Yer sarsılıyor yer!
Arz yine deprendi; ayağımızın temasıyla ezelden beri bizde güven hissinin kaynağını teşkil eden toprak yine sarsıldı; yeryüzünü sabitleştirsin diye devasa çiviler gibi toprağa çakılan dağlar yine kımıldadı; deprem oldu!
Ayağı hep yere basarak yaÅŸayan bizler için deprem baÅŸa geldiÄŸinde katlanılır musibetlerden. “Bu deprem niçin oluyor, arz niçin sarsılıyor?” sualine uzmanlar teorik açıdan ÅŸimdiye kadar yanlışlanamayan “doÄŸru” cevaplar veriyorlar: Üzerinde yaÅŸadığımız yeryüzünün içi erimiÅŸ ateÅŸle dolu; yanardaÄŸ kraterlerinden fışkıran lavlar, yerkabuÄŸu içindeki akkora nisbetle hayli soÄŸumuÅŸ olarak yeryüzüne çıkıyorlar. Ayağımızı yere saÄŸlam basmak, aslında bastığımız yerle dünyanın merkezi arasındaki 6 bin 400 kilometrelik mesafeyi dolduran ateÅŸten bir eriyik kütlesinin üstünde sendelemeden durmak anlamına geliyor. Bunlar hep bilinen ÅŸeyler; ama yerden sekiz-on bin metre yükseklikten aÅŸağıya doÄŸru bakıldığında daÄŸların heybetli ağırlığı, yeryüzünün kendinden emin ve dengeli bir ÅŸekilde yayılmışlığı o derece etkili hissediliyor ki, iÅŸte o anda nasıl bir gücün bu muazzam arz silsilesini kımıldatabileceÄŸini tahayyül edemiyorsunuz. Fiziki izah kolay, anlaşılır ve makul; ama aynı bilgiyi arz üzerine tatbik etmek çok zor. Neredeyse dünyanın kütlesi kadar büyük bir eriyik ateÅŸ topunun üst tabakalarında gezinip duran ince bir kabuÄŸun üstünde küçük saadetleri büyüterek yaşıyor, rızk ve dünya nimeti namına neyimiz varsa o incecik kabuk üstünden temin ediyoruz. Bitmedi, yeryüzünün üçte ikisini kaplayan sular da o ateÅŸ topunun üstünde duruyor.
Evet, üstünde yaşadığımız kabuk, krokilerde pek ince görünüyor ama yeterince düşünüp akletmeyenler için hiç sarsılmazmış gibi muhkem, ağır, kalın ve masif bir intiba veriyor. Sarsılınca dehşete kapılmamız bu yüzden; en güvendiğimiz istikrar unsuru birkaç saniyeliğine depreniverince su terazisi dengesi üzerine bina edilmiş bütün düzenimiz birbirine giriveriyor. Yerin on bin metre altındaki fay kırığını tahayyülde zorlanıyoruz ama otuz-kırk kilometre daha arzın merkezine doğru inince akkor halindeki ağır metallerin içten içe birbirini tutuşturduğu, tasavvuru imkansız bir akkor seyyaliyetini -teorik olarak bilsek de- hesaba katamıyoruz. O ateş topunu çepeçevre saran ve üstünde yeşillikleri, toprağı ve suyu tutan ince kabuk, aslında dünya namına tasavvur ettiklerimizin ta kendisi.
“Deprem niçin oluyor?” sorusundan ziyade “Niçin her zaman deprem olmuyor da yerkabuÄŸu sakin ve hareketsizmiÅŸ gibi durabiliyor?” sorusunu sormalı deÄŸil miyiz? Bir bardak çayı bile üç-beÅŸ adım taşırken tabaÄŸa çay dökülmesini engelleyemeyen bizler için yerkabuÄŸunun deprenmesi deÄŸil, deprenmeden sabit durabilmesi hayret verici olmalıydı.
Müspet ilimlere saygımız büyük; ama bugünkü müspet ilim birikimimiz, ateÅŸ denizinin üstünde yüzen ince litosfer kabuÄŸunun davranış biçimini tam manasiyle anlamamıza bile yetmiyor. Statik ilmine tam bir sadakatle ne kadar itaat etsek de, “Zor oyunu bozar” hesabınca statiÄŸin iflas ediverdiÄŸi kriz anları da yaşıyabiliyoruz pekala; öyleyse statik kurallarına mutlaklık izafe etmek abes: Saygı duymakla tapınmak arasındaki fark bu. Bu depremler, naçiz kanaatimce bizlere “mutlak bilgi”nin kimin ye’dinde olduÄŸunu hatırlatıyor. YerkabuÄŸu bilgisine muhtacız; ama ona hükümran deÄŸiliz; peki aslında neyin hükümranıyız ki?
Yer de sarsılırsa ne sarsılmaz ki? İlimperestler, “Fırsatını buldu ya, rölativizm satmaÄŸa kalkışıyor” diye dudak bükebilirler. DoÄŸrusu bu ya, bilgi hakkındaki kanaatlerimizi düzeltmedikçe bilginin hayrını göremeyeceÄŸiz. Üstelik bilgi eksikliÄŸimiz, artan bilgi miktarına raÄŸmen katlanarak derinleÅŸirken bilginin bilgisizliÄŸi ile (ki cehalet buna derler) malul bulunmak pek ümit kırıcı. Cehaletin de galiba en azgın derecesi dünya nimetiyle maÄŸruren körleÅŸmek.
Yer sarsılıyor yer; fiziki bir hakikat bu; işin metafiziğinden daha sayfa açmadık bile!
İlgili olabilecek yazılar:
- Sarsılmazsınız, sarsılmazsınız! “Bunlar gerçek olursa benim dünyam çok sarsılır. Çok derin bir...
- Ateş Tecrübeleri Ahmet Turan Alkan, bir prototip, bu toprağın değerlerine sımsıkı bağlı,...
Ahmet Turan Alkan - 15 Kasım 1999
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1999/11/15/yazarlar/3.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


