‘Başbakan' ne kadar başbakan?

Arama çubuğuna, ‘ozgurbugun.com' yazdığınızda karşınıza şöyle bir yazı geliyor: “Ulaşmaya çalıştığınız internet sitesi İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 3.11.2015 tarihli kararı ile erişime engellenmiştir.”Bu siteyi Bugün'de çalışırken kayyum tarafından işinden kovulan gazeteci arkadaşlar yayınlıyordu.

Bir hafta bile geçmeden bir basın organının kapatılması ne anlama geliyor? Eğer suç bahane ediliyorsa, Özgür Bugün çalışanlarının şöyle eli yüzü düzgün basın suçu işlemeye bile vakitleri yoktu ki? Dün bir bugün iki.

Sıradan vatandaşın umuruna bile olmamıştır eminim; onlar şöyle düşünürler: “Vardır abi bunların gizli numarası, koca mahkeme iki günde yayın yasağı koyar mı hiç?”

Kanaltürk ve Bugün kanallarına iki gazeteyle birlikte el konulurken de aynı mantık olayları sâkin bakışlarla seyrediyordu; o yüzden kayyum beyefendinin ilk iş olarak gazete ve TV'lerin yayın politikasını ve kadrosunu değiştirmesi de ilgilerini çekmemiştir. Yakınlarda Samanyolu Grubu'nun, Zaman Gazetesi'nin fişi çekilirse de kimse kalkıp, “Dur bakalım arkadaş, n'ooluyor?” demeyecektir.

İktidar sözünün üstüne söz istemiyor. Hürriyet'in patronuna, basında görevli bir infaz memuru tarafından gönderilen açık mektup tefsir gerektirmiyor. ‘Onu kov, bunu şutla; filancalar şimdilik kalsın! Talimatları bundan sonra bizden alacaksınız' mahiyetindeki köşe yazısı perşembe günü yayınlandı ve tahmin edin; hiçbir şey olmadı. Değişen küçük bir ayrıntı var sadece. Eskiden ‘Aloo filancayı al, falancayı da kovala gitsin' talimatlarını dönemin başbakanı telefonla verirdi; şimdi bu sevimsiz iş tebligat memurlarına yaptırılıyor. Olmayan demokrasimiz nâmına ne büyük terakki!

İyi de, ‘seçilmiş başbakan' halka hitaben tam üç kere ‘Herkes rahat olsun, 78 milyonunun hukukunu koruyacağız' diye söz vermemiş miydi?

Yoksa durum, Bahire Nene'nin tesbit ettiği üzere sadece lâf olsun diye telâffuz edilmiş bir retorikten mi ibarettir?

Erzurum civarında bir ilçenin Rus işgalinden kurtuluş günü kutlanıyor. Genç belediye reisi kürsüye çıkmış, “Ahan da moskof gâvuru, caminin köşesine kadar gelmişdi. Çektik kazmayı küreği, bir yekindik Moskof üstüne...” diye atıp tutarken kalabalıktan yaşlı bir nene, Bahire Nene genç reisin sözünü kesiyor,:

-Na bagırip duirisin ola, sen o vakıtlar anayin garnında bile deeldin!

Reis bozuluyor, ‘Halt etme Bahire Nene' diyor, ‘Bu bir nutiktir!'

Balkon konuşması bir ‘nutuk' muydu, inanılmadan söylenmiş ve muhteviyatının hakikatle hiçbir alâkası olmayan şu sıradan ve beylik lâf kalabalıklarından bir yenisi miydi?

Sorunun cevabını Başbakan'dan duymak isterdik, çünkü hem sözün sahibidir hem parlamenter sistemin başbakanıdır. Yürütmenin başıdır, uçan kuş ondan sorulur; yetkileri değme padişahta yoktur. Cevabın ondan gelmesi beklenirdi ancak onun yerine gazete köşelerine iliştirilmiş, köşe yazarı kılıklı infaz memurları cevap veriyor; üstelik kendilerini -hukuku çoktan geçtik- hükümetin bile üstünde gören buyurgan bir edâ ile sahibinin talimatlarını seslendiriyor ve bunlara bakılırsa nice zamandır mânâsız yere tekrar edilip duran ‘Milli birlik ve beraberlik' çağrıları, sadece biatta kusur etmemiş ‘bağlı'lara yönelik bir disiplin komutudur ki siz buna pekâlâ, ‘Hizaya geel' diye anlayabilirsiniz.

Yeni hükümet henüz görevlendirilmeden kutuplaştırıcı ve hukuksuz infazdan yana uygulamalar, yeni AKP hükümetinin belini büküp soluğunu düğümlüyor. Haber vermiş olalım, böyle şeriklerle gidilecek yolun hayrı yoktur.


Kaynak (Arşiv)