Bu akıllar benden saraya armağan olsun

Avrupa'nın doğu sınırı Yunanistan mı; Avrupa nerede başlayıp nerede sona erer, sorusuna AB, yıllar önce Yunanistan'ı birliğe katarak cevap vermişti. Nerede hata yaptıklarını gayet iyi biliyorlar ama öyle kararlar vardır ki, yanlış olduğunu bile bile altına mührü basarsınız (Bkz. Bazı seçim sonuçları!). Mutsuz evliliklerin çoğunun temelinde en azından böyle tedirgin edici bir sezgi vardır; “Olmayacak gibi görünüyor ama bir deneyelim, belki iyi olur!..”

Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyeliği konusunda kesin kararlıydı. Balık kavağa çıksa bile bizi AB'ye almayacaklardı ve ben bu tutumlarından ötürü Avrupalıları çok iyi anlayabiliyorum. Türkiye'yi tahlil ederken takındıkları soğukkanlılığı Yunanistan için gösteremediler ama. Onlarsız bir birliğin ne tadı olabilirdi ki? Ev, araba, kotra, jet uçağı, hatta yük helikopterin bile eksik değil ama Allah kahretsin, köyünde ananın tandırında pişen tezek kokulu katmerin tadını hiçbir restoranda bulamıyorsun! Yunanistan'sız bir AB, Avrupalılar için bile fazlasıyla rasyonel, fazlasıyla renksiz ve fantezisiz görünüyordu...

Bu irrasyonel hesaba İtalya, İspanya, Portekiz'i filan da katabilirsiniz...

Olmadı, parayla saadetin satın alınamayacağını bir daha gördük. Komşularımızın geçimlik modeli, meselâ Almanya gibi verimli değil. Gemi taşımacılığı, turizm, hizmet sektörü ve birazcık tarım geliriyle Yunanistan orta halli ekonomiler arasında tutunup kendini mutlu sayabilirdi. Yunanistan'ı Avrupalılar gibi yaşayıp bir Yunanlı gibi üretmek perişanlattı!

Ne garip, komşumuzun bizim gibi derin anayasal ve hukuk problemleri yok; onlar darbeler, cuntacı generaller, kıtlık, hatta Alman işgalinin ardından iç savaş badirelerini bizden önce atlattılar. Yunanlı dostlarımız, sulh ceza hakimliklerinin keyfi kararlarından, hükümetin yedi düveli paralel ilan edip gazetecileri içeri attırmasından veya hükümetlerinin –her zaman olduğu gibi Arnavutluk veya Türkiye'yle hırgür etmesinden sızlanmıyorlar. Onların derdi, AB fonlarından oluk oluk akan eurolarla şişirilen refahın, çöküşe geçmesi. Demokrasi tıkır tıkır işlemekte fakat ekonomi tıknefes. Bu iki güzellik nedense bizim bölge ülkelerinde biraraya gelmiyor pek.

Gelse zaten biz de Arda gibi Barselo-na'ya transfer olur, hepten kurtulurduk!

Bizi Yunanistan gibi olmaktan kurtaran şeylerin başında vaktiyle Avrupalıların ödünü koparmaklığımız geliyor ve bunun yanına petrolsüzlüğü de katabilirsiniz. Avrupalılar bize Akdeniz kuşağı ülkelerine gösterdikleri kolaylık ve samimiyeti asla göstermeyecekler ve bunun için onlara teşekkür etmeliyiz. Bu arada Kemal Derviş'in 2000 başlarında sallanan Türk ekonomisine yazdığı sert perhiz reçetesini unutmayalım; ona hâlâ bir teşekkür borcumuz var; tabii Derviş'in esaslarını koyduğu mali disiplini iyi uygulayan AKP'nin maliye bürokratlarına da...

AB rüyasını her zaman saygıyla karşıladım ama onlar bile gerçekçi olmak zorundalar. Almanya, İngiltere, Fransa ve kuzey Avrupalı formda ekonomilerle sınırlı kalması gereken bir aile eğlencesine, Akdeniz kuşağı ülkeleri başta olmak üzere Doğu Avrupa'yı, Baltık coğrafyasını filan davet etmek hiç mantıklı değildi. Doğruluğu tartışmalı olsa bile tarihi hâtıraların hâtırı bile bir yere kadar. Kadim Yunan medeniyeti bugünkü Avrupa'ya bazı değerler ilkah etmiş olabilir ama bugünkü Yunan komşularımız, bu geçimlik modelleriyle AB için taşınması fazlasıyla ağır, tembel, keyifçi ve lâfçı bir uzak akraba gibi duruyorlar.

Şöyle yapsak diyorum oruç kafayla: Yunanlı komşularımız bize hukuk devleti, demokratik standartlar, güçler ayrılığı, bağımsız yargı gibi konularda katkıda bulunsalar; biz onlara mali disiplin, katı bütçe politikaları ve halka açıktan sosyal yardım organizasyonları mevzularında yardımcı olup gül gibi geçinsek. Karşılıklı silahlanma yerine de o paralarla ortak fabrikalar kursak... Süper olmaz mı?

Bu akıllar benden saray yönetimine armağan olsun; haydi bakalım!


Kaynak (Arşiv)