Atın intikamı

Geçenlerde bir karikatür gördüm: bilgisayarların ayrılmaz parçası (ilk modellerde yoktu ama; şimdiki nesil bilmez!) mause, yani fare hakkında bir espriydi. Farenin biri bilgisayar başına oturmuş, sağ elinde mause yerine yere kapaklanmış ufacık bir insan figürü görünüyor.

Fareyle insanın yer değiştirmiş hâli; bir nevi "mause"un intikamı!

*

Allah hayırlı ömürler versin, Cüneyt Arkın, bizim kuşak için bir sinema efsânesidir. Hem yakışıklı, hem romantik bakışlı, hem jön. Tek başına bir erkeğe yetip de artabilecek bu vasıflarına ilâveten olağanüstü atletik kabiliyetleri olan bir sinema oyuncusu; aksiyon filmlerinin en iyi iş yapan aktörü. Sinema sanatı için vaktiyle kendinden ve özel hayatından fedakârlık yapıp canını dişine takan, "aman şu sahne gerçeğe uygun olsun" diye vücudunda kırılmadık kemik bırakmayan sıradışı bir akrobat.

Ve kostümlü tarihî filmlerde jokeylik maharetini olağanüstü seviyelere çıkarmış bir Türk süvarisi...

En azından geçen haftaya kadar Cüneyt Abi'nin süvariliği, su götürmez bir realite idi; şimdi bu şöhreti birazcık tartışılır hale gelmiş bulunuyor.

Ankara kalesini fethetmek için önüne kadar getirilen ata binmek isteyen Cüneyt Abi'nin dramatik yenilgisini bütün ekranlarda defalarca seyrettik. At huysuzmuş meğer; şöyle bir silkinişle, sinemamızın efsâne şöhretini yere kapaklandırması bir oldu.

Ben bu olayda "hile" değilse bile derin bir komplo seziyorum.

Mâlumdur, olmadık durumlarda suçüstü edilen meşhur kişiler, "yahu ne yapalım, biz de insan evladıyız; hata ettik, bilemedik, gaflete geldik" diye alttan almak yerine, "bu bir komplo; hasımlarım bana tuzak kurdular" demeyi refleks haline getirmişlerdir. Bu gibi büyüklerimiz olayla ilgili ses kayıtlarına "düzmece", video görüntülerine ise, "montaj" demeyi çok severler ve ilave ederler, "teknoloji gelişti, artık görüntü ve ses kayıtlarıyla oynanarak her şey yapılabiliyor, vs, vs..."

Cüneyt Abi öyle ucuz yollara tevessül etti mi; hayır! Pantolonunun tozunu eliyle silkeleyip, "naapalım, biz de kaleyi yürüyerek fethederiz" dedi.

*

Benim Cüneyt Abi'yle ilgili komplo teorim şöyle:

1960'lı yılların başlarından beri en romantik filminde bile rejisörü kandırıp, senariste rüşvet vererek ille de filme bir atlı sahne koydurmayı başaran Cüneyt Abimiz (bu teori tamamen bana ait!), atlı çekim sahnelerinde bu sevimli hayvanlara yapmadığını bırakmamakta ve zavallıları aşırı derecede hırpalamaktadır (bunun teoriyle, kumpasla filan ilgisi yok; buz gibi gerçek; inanmayan kilometrelerce uzunluktaki atlı Cüneyt Arkın sahnelerini kare kare inceleyebilir!).

Bu filmleri seyrederken her zaman şu hisse kapılmışımdır;

Cüneyt Abi, atlı sahnelerde bindiği atın sürat ve kıvraklığını yeterli bulmadığı için olsa gerek hayvanları lüzumundan fazla mahmuzlayıp kırbaçlamakta ve çoğu zaman, "be sümsük hayvanlar, ben sizden daha hızlı koşarım be" diyerek atın üstündeykin attan daha fazla yorulup kendini helâk etmektedir.

Sahneyi şöyle gözünüzde canladırmalısınız: Cüneyt Abi at üstündedir. At koşuyor fakat Cüneyt Abi eğerin üstünde attan daha fazla hareket halindedir. Hiç lüzumu yokken elini kolunu sallamakta, zıplar gibi hareketler yaparak atın belkemiğine ilave basınç uygulamakta, zaten koşmaktan canı burnuna gelmiş hayvanın soluğunu kesercesine bacaklarıyla atı tekmelemekte, "başı dik dursun, yakışıklı görünsün" diye gemi sonuna kadar geriye kanırtıp hayvanın soluk almasını zora sokmakta ve bunlar yetmiyormuş gibi bir de elinde tuttuğu soba boyasıyla boyanmış tahta kılıcın enli kısmıyla o caanım hayvanın kalçasını şaplaklayıp durmaktadır.

Evet, Cüneyt Abi atın üstünde ama sanki attan daha hızlı koşuyormuş gibi bir garip durum. Sahnenin sona erdiği ve yönetmenin "stoop" diye bağırdığı anda eminim ki Cüneyt Abi, rol arkadaşı durumundaki attan daha fazla yorulmuş durumdadır.

Öye ama, neticede at, attır; film için birilerinden bilmemkaç günlüğüne kiralanmış garibanlar; sendikaları yok, dayanışma örgütleri yok, odası yok, borsası yok; ağızsız, dilsiz bir hayvanlar bunlar. İşte benim komplo teorim bu noktadan başlıyor ve yerli filmlerde kullanılmak üzere kiralanan atların, boş zamanlarında ahırda, tavlada, otlanıp gezinirken kendi aralarında -at diliyle- fena halde Cüneyt Abi'yi çekiştirdiklerini tahmin ediyorum,

-Nedir bu adamdan çektiğimiz kardeşim, senelerden beri bizlere yapmadığını komadı; tamam, kendini de sakatladı ama onun yüzünden kaç hemcinsimiz telef oldu. En iyisi biz buna esaslı bir tuzak hazırlayalım ve elimize geçen ilk fırsatta, âleme rezil ederek intikamımızı alalım!

*

Üç aşağı beş yukarı, Ankara Kalesi önünde Cüneyt Arkın ağabeyimizin bunca yıldan sonra ata binemeyip toza-toprağa bulanarak en iddialı olduğu alanlardan birinde karzimayı çizdirmesini işte ben böyle bir komploya bağlıyorum.

Atın intikamı, daha doğrusu At cinsinin intikamı!

Frenklerin ilginç bir lâfı var; diyorlar ki, "intikam soğuk yenen bir yemektir". Gerçekten de Cüneyt Abi'nin başına gelen bu hâdise, belki yıllardan beri planlanmaktaydı fakat atlar, Cüneyt Abi'nin iyice kıvama gelmesi, yaşlanıp haylice göbek bağlamasını sabırla beklediler.

Ve nihayet o gün, tören dolayısıyla orada bulunan televizyon kameralarını görünce harekete geçmeye karar verdiler.

*

Üzülme Cüneyt Abi; bunlar işin latife faslı.

Sen benim için asıl değerini, attan düştükten sonra işi inada bindirmeyip, "ben bu kaleyi yürüyerek de fethederim" dediğim anda göstermiş bulunuyorsun.

Attan düşsen de, göbek bağlasan da sen o hep gençlik filmlerindeki yeşil gözlü, yakışıklı jönsün.

Seni seviyoruz ey çılgın süvari!


Kaynak (Arşiv)