Çin malı pembe gözlük

İşporta tezgâhından alışveriş edilmemesi konusunda kulağım epeyce dolgun olmasına rağmen nerede bir işportacı görsem, ‘Acaba mükemmel bir kelepiri kaçırıyor olabilir miyim?' endişesiyle göz atmadan duramam.

Bu belki de ruhumun derinliklerinde bir yerde saklı duran sıradan adamlığın, daha açık ifadeyle fırsat düşkünlüğünün tezahürüdür olsa olsa...

Yolu kısaltmak maksadıyla girdiğim ara sokakta bir apartman girişinin duldasına gizlenmeye çalışan işportacı müteşebbisle karşılaştığımda, ömür boyunca aradığın mucizevi kelepirin o kırık dökük el tezgâhında bulunduğuna dair şiddetli bir sezgi ürperişine kapıldım. İşportacı ise bakışlarımdaki oltaya atlamaya hazır balık bakışını meslekî bir sezgi ile farketmiş ve imdat bekleyen bakışlarıyla beni kendine celbetti âdeta,

-Hayırdır, dedim, ‘kimden kaçıyorsun; biri mi kovalıyor?'

-Zabıtalar abi, diye nefes nefese inledi, çünkü alnı ter içindeydi, ‘İnsafsızlar neredeyse bir kilometre kovaladılar!'

-Üzülme dedim, inşallah sen de bir gün dükkânını açar, kovalanmaktan kurtulursun…

Teklifim hoşuna gitmemiş gibiydi. ‘Boşverelim şimdi bunları' dercesine, ‘Hacı bey' dedi. ‘Sen Allah'ın sevdiği bir kul olmalısın, tipin çok mübarek, seni de çok sevdim vallahi. Şu an itibariyle öyle bir ürün pazarlıyorum ki aklın durur. Sadece iki tane kaldı, toptancıdan hepsini alıp kapatmak istedim ama sadece iki düzine verdi. Onlar da bitti zaten; insanlar üçer-beşer aldılar. Müthiş bir şey ha…

-Nedir o, diyerek sanki alıcı değilmişim gibi gözucuyla tezgâha göz atarken bakışlarımla, ‘Biz kaçın kurrasıyız oğlum kolay kolay yaş tahtaya basar mıyız?' havası vermeye çalışıyordum ama faydasız bir çabaydı. İşportacı, ‘keklenmeye' nasıl âmâde olduğumu daha sokağa girerken çözmüş olmalıydı.

-Tezgâhta değil abi dedi, koyun cebinden iki gözlük çıkardı. Biri yeşil, diğeri pembe çerçeveli iki gözlük. Hani şu reçetesiz satılan, göz doktorlarının, optisyenlerin, ‘Zinhar almayın, gözünüze kezzap damlatsanız daha iyi' dediği türden Çin mamulü yakın gözlüklerine benziyordu.

-Hmm, dedim, yakın gözlüğü ha. Bende bunlardan sürüsüyle var. Bunların özelliği ne?

İşportacı sağı solu kolaçan ettikten sonra kulağıma eğilip kısık bir sesle, ‘Bunlar mutluluk gözlüğü hacı amca' dedi. ‘Taktığın andan itibaren ne dert kalıyor ne kasavet; müthiş kafa yapıyor namussuz!'

-Hadi canım ordan, diye bilmiş bilmiş konuştum, ‘Vaktiyle milleti çıplak gösteren gözlük numarasıyla çöpten topladıkları röntgen filmlerinden yapılmış gözlük satardı üçkağıtçılar. Onlardan olmasın?

-Denemesi bedava abi, dedi. Yalnız peşin söyleyeyim, hediyesi 250 liradır, santim aşağı kabul etmem. Takınca göreceksin zaten.

-Yaa, ver bakayım şu pembe olanını dedim. Elimde evirip çevirdim. Sıradan bir gözlük... Uyanık, beni kazıklayacak güya!

-Hacı bey dedi, bir tak şu gözlüğü, bir dene, beğenmezsen mal benim ama alıcıysan pazarlık yok, ona göre...

Etrafa baktım; yapacağım enayiliği gören kimse olmadığına emin olduktan sonra gözlüğü gözüme yerleştirip, yakın derecesini ölçmek için önce elime baktım. Aa, başkasının eli... Buruşuğu, lekesi olmayan biçimli bir delikanlı eli gibi sanki. İşportacıya baktım, ticari nâmuskârlığından asla şüphe edilemeyecek tarzda güvenilir, müdebbir bir girişimci duruyordu karşımda. Etrafa baktım; pembe panjurlu, kırmızı kiremitli, yemyeşil bahçeler içinde şirin evler. Çıkardım, hoop eski kirli ve kerih manzara.

Kuru bir sesle, ‘Alıyorum' dedim, ‘hatta ikisini de alıyorum ama indirim yapacaksın!'

-İndirim yok hacı bey dedi, söylemiştim. İşine gelirse.

Param o kadarına yetiyordu. Gözlüğü alelacele çantama atıp kimseler görmesin diye hızlı adımlarla uzaklaştım. Yol üstünde sakin bir parkta oturup mutluluk gözlüğünü çıkardım. İçimden bir ses, ‘Seni kötü kazıkladılar Hacı bey, şimdi takacaksın ve hiçbir şey olmayacak' diye fısıldadı.

İnanılmaz bir şey. Gözlüğü taktığım andan itibaren başka bir insan oluverdim sanki. İşportacı beni aldatmamıştı, yıllardır beklediğim ve inandığım kelepiri nihayet yakalamıştım. Tıkır tıkır çalışıyordu namussuz!

-Bu Çinliler artık fazla olmaya başladı, dedim keyifle ve kendimce mutluluk gözlülüğünün fenni izahını yapmaya çalıştım.

Filozofun biri vaktiyle, “Olayların gidişatını değiştiremiyorsanız, olaylara bakışınızı değiştirin!” diye birşey söylemiş. Vecizeler aslında tehlikelidir, çünkü biz orta zekâlılar, vecizelere sanki gökten zembille inmiş gibi ‘kitabın orta yeri' muamelesi yaparız. Belki de adamcağız saçmalamıştır. Bu dahi böyle bir söz. “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uyuver” gibi faydacı bir yaklaşımı hatırlatıyor. Aslında böyle değil tabii, “Belki de arıza senin bakışında ve algı biçiminde; en son ne zaman bir göz doktoruna gitmiştin?” demeye getiriyor.

Öyle ya, belki de benimle beraber, yüzlerce yazar ve kanaat önderine ilaveten nüfusun kabaca yüzde 60'ının bakışında düzeltilmesi gereken bir optik yanılgı söz konusudur. Demek ki bu duruma göre Çinliler, insanda bakış açısını değiştiren yeni bir optik cam üretti ve bunu pazarlamaya başladılar. Aferin, çalışınca oluyor tabii.

İşte pembe gözlük gözümde, parktaki kanepeye oturmuş olup bitenleri yeniden değerlendiriyorum.

Yahu herşey ne kadar farklı, ne kadar güzel ve olumluymuş meğer. Nitekim bu nazarla geçen seçimin sonuçlarına bakıyorum: Arkadaş biz resmen fantezi olsun diye istikrarı tehlikeye atmışız. Resmen çocukluk. ‘Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya' hesabı.

Dış siyasetimizi gözden geçiriyorum: Yahu, dünyalar güzeli, buz gibi, şerbet gibi iç ferahlatıcı, cedvel gibi dosdoğruymuş meğer; Suriye'de demokratik düzene geçilmesine –sâyemizde- bir fırt kalmış durumda. Verdiğimiz millî destekle gerek Mısır'da gerek Filistin'de mazlumlar yıllardan beri ilk defa nefes almış. Rusya ile ilişkilere gelince hiçbir zaman bu kadar iyi olmamıştı; süper yahu! İsrail'i yaptığımız gizli petrol ihracıyla perme-perişan etmişiz. Ve hayal edebilir miydiniz, Rusya'ya ihracat yapmak için artık koca Karadeniz'i geçmeye gerek kalmadı; Reyhaniye'den TIR'larla sınırı geçince hoop Rusya Federasyonu! AB ile ilişkilerimiz limonî diye üzülmüyorum çünkü Ankara kriterleri işlemeye başladı ve işte Frau Merkel, kuzu kuzu ayağımıza kadar geldi. Neden? Çünkü Türkiye'nin bölgede liderliği hızla yükseliyor. Shangay pazarlarına ulaşmak için AB bize muhtaç, yalvarıyorlar resmen ama bizimkiler ağırdan alıyor. Ee az çektirmediler kapılarında, biraz burunları sürtünsün!

Ohh, ne güzel bir gözlük bu; işportacı haklı, ne dert kalıyor ne kasavet? Yaptıracaksın bu gözlüklerden Çinlilere fasonundan 80 milyon gözlük…

Şimdi bu gözlüğü takınca bazı insanların derdini anlamıyorum? Beyefendiyi toplumu germekle suçlamaları ne kadar terbiyesizce, ne kadar görgüsüz ve haksız bir şey; ayol siz bulguru değirmenden geldiği gibi tencereye koyar mısınız? Taşını çöpünü ayıklayınca adı kutuplaştırma oluyor. Haydiniz oradan! Bu gözlükle dost kim, düşman kim cam gibi görünüyor bu hesaba göre aaa, memleketin yarıdan fazlası resmen hain gibi bir şey. Çok üzücü, naapsak!

Barış süreci diye nasıl kafalamış bizi o kravatlı eşkıya şeysileri. Neyse ki büyüklerimiz vaktinde uyanıp, “Alın atınızı, bilmemnaaptırmayınız tımarınızı” diyerek bu sinsi oyunu deşifre ettiler de uyandık. Ne barışı kardeşim; bunlara teker teker Atatürk büstünü öptürmedikçe su bile verilmemeli bence…

Bu gözlük haaarika; hukuk bozuldu, yargı siyasallaştı, insanların helâl mülküne çöküyorlar diye cayırtı koparıyorlar! Ben ise buradan pembe gözlüğümle beşinci kol mensubu gazeteci takımının, halkı zehirleyen muzır şirketlerin kanun eliyle hizaya getirildiğini görüyor mesrûr oluyorum. Sulh Ceza hâkimlerinin memleket büyüklerine olsun, saygılı ve sadık, temiz insanlara iliştiği var mı, yok; öyleyse mesele de yok!

Derken efendim, ‘Şunu bir güzel sileyim, parlatayım' diye çıkarıp çantamda gözlük bezi ararken elimden kayıp çıtt diye tuzla buz olmaz mı güzelim gözlük. Gitti gider. Bir koşu işportacının gizlendiği ara sokağa koşturdum fakat nafile.

Hasılı kelam aziz okuyucularım, bugün yine o bildik, eski moda gözlüklerle idare etmek ve karar vermek durumundayız. O pembe ve güzel fantezilerden şu çirkin ve çıplak gerçeklere dönmek zor ama...

Siz şimdilik moralinizi bozmayın, Çinliler daha iyisini yapana kadar idare edeceğiz artık!


Kaynak (Arşiv)