızı ve onların öğretmenlerini ara sıra ziyaret etsek, gönüllerini alsak; şekerdir, çikolatadır veya meyvedir dondurmadır, gazozdur, ayrandır, gücümüz neye yetiyorsa onlara ikramlarda bulunsak; kursları şenlendirip çocukları şevklendirsek; üstelik önümüz Ramazan. Minik Kur'an hizmetkârlarına iftarlık hediye etmek için mükemmel bir vesile...

İşe, caminin hemen yanındaki bakkaldan bir kasa soğuk ayran alıp çocuklara dağıtarak başlayabiliriz. O olmadı, her çocuğa bir şeker de olur; yeter ki onlara iyi, değerli ve önemli bir şey yapmakta olduklarını hissettirebilelim.

Bu kurslar bizim geleceğimiz; okullara verdiğimiz önem ve dikkatin yarısını yaz Kur'an kurslarına tahsis etsek geleceğimize çok iyi bir yatırım yapmış oluruz.


Kaynak (Arşiv)