Vur emri kimi vurdu?

Hayır, “sıradan” deÄŸil; belki sanat kalitesiyle öyle nitelenebilir ama bu film, ABD yönetiminin OrtadoÄŸulu Müslümanlara karşı yürüttüğü aÅŸağılama ve mahkum etme kampanyasının ürünü TRT 1, devletin televizyonu; ne zaman özel kanallar arasındaki zaplama gezintisinden yorgun düşüp, sakin, aklı başında, temkinli ve ağırbaÅŸlı bir istasyonda duraklamak istesek TRT 1″e döneriz. Müsbetleri, menfisinden fazladır ama TRT”nin de tenkide müstehak tarafları yok deÄŸil.

Meselâ TRT 3 bandından gündüz saatlerinde at yarışları naklen yayını yapılmasını hiç anlayamamışımdır; ne eğitim, ne eğlence, ne spor?

Hiç olmazsa iki yarış arasında at sevgisini, at kültürünü destekleyen programlar, belgeseller yayınlansa; ama hayır! TRT 3″ü bu saatlerde müşterek bahis oynatan dükkanlar ve at yarışı meraklılarının toplandığı kahvelerden baÅŸka kimse seyretmez. Devlet televizyonunun kumarbazlara yönelik yayın yapması, baÅŸka ülkelerde rastlanmayan bir garâbet. Yeri gelmiÅŸken 1″inci kanalda zaman zaman rastladığım “Sayısal Gece” programına da deÄŸinmek gerekir; mantık aynı; piyangoyu devlet tertiplediÄŸi için, devletin televizyonu da piyangoyu destekliyor. Aslında ÅŸiddetle eleÅŸtirilmesi gereken bu hafiflikler, yıllardan beri kıdem kazandığı için kimsenin tepkisini çekmiyor.

Şeytanın gizlendiği yer

Geçenlerde TRT 1, saat 21 sularında bir film seyrettirdi bize. Adı “Vur Emri”. Hani o benzerlerini çokça gördüğümüz Amerikan yapımı savaÅŸ filmlerinden biri. BaÅŸka zaman olsa sonuna kadar seyreder miydim bilmiyorum ama ev sahibinin ilgisini çekince nezaketen ben de seyrettim. Filmin konusu kısaca şöyle (bu özeti filmin yarısından sonrasını seyrettiÄŸim için “bigglook.com” isimli web sitesinden aldım): “Yemen”deki ABD BüyükelçiliÄŸinin çevresi kalabalık bir gösteri grubu tarafından sarılınca, elçiliÄŸin güvenliÄŸinin saÄŸlanması görevi Albay Childers komutasındaki deniz birliÄŸine verilir. Durumun kötü gitmesi halinde elçiyle ailesi tahliye edilecektir. Childers elçinin güvenliÄŸini saÄŸlar ancak askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışma sırasında Childers”ın 3 askeri hayatını kaybeder. Bu arada askerlerin açtığı ateÅŸ sonucunda 80″den fazla Yemenli erkek, kadın ve çocuk da ölmüştür. Silahsız sivilleri ÅŸiddet uygulayarak öldürmek suretiyle kuralları çiÄŸnemekten yargılanan Childers, protestocuların silahlı olduÄŸunu ve elçilik binasına ateÅŸ açtıklarını ileri sürerek suçlamaları reddeder…” Devamında Childers, eski silah arkadaşı Avukat Hodges”ten yardım ister ve neticede mahkeme Childers”in masum olduÄŸuna karar verir. “Ee, ne var bunda?” diyeceksiniz. Bir ÅŸey yok gibi görünüyor ama unutmayın, ÅŸeytan detaylarda gizli derler.

İyi Amerikalı kötü Amerikalıyı döver…

Filmin seyircisi, ta başından beri Albay Childers”in masum olduÄŸunu biliyor çünkü elçilik önündeki gösteri esnasında toplanan sivil kalabalığın içindeki sivil, hatta sıradan insanların elçiliÄŸe ellerindeki silahlarla ateÅŸ açtığını görüyor. Yönetmen William Friedkin filmi, Albay Childers”in haksızlığa uÄŸraması hadisesinin etrafındaki gerilim üzerine kuruyor ama ah o detaylar… O detaylarda sivil Yemenlilerin, hatta kadınların, hatta 7-8 yaÅŸlarındaki bir kız çocuÄŸunun bile elçiliÄŸe tabancayla ateÅŸ ettiÄŸini görüyoruz. O kız çocuÄŸu, elçilikten açılan masum savunma ateÅŸi esnasında yaralanarak bir bacağını kaybedecek ve filmin sonraki sahnelerinde kirli pasaklı görüntüsüyle seke seke yürürken ve filmin sonlarına doÄŸru, Yemen”de olay hakkında araÅŸtırma yapan avukat Hodges”in kendisini fark etmesi üzerine adama nefretle bakarak “Katiller” diye haykıracaktır. “Filmdir, olur böyle ÅŸeyler” deyip geçemiyoruz.

Filmde Yemenli Arap ve Müslümanların nasıl Amerikan düşmanlığı ile beslenmiÅŸ oldukları döne döne anlatılıyor; böylece elçilik önünde toplanarak elçiliÄŸe ateÅŸ açan sıradan insanların nasıl bir zihni altyapıya sahip oldukları hakkında seyirciye esaslı bir mesaj veriliyor. Yani Albay Childers, sivillere, yani köktendinci Müslümanlara, yani sıradan Yemenlilere “derslerini” verip seksen kadarını öldürdüğü için masumdur, hatta tam aksine ABD ordusu ve halkına hizmet görevini yerine getirmiÅŸtir. Filmde kötü Amerikalılar da var tabii; onlar Albay Childers”i mahkum ettirmek için yalan söylüyor, delilleri yok ediyor ve böylece “iyi Amerikalının, niçin ve nasıl “iyi” olduÄŸunu izah eden bir kontrast fon görevi görüyorlar.

Üste para vererek propaganda

filmi seyrediyoruz

Hâsılı, normal ÅŸartlar altında bahsi edilmeye bile deÄŸmez, sıradan bir vakit geçirme filmi. Ama hayır, “sıradan” deÄŸil; belki sanat kalitesiyle öyle nitelenebilir ama bu film, ABD yönetiminin OrtadoÄŸulu Müslümanlara karşı yürüttüğü aÅŸağılama ve mahkum etme kampanyasının ürünü ve bu yüzden hayli politik mesajlar taşıyan bir “propaganda” filmi. Hollywood endüstrisi bu filmlerden yüzlercesini yaptı. O noktada ÅŸaşılacak bir ÅŸey yok. Amerikalılar, Müslümanları hain, terörist, radikal, ÅŸiddet düşkünü, cahil, pis ve güvenilmez sıfatlarla markalamak için üretilen bu filmlerini yapmaya, birinci Körfez harekatından da önce baÅŸladılar. BahsettiÄŸimiz film ise 2000 yılının tarihini taşıyor. Åžu anda bile aynı temaya eÄŸilen kaç film Hollywood tezgahlarındadır bilinmez. Amerikalılar kendi nokta-i nazarları ve milli politikaları bakımından doÄŸru ve faydalı bir iÅŸ yapıyorlar; yanlışı yapan bizleriz çünkü bu filmleri hiçbir seçme hakkını kullanamaksızın ithal ediyor, matah bir ÅŸeymiÅŸ gibi sinemalarımızda gösteriyor ve hatta hızımızı alamayarak bu pespaye propaganda filmlerini devletin birinci kanalından halka seyrettiriyoruz.

Kambersiz düğün olmaz;

sırada Hürriyet var

Dahası var; ertesi gün tesadüfen gözüme çarptı; Hürriyet gazetesi bir film kulübü kurmuÅŸ; adı “Film Gold”. Bu kulübün inayetiyle isteyen okuyucu 2.5 milyon TL vererek gazeteyle birlikte iki film CD”si satın alabiliyor. Peki, 18 Aralık tarihli Hürriyet”in ilanında gördüğüm film CD”sinin adı neydi dersiniz? “Yok canım, daha neler” demeyiniz; aynen öyle: “Vur Emri” Nâm-ı diÄŸer: “Rules of Engagement”

Madalya verilsin

Ve aradan on gün geçmesine raÄŸmen hiçbir yerde -en hafif tabirle- bu saygısızlığın kınandığına dair bir haber, bir eleÅŸtiriyle karşılaÅŸmadım. Nabi Avcı”nın “Enformatik Cehalet” isimli eserinde belirttiÄŸi gibi televizyon merkezsiz bir medya. Orada gözlerimizin önünde akıp geçen bir seyir var; başı, sonu, ortası, kenarı olmayan bir akış. Ve bu akış kanaatlerimizi, önceliklerimizi tayin ediyor. TRT”yi kınamıyorum; çünkü TRT aylardır başı olmayan bir kurum. Tam aksine bu filmi yayına koyan görevli memurun, ABD Ordusu”nda en cesur askerlere verilen üstün hizmet ve cesaret madalyası ile taltif edilmesini teklif ediyorum. Bence bunu haketti.

AKLINIZDA BULUNSUN

HAYRETTİN KARAMAN VE

AVNİ ÖZGÜREL”İN KİTAPLARI

Hayrettin Karaman hocamızın “İslâm ve Türkiye” isimli çalışması Ufuk Kitapları arasında yayınlandı. Prof. Dr. Hayrettin Karaman”ın gazete yazılarını bir araya getiren bu çalışma bir yanıyla ilmî dirayet penceresinden sûretler ve tahliller sunarken diÄŸer ve daha mühim tarafıyla da bu hassas meselelere “içerden” bakışı aksettiriyor. İlim, incelenen konu karşısında ilim adamının nesnel ve soÄŸukkanlı davranmasını bekler. Hayrettin Karaman Hoca”nın bu eseri nasıl “hem ilmî, hem nesnel” olunabileceÄŸi konusunda bütün ilim camiasına çok dikkate deÄŸer bir ders veriyor. Eseri okuyanlara bu noktayı önemle hatırlatmak isterim. Ufuk Kitapları, gazeteci-yazar Avni Özgürel”in Cumhuriyet ve Din isimli çalışmalarını kitaplaÅŸtırdı. Sayın Özgürel”in gazetecilik anlayışı, “araÅŸtırmacı gazeteci” tipinin içini hakkıyla dolduran bir üslûp taşıyor; yazıları, gazete yazısından ziyade ilmi analiz deÄŸerini de taşıyan usta bir kalem. Konuya yakınlığıma raÄŸmen bu kitapta çok dikkate deÄŸer ayrıntılar ve tahlillerle karşılaÅŸtım. Okunmaya deÄŸer bir eser.

ATEŞ-İ BAHAR: GÜL DALINDAKİ BÜLBÜL

DeÄŸerli musikiÅŸinaslarımızdan Ahmet HatiboÄŸlu, gerek koro yöneticiliÄŸi ve gerek bestekar yönüyle bende tasavvuf müziÄŸi hakkında zevk ve dikkatler uyandırmış bir sanat adamıdır. Onun eski tarz üzre yeni besteler yaptığını duyunca çok sevinmiÅŸtim. Fethullah Gülen Hocaefendi”nin gönül çırpınışlarını dillendiren ÅŸiirlerin bu çalışmaya güfte bakımından kaynak ve ilham teÅŸkil etmesi ile “AteÅŸ-i Bahar” albümü farklı bir mânâ ve boyut kazanıyor. Albümü dinledim; kanaatim ÅŸu: Gül dalına konmuÅŸ bülbül, hâl diliyle nasıl ÅŸakırsa aynen öyle!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Bombalar Gündemi Vurdu Belli ki -kimliğini bir türlü tespit edemediğimiz ama varlığını bal...

- 29 Aralık 2003

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=3329

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.