Türk

Bundan yıllarca önce, yaşadığım şehrin nüfus müdürlüğüne tanıdık biri tayin edilmişti. Ziyaretine gittiğimde müdürlüğün eski yazılı kütük defterlerinden bahis açılınca merak ettim; merkez mahalleler nüfusunun kaydedildiği ağır ve kalın ciltlerden birini getirtti, hemen merakla baba mahallemin bulunduğu sayfaları açtım, dedemi, dedemin babasını ve onun babasının babasını buldum, itina ile bir kâğıda kaydettim. Eve dönünce, o günlerde henüz sağ olan annemin de yardımıyla ailemin bir soyağacını çıkarmaya başladım. Bu soyağacındaki en kadim ata, dedemin dedesi idi; daha gerisi yok, çünkü şehir merkezlerinde nüfus sayımı II. Mahmut zamanında başlatılmış.

Mustafa, Abdulaziz, Hüseyin gibi sade isimler ne mânâ ifâde eder; doğrusu pek az şey. Bu isimler, sahiplerinin çok büyük ihtimâlle “İslâm” olmaları haricinde -asâlet, vâriyet, etnik menşe’, soy-sop vb.- bize bir şey anlatmaz. Etnik soy-sop bilgilerinin izini sürmek için köyler bazen şehirden daha elverişli yerlerdir. Hâsılı hangi soydan, hangi uruktan (sülaleden) geldiğimi öğrenmem için bulabildiğim resmî ve kulaktan derleme mâlumat, “tatminkâr” olmaktan uzaktı. Zaten o soyağacını sonradan kaybettim ve bu kayba üzüldüğüm de söylenemez.

Bu durumda ben de anayasal çerçevede taşıdığım mensubiyet ismini benimsedim: Türk vatandaşlığı ve dolayısıyla Türklük. Gördüğünüz üzere ne kadar safkan veya asîl bir Türk olduğum hakkında doyurucu verilere ulaşamamıştım; aksine bir karîne olmadığı için kendimi böyle kabul ettim. Bu kabulü hiçbir zaman etnik bir verâset dâvâsı şekline dönüştürmek aklımdan geçmedi; bilakis Türklüğü, ait bulunduğum vatandaşlar topluluğunun ortak medeniyet dairesinin ismi olarak benimsedim; yani mensup bulunduğum medeniyet dairesi içinde bulunan uzak atalarımın (ki bunların izlerini tarihî belge ve kayıtlarda sürmek daha kolay ve mümkündü) hikâyesi ile ilgilendim.

Ne var ki tarihte Türklüğün izini sürmek öyle kolay bir iş sayılmaz. İnsanların, “Evet, ben Türk’üm” cümlesini kurabilmesi, siz bilemediniz bir asırlık bir geçmişe dayanıyor; onun öncesinde insanlar kendilerini mensup oldukları dinin “millet”iyle tarif etmişler, siyasi mânâda ise Osmanlı tebâası sayıldıkları için, kendilerine Osmanlı ailesinin özel ismiyle nitelemişlerdi.

Türk olmayı genç iken başıma konabilecek en büyük talih kuşu saymıştım; şimdi öyle düşünmüyorum. Türk olmak benim için bir mazhariyet veya lütuf değil, sadece bir veridir. Ne iftihar, ne utanç; ne üstünlük ne aşağılık hissi; zira hepimiz biliriz ki doğumla kazanılan vasıflar hiç önemli değildir; doğumdan sonra kişinin yapıp-ettikleri daha önemli ve anlamlıdır. Böylece benim için Türklerin (tabii ister istemez Osmanlıların) tarihte yapıp ettikleri daha çok öne çıktı. Ecdâdın askerî başarıları, övünç vermek için anlamlı bir başlangıç olabilirdi fakat “millî tarihçilerimiz”in zaferleri yaldızla çerçevelerken yenilgileri pek önemsemedikleri, talihsizlik, ihanet gibi dış tesirlere bağlamaya kalkıştıklarını görünce canım sıkıldı. Üç aşağı beş yukarı zaferler kadar mağlubiyetler de vardı ve hattâ bugünden hareketle bir çetele tutacak olursak mağlubiyetlerimiz, bugünkü ahvâlimizi daha çok etkilemişlerdi.

Öyleyse daha ciddi ve mânidar bir kıstasa ihtiyacım vardı: Ecdâdım sanatkâr mıydı, ticaretle, zanaatlerle, üretimle araları nasıldı, yönetim işlerinde kayda değer bir maharet sergileyebilmişler miydi, eğitim konusuna nasıl bakmışlar, neler yapmışlardı, şehircilikte, hukukta, asıl önemlisi ilimde ne derece muvaffak olmuşlardı?

Bu sorulara cevap ararken, gençlik yıllarındaki toy milliyetçiliğin giderek solgunlaştığını hissettim: “Milliyetçilik” kelimesinin yerini “Medeniyet” almaya başladı, çünkü medeniyet, milliyetçilikten daha geniş kapsamlıydı. Bu kelimenin içine ille de yüksek insânî vasıflar, idealler ve başarılar koymak gerekiyordu. Burada “kavmiyetçilik”in ilişebileceği bir menfez yoktu, çünkü kavmiyetçilik yani Türk milliyetçiliği, Osmanlıların ve Selçuklu Beyliklerinin yapıp ettiklerini değerlendirebilmek için bize sağlıklı ve yeterli bir araç sunmuyordu. Öyleyse yapılan yanlışların ve doğruların gerçekleşmesinde hangi niteliğin âmil olduğuna dikkat kesilmek lâzımdı.

Konuya “Medeniyet” çerçevesinden bakmak zarureti, kavmiyetçilikten daha etraflı araçlara, daha yüksek enerji ve emeğe ihtiyaç gösteriyor.

“Türk olmak” meselesine yeniden dönelim: Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal vatandaşı olarak Türkler, geniş ve büyük bir etnik kitleyi ifade etmiyor; zaten pek azı hariç, kendini Türk olarak niteleyenler, etnik menşe’lerinin izini sürmek için yeterli verilere sahip değiller. Bu çerçevede Türk olmak kâğıt üzerinde hukuki, zihin planında psikolojik bir fenomendir. Vatandaşlık hakkını kazanmış herkes Türk diye nitelenir ve bu nitelemenin “Amerikan”, “Alman”, “İngiliz”, “Belçikalı” gibi sair anayasal vatandaşlık türlerinden bir farkı yoktur. Yeni devlet kurulurken Osmanlı ismini kullanmak artık mantıklı olamayacağına göre Mustafa Kemal Paşa devletin adını Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşların sıfatını ise “Türk” ismiyle niteledi. Türkiye Cumhuriyeti, bazılarının sandığı gibi Türk etnik nüfusuna dayalı bir devlet olmadı, hâlâ da değildir, bu yüzden zannedilenin aksine Türkiye’de hakikaten Türk etnisitesinden geliyor olmak kimseye fazladan avantaj veya mazhariyet vermez. Ne var ki bu cümle, “herkese eşit davranıldı” iddiasını ihtiva etmiyor elbette.

Mustafa Kemal Paşa, işte o kritik noktada doğru bir tesbitte bulundu, yeni devlete ve topluma, milletler camiası içinde bilinen, Batılı kaynaklarda XV. yüzyıldan beri kullanılagelen bir isim vererek Türk isminin toplum arasında benimsenip yaygınlaşmasına hizmet eden kültür politikaları üretti. Bugün, “ben Türk menşe’inden değilim, benim farklı bir mensubiyetim var ve Türk ismi beni rahatsız ediyor” diyenler, devletin etnik bir çekirdeğe sahip olmaması konusunda haksızlık ediyorlar. Hele hele “Millî Mücadele’ye biz de destek vermiştik, anayasaya bizim de kurucu ortak olduğumuz yazılmalı” tezini savunanlar, aslında nasıl bir devlet modeli tasavvur ettiklerini bilmiyor görünüyorlar; bu, ABD’nin dipçik zoruyla Irak’a dayattığı yeni devlet ve anayasa modelidir ve Irak’ta asayişi hâlâ ABD askerleri sağlıyor. Türkiye ise 85 senedir -beğeniriz-eleştiririz-, kendi dinamikleriyle ayakta duran egemen bir devlettir. Irak benzeri bir anayasa yapmak, kurulu unsurların adını tek tek zikrederek küçük özerklik adacıkları ihdâs etmek, idari ve hukuki otonomiler bahşetmek ne etnik Türklere, ne diğer topluluklara mutluluk ve huzur verecektir. Devletin ismindeki “Türkiye” lâfzından rahatsızlık duyanları anlamakta mâzurum; kültürel haklar için mücadele etmekle, mikromilliyetçilik hezeyânlarında savrulup düpedüz ayrılıkçılık yapmak arasındaki fark artık anlaşılmalıdır.

Devletin adını kafaya takmak yerine bu devletin üretkenlik, çağdaşlık, temel haklar ve demokratik kalitesini yükseltmek için yapıcı bir işbirliğine ihtiyacımız var. Anayasamız, bütün vatandaşlarına eşitlik vaadediyor; öyleyse devletin yapısıyla uğraşmak yerine eşitlik ülküsünü gerçekleştirmek için güçbirliği yapmak daha samimi bir yaklaşım olacaktır.

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 24 Kasım 2008

Kaynak: http://aksiyon.com.tr/detay.php?id=31736

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler: ,

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • özgür sevim

    Ahmet Bey;yazınızı okudum,gayet güzel yazmışsınız.Bu düşüncelerinizde size katılmamak mümkün değil…Ancak;Türk Tarihi ve Türk Medeniyeti en azından benim bildiğim kadarıyla dünya tarihine malolacak işler yapmıştır… Haksız mıyım… Türk adını da kaldırıp biryerlere atmamız sizce ne kadar doğru olur… Ben sadece yazınızda bu konuya takıldım…Çalışmalarınızda başarılar dilerim…

  • özgür sevim

    Ahmet Bey;yazınızı okudum,gayet güzel yazmışsınız.Bu düşüncelerinizde size katılmamak mümkün değil…Ancak;Türk Tarihi ve Türk Medeniyeti en azından benim bildiğim kadarıyla dünya tarihine malolacak işler yapmıştır… Haksız mıyım… Türk adını da kaldırıp biryerlere atmamız sizce ne kadar doğru olur… Ben sadece yazınızda bu konuya takıldım…Çalışmalarınızda başarılar dilerim…

  • Dr. Önder Bilgin

    sayın Alkan; hem batılı hem de doğulu kaynaklarda Türk ismine en evvel XVI. yüzyılda rastlanmadığını, İran (Zend Avesta)ve Çin kaynaklarından başlayarak hemen her ilgili yazılı kaynakta Türk isminin kullanıldığını, Prof.Dr. Mehmet Bayrakdar’ın henüz baskıda olan ve 10-15 gün içinde yayımlanacak olan “Türkler ve Kürtler” adlı eserinden öğrenmiş bulunuyorum. “Milli Tarihçi”lerimizi haklı olarak eleştirirken gayri milli kaynaklara dayanarak bilgi ve illiyet bakımından da bir hataya düşmemek gerekir diye düşünüyorum. Ezber bozan bu eserde, hem Türk hem de Batılı tarih araştırmacılar için belgeler ve kaynaklar farklı bir perspektifle ele alınmış, ele alınan konular yeni, nakilci değil aklı kullanan bir mütefekkirin sağlam muhakeme ve dil bilgisi ile yorumlanarak sunulmuştur. Gerçektende ilgileneceğiniz bir eser olduğundan kuşku duymuyorum. Dikkatlerinize arz ederim.

  • Dr. Önder Bilgin

    sayın Alkan; hem batılı hem de doğulu kaynaklarda Türk ismine en evvel XVI. yüzyılda rastlanmadığını, İran (Zend Avesta)ve Çin kaynaklarından başlayarak hemen her ilgili yazılı kaynakta Türk isminin kullanıldığını, Prof.Dr. Mehmet Bayrakdar’ın henüz baskıda olan ve 10-15 gün içinde yayımlanacak olan “Türkler ve Kürtler” adlı eserinden öğrenmiş bulunuyorum. “Milli Tarihçi”lerimizi haklı olarak eleştirirken gayri milli kaynaklara dayanarak bilgi ve illiyet bakımından da bir hataya düşmemek gerekir diye düşünüyorum. Ezber bozan bu eserde, hem Türk hem de Batılı tarih araştırmacılar için belgeler ve kaynaklar farklı bir perspektifle ele alınmış, ele alınan konular yeni, nakilci değil aklı kullanan bir mütefekkirin sağlam muhakeme ve dil bilgisi ile yorumlanarak sunulmuştur. Gerçektende ilgileneceğiniz bir eser olduğundan kuşku duymuyorum. Dikkatlerinize arz ederim.

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Anadolu’ da 1071′ den sonraki 10 asırlık maceramızda, kavimler arası evlilikler sebebiyle rafine bir Türk bireyinin mevcudiyetine inanmıyorum. Aslında bunu aramak da gerek Kelâm- ı Kadim ve gerekse onun yan kaynaklarına göre abesle iştigaldir; ve de en azından mekruh bir düşüncedir. Övünç duyulacak kimlik olsa olsa inanç birliğidir. Bu inanç da efsânelerden ziyade, kutsaldan kaynaklanmalıdır. Onun için Türkiye insanı için asgari kimlik müşterek vatandaşlıkta T.C. kimliği , kültürde Ümmet birliği olmalıdır.

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Anadolu’ da 1071′ den sonraki 10 asırlık maceramızda, kavimler arası evlilikler sebebiyle rafine bir Türk bireyinin mevcudiyetine inanmıyorum. Aslında bunu aramak da gerek Kelâm- ı Kadim ve gerekse onun yan kaynaklarına göre abesle iştigaldir; ve de en azından mekruh bir düşüncedir. Övünç duyulacak kimlik olsa olsa inanç birliğidir. Bu inanç da efsânelerden ziyade, kutsaldan kaynaklanmalıdır. Onun için Türkiye insanı için asgari kimlik müşterek vatandaşlıkta T.C. kimliği , kültürde Ümmet birliği olmalıdır.

  • Emre

    TÜRK Milleti’ne etnik bir grubun adıdır, ne de hayali ve farazi bir tasavvurdur. Bu kavram Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ve kalbi-iradi sadakatle bağlı Tür vatandaşları kadar, Türk diye anılmaktan şikâyeti olmayan uzak ve yakın coğrafyadaki kardeş ve akrabalarımızı ifade eder. Dolayısıyla siyasi irade beyanı kadar; tarihi, medeni ve kültürel bir aidiyetle de kazanılabilir. Bu bizim ret veya kabulümüze bağlı bir vakıa olmadığı gibi, görmezlikten gelebileceğimiz bir keyfiyet de değildir. Bir tarafıyla tarihin, bir tarafıyla coğrafyanın, bir tarafıyla da hem tarih, hem coğrafya ve hem de kültürel mevcudiyetimizin önümüze koyduğu mukadderattır. Türklük, bizim şimdi icat ettiğimiz zoraki bir kavram değil, yaşadığımız tarih ve biriktirdiğimiz medeni tecrübenin yaşayan değerleridir.â€? Mustafa Çalık (Türkiye Günlüğü, Bahar 2005)

    Kimlik meselesi oy avcılığına kurban edilmeyecek kadar hassastır.Millet gerçeğini ıskalayan,ümmet hayalî,farazî bir tasavvurdur,hezeyandır.Dil düşüncenin,varlığın evidir.İnsanın insan oluşundaki sır dil mücüzesinde gizlidir.Dil ve din çerçevesinde meydana getirilmiş medeniyet havzasına mensubiyet kimliği oluşturur.Milliyetçiliği-ki Alkan’ın gibi medeniyet dairesine mensubiyeti savunmak küfür değildir.Milliyeti ıskalayan,Ümmet hayalî,millî kimlik fıtrîdir.Millet gerçeğinin önüne geçmeden İslam milletlerinin yakınlaşmasını savunmak mantıklıdır.Türk değilim ama Müslümanım diye haykıranlar,Türk müsün,Müslüman mı saçmalıklarıyla büyüyen siyasiler,yorumcular ancak ümmet kültürü,TC vatandaşlığı gibi bir ucube lafı ağzına dolarlar…

    Kısa keselim;Medeniyetçilik=Türk Müslümanlığı

  • Emre

    TÜRK Milleti’ne etnik bir grubun adıdır, ne de hayali ve farazi bir tasavvurdur. Bu kavram Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ve kalbi-iradi sadakatle bağlı Tür vatandaşları kadar, Türk diye anılmaktan şikâyeti olmayan uzak ve yakın coğrafyadaki kardeş ve akrabalarımızı ifade eder. Dolayısıyla siyasi irade beyanı kadar; tarihi, medeni ve kültürel bir aidiyetle de kazanılabilir. Bu bizim ret veya kabulümüze bağlı bir vakıa olmadığı gibi, görmezlikten gelebileceğimiz bir keyfiyet de değildir. Bir tarafıyla tarihin, bir tarafıyla coğrafyanın, bir tarafıyla da hem tarih, hem coğrafya ve hem de kültürel mevcudiyetimizin önümüze koyduğu mukadderattır. Türklük, bizim şimdi icat ettiğimiz zoraki bir kavram değil, yaşadığımız tarih ve biriktirdiğimiz medeni tecrübenin yaşayan değerleridir.? Mustafa Çalık (Türkiye Günlüğü, Bahar 2005)

    Kimlik meselesi oy avcılığına kurban edilmeyecek kadar hassastır.Millet gerçeğini ıskalayan,ümmet hayalî,farazî bir tasavvurdur,hezeyandır.Dil düşüncenin,varlığın evidir.İnsanın insan oluşundaki sır dil mücüzesinde gizlidir.Dil ve din çerçevesinde meydana getirilmiş medeniyet havzasına mensubiyet kimliği oluşturur.Milliyetçiliği-ki Alkan’ın gibi medeniyet dairesine mensubiyeti savunmak küfür değildir.Milliyeti ıskalayan,Ümmet hayalî,millî kimlik fıtrîdir.Millet gerçeğinin önüne geçmeden İslam milletlerinin yakınlaşmasını savunmak mantıklıdır.Türk değilim ama Müslümanım diye haykıranlar,Türk müsün,Müslüman mı saçmalıklarıyla büyüyen siyasiler,yorumcular ancak ümmet kültürü,TC vatandaşlığı gibi bir ucube lafı ağzına dolarlar…

    Kısa keselim;Medeniyetçilik=Türk Müslümanlığı

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Mehmet Emin Yurdakul ‘ da ” Ben bir Türk’üm , dinim cinsim uludur” demiyormuydu?Zaten Avrupa’ da bir ası öncesine kadar, ırkı Türk olsun veya olmasın, bütün Müslümanlara Türk demiyormuydu ? Şamanist, mamanist,İslâmla meczolmamış Türk’ ten bana ne !…..

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Mehmet Emin Yurdakul ‘ da ” Ben bir Türk’üm , dinim cinsim uludur” demiyormuydu?Zaten Avrupa’ da bir ası öncesine kadar, ırkı Türk olsun veya olmasın, bütün Müslümanlara Türk demiyormuydu ? Şamanist, mamanist,İslâmla meczolmamış Türk’ ten bana ne !…..

  • http://harunciplak.com Harun Çıplak

    Belki hayat bu kadar içinden çıkılmaz müşkül meselelerle dolu olmasa, yaşamak daha kolay olurdu. Gerçi sadece kendi kaynaklarını okuyan, benzerleriyle yaşayan, söylediği herşeye katılındığı ve duyduğu herşeye katılan kapalı bir topluklukta yaşayanlarda görülen bir rahatsızlık olarak, radikallik siz de de varsa tüm meselelerin çözüm anahtarı elinizdedir ve hayat zaten kolaylaşmış demektir. Bu topluluğun cesametinin bir ehemmiyeti yok. Türklerde diyebilirsin, Müslümanlar da veya A, B, C cemaati de hatta X, Y, Z partisi. Mühim olan hayatta mutlak doğruyu yakalamanın mümkün olmayabileceği ihtimalini göz önüne almaktır.
    Muhterem yazar A.T.A hayli zamandır etrafında dolaşmama rağmen avlayamadığım meseleyi misalleriyle aklıma yaklaştırmış bulunuyor. Kendinden önceki ecdadıyla gurur duymak, aidiyet hissiyle izah edilebilir belki ancak, zaman bugünü gösterdiği müddetçe maziye bakarak yol bulmak, onu hayatın merkezine koymak ve maziyi özlemek ancak Cemil Meriç’in tabiriyle meş’um bir hali yaşayanlar içindir. Libya’lı Arap bir arkadaş bana Osmanlının Libya’yı İtalyanlara sattığını söylediğinde ”bu doğru değil” dedim ve akabinde Ondan gelen ”Git de biraz tarih oku” sözü üzerine kan beynime sıçradı. Yahu lütfen bir düşünelim. Madem Osmanlı bu kadar iyiydi. Gittiği heryere adalet ve güven götürmüştü, neden Malta’dan Avusturya’ya, Araplardan, Yunanlara hatta Çinlilere kadar pek çok millet ve toplum bize düşman. Meseleyi onların ihanetlerine bağlamak kolaycılığına düşmeden bir nefes alalım. Her ülkenin kendi milli tarihi var, ve herkes bu tarihi çocuklarına öğretiyor. Neden tarihlerde hep başarılar var. Zaferler naralarla anlatılırken mağlubiyetler kısık sese mahkum. Neden 18 Mart Çanakkale destanını anlatırken aynı güçlerin bir müddet sonra kurşun bile sıkılmadan o bölgeyi geçtiklerini anlatmıyoruz. Çanakkale destanını hafife alıyor onunla guuru duymuyor değilim muradım başka. Hangi tarihe bakarsak bakalım herkese güven, adalet ve barış vaadi ile işler yaptıkları anlatılırken başarısızlıklar dış güçlere bağlanır. Bunlar ülkelere göre değişip, bazen siyonistlere, bazen kapitalistlere, bazen müslümanlara, bazen haçlı seferlerine bağlanır. Takım tutar gibi aidiyet meselesinde de doğrudan uzak ve tamamamen hissi dayanaklarla konum belirlemek hatanın büyüğüdür. Güzel ülkemi misal olarak seçersek Türk kimliği kadar Kürt, Laz kimliği, Müslüman kimliği kadar Hristiyan, Yahudi hatta Alevi kimliği de hayat ve tanım hakkına sahiptir. Bu süreç, yani tanım süreci kıyamete kadar durmayacak. Çünkü mutlak bir doğru, yanlıştan arınmış bir hakikat yeryüzünden çekileli hayli zaman oldu. Artık yalnızız ve kendimizi ait hissettiğimize aitiz. Nasıl ki kelimeler aşkı anlatmaktan aciz ise, tanımlarda bir o kadar aciz ve zayıf. Mutlak olmadığını bile bile hakikate aşık bir kalbin sıkıntılarını dinlediniz. Affınıza talibim.
    Not: Bilgi kaynaklarımız yabancı olduğu müddetçe kendimize yabancılığımız kaçınılmaz.

  • http://harunciplak.com Harun Çıplak

    Belki hayat bu kadar içinden çıkılmaz müşkül meselelerle dolu olmasa, yaşamak daha kolay olurdu. Gerçi sadece kendi kaynaklarını okuyan, benzerleriyle yaşayan, söylediği herşeye katılındığı ve duyduğu herşeye katılan kapalı bir topluklukta yaşayanlarda görülen bir rahatsızlık olarak, radikallik siz de de varsa tüm meselelerin çözüm anahtarı elinizdedir ve hayat zaten kolaylaşmış demektir. Bu topluluğun cesametinin bir ehemmiyeti yok. Türklerde diyebilirsin, Müslümanlar da veya A, B, C cemaati de hatta X, Y, Z partisi. Mühim olan hayatta mutlak doğruyu yakalamanın mümkün olmayabileceği ihtimalini göz önüne almaktır.
    Muhterem yazar A.T.A hayli zamandır etrafında dolaşmama rağmen avlayamadığım meseleyi misalleriyle aklıma yaklaştırmış bulunuyor. Kendinden önceki ecdadıyla gurur duymak, aidiyet hissiyle izah edilebilir belki ancak, zaman bugünü gösterdiği müddetçe maziye bakarak yol bulmak, onu hayatın merkezine koymak ve maziyi özlemek ancak Cemil Meriç’in tabiriyle meş’um bir hali yaşayanlar içindir. Libya’lı Arap bir arkadaş bana Osmanlının Libya’yı İtalyanlara sattığını söylediğinde ”bu doğru değil” dedim ve akabinde Ondan gelen ”Git de biraz tarih oku” sözü üzerine kan beynime sıçradı. Yahu lütfen bir düşünelim. Madem Osmanlı bu kadar iyiydi. Gittiği heryere adalet ve güven götürmüştü, neden Malta’dan Avusturya’ya, Araplardan, Yunanlara hatta Çinlilere kadar pek çok millet ve toplum bize düşman. Meseleyi onların ihanetlerine bağlamak kolaycılığına düşmeden bir nefes alalım. Her ülkenin kendi milli tarihi var, ve herkes bu tarihi çocuklarına öğretiyor. Neden tarihlerde hep başarılar var. Zaferler naralarla anlatılırken mağlubiyetler kısık sese mahkum. Neden 18 Mart Çanakkale destanını anlatırken aynı güçlerin bir müddet sonra kurşun bile sıkılmadan o bölgeyi geçtiklerini anlatmıyoruz. Çanakkale destanını hafife alıyor onunla guuru duymuyor değilim muradım başka. Hangi tarihe bakarsak bakalım herkese güven, adalet ve barış vaadi ile işler yaptıkları anlatılırken başarısızlıklar dış güçlere bağlanır. Bunlar ülkelere göre değişip, bazen siyonistlere, bazen kapitalistlere, bazen müslümanlara, bazen haçlı seferlerine bağlanır. Takım tutar gibi aidiyet meselesinde de doğrudan uzak ve tamamamen hissi dayanaklarla konum belirlemek hatanın büyüğüdür. Güzel ülkemi misal olarak seçersek Türk kimliği kadar Kürt, Laz kimliği, Müslüman kimliği kadar Hristiyan, Yahudi hatta Alevi kimliği de hayat ve tanım hakkına sahiptir. Bu süreç, yani tanım süreci kıyamete kadar durmayacak. Çünkü mutlak bir doğru, yanlıştan arınmış bir hakikat yeryüzünden çekileli hayli zaman oldu. Artık yalnızız ve kendimizi ait hissettiğimize aitiz. Nasıl ki kelimeler aşkı anlatmaktan aciz ise, tanımlarda bir o kadar aciz ve zayıf. Mutlak olmadığını bile bile hakikate aşık bir kalbin sıkıntılarını dinlediniz. Affınıza talibim.
    Not: Bilgi kaynaklarımız yabancı olduğu müddetçe kendimize yabancılığımız kaçınılmaz.

  • http://www.demokratmersin.com hüseyin sungur

    Harun Çıplak Bey ve diger arkadaşlara,minik bir derkenar:

    AKKAD kıralı 3.Sargon torunu NARAMSİN,M.Ö. tahmini 2350li yıllarda,Anadolu’daki devletçiklerin koalisyonuna karşı savaş açar.Hepsini yener ve bu zaferini,bugün ÇORUM’da bulunan ve adına da ŞARTAMHARİ metinleri denilen bir kitabe ile taçlandırır.O kitabenin 15.satırında,TÜRK kelimesi ve zamanın kıralının adı da geçmektedir.

    BKZ PRF EKREM MEMİŞ
    Antik çağda Türk tarihi…

  • http://www.demokratmersin.com hüseyin sungur

    Harun Çıplak Bey ve diger arkadaşlara,minik bir derkenar:

    AKKAD kıralı 3.Sargon torunu NARAMSİN,M.Ö. tahmini 2350li yıllarda,Anadolu’daki devletçiklerin koalisyonuna karşı savaş açar.Hepsini yener ve bu zaferini,bugün ÇORUM’da bulunan ve adına da ŞARTAMHARİ metinleri denilen bir kitabe ile taçlandırır.O kitabenin 15.satırında,TÜRK kelimesi ve zamanın kıralının adı da geçmektedir.

    BKZ PRF EKREM MEMİŞ
    Antik çağda Türk tarihi…

  • ferhadkaya

    derin mesele; hep tartışılan ve tartışılacak olan.

    okur mülakatında sayın Ahmet Turan hocamda gözlediğim-bizatihi bende de hep bulunan-anlaşılmama endişesi ne kadarda yerinde. herkes baktığı yerden görüyor zira.

    herkesin gördüğü doğruda olsa anlatılmak istenen bütünün sadece bir kısmı olduğunda pekte bir anlam ifade etmiyor hatta yanlış oluyor. çünkü hiç bir zaman parça bütün değildir. yanlışlık parçanın bütün yerine konması ve o şekilde algılanmasıdır. hani meşhur körlerin fil tarifi(tanım demekte daha yerinde olabilir) vardır. herkes dokunduğu-hissettiği yere göre bir fil tasavvuru oluşturur, fili tanımlar. işte mutlak hakikat karşısında da biz insanların durumu böyledir. birbirini tenkid eden bir çok filozofta bu hataya düşmüştür. o sebeple “tanımlamak tehlikelidir” denmiştir. tanımlamak sınırlamaktır zira.biz insanlar düşünüp akledebiliriz lakin mutlak hakikate ulaşamayız. bu konuda bize verilenle yetinmeliyiz. mahdut bir akıl ve duyular bunu gerektiriyor.

    Türk kavramı ve Türklük konusunda da herkesin farklı bir görüşü var. hangisi doğru hangisi yanlış tartışmasına giremem. bende herkes gibi kendi düşüncelerimi-doğruluğu tartışmaya açık olarak-belirtmekle yetinebilirim.
    evvela Türk isminin ne zamandan beri kullanıldığı benim nazarımdan çokta önemli değil, asıl mevzu da bu değil bence olmamalı da; biliyorum ki kadim bir milletiz. Türk ismi ise bilhassa batılılar tarafından yakın zamana kadar hatta şimdi bile müslümanla eşdeğer olarak kullanılmıştır. hal böyleyken etnik bir milliyetçiliğin ve ırka dayalı kavmiyetçiliğin hiç bir mantıklı tarafı olmadığı kanaatindeyim. zaten bunda birçoğumuz hemfikiriz diye düşünüyorum.

    belirtmekte yarar gördüğüm önemli bir husus ise ne bazıları gibi ecdadımı sütten çıkmış ak kaşık ve kusursuz olarak kabul edip, kayıtsız şartsız göklere çıkarabilirim nede diğer bir kısım insanlar gibi reddi miras yapıp tarihimizi yok sayabilirim. bu gibi mevzularda hissi davranmamamın zorluğunu da bizzat biliyorum. ama gerek geçmişimizi gerek Türklüğümüzü ele alacaksak;sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla olmalı.
    ecdadımla her zaman gurur duydum. ama hiçbir zaman etnik milliyetçilik yapmadım. gurur duydum çünkü asırlarca İslamın sancaktarlığını yapmış bir ecdad. gurur duydum çünkü medeniyete(insanlığa) katkı sağlamış bir millet. ama insanlığın yapısı gereği hiçbir şey ilelebet aynı istikrarla devam etmiyor. her yükselişin bir düşüşü, her düşüşünde bir yükselişi oluyor. devletler,hatta medeniyetler de tıpkı bir canlı gibi yaşlanıyor ve ölebiliyor. tabiki yerini yenileri alıyor ve boşluk bir şekilde dolduruluyor. benim naçizane kanaatim hem geçmişimizi hem de günümüzü ele alırken sayın A.T.A hocamın da dediği gibi “Milliyetçilikâ€? kelimesinin yerini “Medeniyet” almalı. medeniyete katkımız neydi ve ne olacak? tabi medeniyete katkı derken salt batının ve hassaten amerikanın yaptıkları değil kastım. daha fazlası ve özünde insanlık…

  • ferhadkaya

    derin mesele; hep tartışılan ve tartışılacak olan.

    okur mülakatında sayın Ahmet Turan hocamda gözlediğim-bizatihi bende de hep bulunan-anlaşılmama endişesi ne kadarda yerinde. herkes baktığı yerden görüyor zira.

    herkesin gördüğü doğruda olsa anlatılmak istenen bütünün sadece bir kısmı olduğunda pekte bir anlam ifade etmiyor hatta yanlış oluyor. çünkü hiç bir zaman parça bütün değildir. yanlışlık parçanın bütün yerine konması ve o şekilde algılanmasıdır. hani meşhur körlerin fil tarifi(tanım demekte daha yerinde olabilir) vardır. herkes dokunduğu-hissettiği yere göre bir fil tasavvuru oluşturur, fili tanımlar. işte mutlak hakikat karşısında da biz insanların durumu böyledir. birbirini tenkid eden bir çok filozofta bu hataya düşmüştür. o sebeple “tanımlamak tehlikelidir” denmiştir. tanımlamak sınırlamaktır zira.biz insanlar düşünüp akledebiliriz lakin mutlak hakikate ulaşamayız. bu konuda bize verilenle yetinmeliyiz. mahdut bir akıl ve duyular bunu gerektiriyor.

    Türk kavramı ve Türklük konusunda da herkesin farklı bir görüşü var. hangisi doğru hangisi yanlış tartışmasına giremem. bende herkes gibi kendi düşüncelerimi-doğruluğu tartışmaya açık olarak-belirtmekle yetinebilirim.
    evvela Türk isminin ne zamandan beri kullanıldığı benim nazarımdan çokta önemli değil, asıl mevzu da bu değil bence olmamalı da; biliyorum ki kadim bir milletiz. Türk ismi ise bilhassa batılılar tarafından yakın zamana kadar hatta şimdi bile müslümanla eşdeğer olarak kullanılmıştır. hal böyleyken etnik bir milliyetçiliğin ve ırka dayalı kavmiyetçiliğin hiç bir mantıklı tarafı olmadığı kanaatindeyim. zaten bunda birçoğumuz hemfikiriz diye düşünüyorum.

    belirtmekte yarar gördüğüm önemli bir husus ise ne bazıları gibi ecdadımı sütten çıkmış ak kaşık ve kusursuz olarak kabul edip, kayıtsız şartsız göklere çıkarabilirim nede diğer bir kısım insanlar gibi reddi miras yapıp tarihimizi yok sayabilirim. bu gibi mevzularda hissi davranmamamın zorluğunu da bizzat biliyorum. ama gerek geçmişimizi gerek Türklüğümüzü ele alacaksak;sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla olmalı.
    ecdadımla her zaman gurur duydum. ama hiçbir zaman etnik milliyetçilik yapmadım. gurur duydum çünkü asırlarca İslamın sancaktarlığını yapmış bir ecdad. gurur duydum çünkü medeniyete(insanlığa) katkı sağlamış bir millet. ama insanlığın yapısı gereği hiçbir şey ilelebet aynı istikrarla devam etmiyor. her yükselişin bir düşüşü, her düşüşünde bir yükselişi oluyor. devletler,hatta medeniyetler de tıpkı bir canlı gibi yaşlanıyor ve ölebiliyor. tabiki yerini yenileri alıyor ve boşluk bir şekilde dolduruluyor. benim naçizane kanaatim hem geçmişimizi hem de günümüzü ele alırken sayın A.T.A hocamın da dediği gibi “Milliyetçilik? kelimesinin yerini “Medeniyet” almalı. medeniyete katkımız neydi ve ne olacak? tabi medeniyete katkı derken salt batının ve hassaten amerikanın yaptıkları değil kastım. daha fazlası ve özünde insanlık…

  • Emre

    Varolması için azami çaba sarfedilen Kürt devleti üzerinde düşününüz?Millet olma iddiasını sağlamlaştırmak,temellendirmek için Mezopotamya’nın,Anadolu’nun tarihi karanlıkta kalmış eski sakinlerine atıf yapılarak onlardan birisi ata seçilecek ve arkaik kültür unsurlarına dayanan ancak kumdan kale kadar sağlam bir Kürt kimliği inşa edilecek.Bölge dengeleri dikkate alındığında Batılı değerleri devlet cihazına hüküm ferma olacak.Dahası bu devlet,Batı’yla iyi geçinecek ve onların yaşama hakkı tanıyabileceği bir devlet olmaktan çıkamayacak.Kökleri tarihin çok derinlerinde olmayan ayakları yere basmayan naif kültürüyle,kargaşaya müheyya toplum yapısı,aşiretlerin nüfûz kavgalarıyla,işlenmemiş dil denen ucubeyle bilim zihniyetinden uzak kalmakla kıyamete koşacaklar.Velev ki Kürd devleti kurulmuş ve üzerinden onlarca yıl geçmiş ve kuruluş devrinin hamasî nutuklarının sona erdiği devirlere gelinmiş olsun;hüsran ve huzursuzluğa duçar olmuş,dahası buna tarihi kader olarak mecbur,mahvolan,kana bulanan Türkiye Cumhuriyeti ve İslam memleketlerinin vebaliyle sızlanan,ağıt yakmaktan başka bir şey elinden gelmeyen Kürd’ler aklınıza başınıza alın.Tehdit gibi dursada,esasında merhamet duygusuyla yazdım.Türkülüğü işaret edildiği gibi ve bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir medeniyet dairesi olarak gördüğüm ve kaderimizi bir yazıklmış addettiğim için bu satırları kaleme aldım.Gök kubbeyi başımıza yıkacak aymaz fitnecilere kıymet vermeyin.Ya muhteşem medeniyetin varisi olarak bu mirasa birlikte sahgip çıkacağız,yahut….

  • Emre

    Varolması için azami çaba sarfedilen Kürt devleti üzerinde düşününüz?Millet olma iddiasını sağlamlaştırmak,temellendirmek için Mezopotamya’nın,Anadolu’nun tarihi karanlıkta kalmış eski sakinlerine atıf yapılarak onlardan birisi ata seçilecek ve arkaik kültür unsurlarına dayanan ancak kumdan kale kadar sağlam bir Kürt kimliği inşa edilecek.Bölge dengeleri dikkate alındığında Batılı değerleri devlet cihazına hüküm ferma olacak.Dahası bu devlet,Batı’yla iyi geçinecek ve onların yaşama hakkı tanıyabileceği bir devlet olmaktan çıkamayacak.Kökleri tarihin çok derinlerinde olmayan ayakları yere basmayan naif kültürüyle,kargaşaya müheyya toplum yapısı,aşiretlerin nüfûz kavgalarıyla,işlenmemiş dil denen ucubeyle bilim zihniyetinden uzak kalmakla kıyamete koşacaklar.Velev ki Kürd devleti kurulmuş ve üzerinden onlarca yıl geçmiş ve kuruluş devrinin hamasî nutuklarının sona erdiği devirlere gelinmiş olsun;hüsran ve huzursuzluğa duçar olmuş,dahası buna tarihi kader olarak mecbur,mahvolan,kana bulanan Türkiye Cumhuriyeti ve İslam memleketlerinin vebaliyle sızlanan,ağıt yakmaktan başka bir şey elinden gelmeyen Kürd’ler aklınıza başınıza alın.Tehdit gibi dursada,esasında merhamet duygusuyla yazdım.Türkülüğü işaret edildiği gibi ve bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir medeniyet dairesi olarak gördüğüm ve kaderimizi bir yazıklmış addettiğim için bu satırları kaleme aldım.Gök kubbeyi başımıza yıkacak aymaz fitnecilere kıymet vermeyin.Ya muhteşem medeniyetin varisi olarak bu mirasa birlikte sahip çıkacağız,yahut….

  • Emre

    Varolması için azami çaba sarfedilen Kürt devleti üzerinde düşününüz?Millet olma iddiasını sağlamlaştırmak,temellendirmek için Mezopotamya’nın,Anadolu’nun tarihi karanlıkta kalmış eski sakinlerine atıf yapılarak onlardan birisi ata seçilecek ve arkaik kültür unsurlarına dayanan ancak kumdan kale kadar sağlam bir Kürt kimliği inşa edilecek.Bölge dengeleri dikkate alındığında Batılı değerleri devlet cihazına hüküm ferma olacak.Dahası bu devlet,Batı’yla iyi geçinecek ve onların yaşama hakkı tanıyabileceği bir devlet olmaktan çıkamayacak.Kökleri tarihin çok derinlerinde olmayan ayakları yere basmayan naif kültürüyle,kargaşaya müheyya toplum yapısı,aşiretlerin nüfûz kavgalarıyla,işlenmemiş dil denen ucubeyle bilim zihniyetinden uzak kalmakla kıyamete koşacaklar.Velev ki Kürd devleti kurulmuş ve üzerinden onlarca yıl geçmiş ve kuruluş devrinin hamasî nutuklarının sona erdiği devirlere gelinmiş olsun;hüsran ve huzursuzluğa duçar olmuş,dahası buna tarihi kader olarak mecbur,mahvolan,kana bulanan Türkiye Cumhuriyeti ve İslam memleketlerinin vebaliyle sızlanan,ağıt yakmaktan başka bir şey elinden gelmeyen Kürd’ler aklınıza başınıza alın.Tehdit gibi dursada,esasında merhamet duygusuyla yazdım.Türkülüğü işaret edildiği gibi ve bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir medeniyet dairesi olarak gördüğüm ve kaderimizi bir yazıklmış addettiğim için bu satırları kaleme aldım.Gök kubbeyi başımıza yıkacak aymaz fitnecilere kıymet vermeyin.Ya muhteşem medeniyetin varisi olarak bu mirasa birlikte sahgip çıkacağız,yahut….

  • Emre

    Varolması için azami çaba sarfedilen Kürt devleti üzerinde düşününüz?Millet olma iddiasını sağlamlaştırmak,temellendirmek için Mezopotamya’nın,Anadolu’nun tarihi karanlıkta kalmış eski sakinlerine atıf yapılarak onlardan birisi ata seçilecek ve arkaik kültür unsurlarına dayanan ancak kumdan kale kadar sağlam bir Kürt kimliği inşa edilecek.Bölge dengeleri dikkate alındığında Batılı değerleri devlet cihazına hüküm ferma olacak.Dahası bu devlet,Batı’yla iyi geçinecek ve onların yaşama hakkı tanıyabileceği bir devlet olmaktan çıkamayacak.Kökleri tarihin çok derinlerinde olmayan ayakları yere basmayan naif kültürüyle,kargaşaya müheyya toplum yapısı,aşiretlerin nüfûz kavgalarıyla,işlenmemiş dil denen ucubeyle bilim zihniyetinden uzak kalmakla kıyamete koşacaklar.Velev ki Kürd devleti kurulmuş ve üzerinden onlarca yıl geçmiş ve kuruluş devrinin hamasî nutuklarının sona erdiği devirlere gelinmiş olsun;hüsran ve huzursuzluğa duçar olmuş,dahası buna tarihi kader olarak mecbur,mahvolan,kana bulanan Türkiye Cumhuriyeti ve İslam memleketlerinin vebaliyle sızlanan,ağıt yakmaktan başka bir şey elinden gelmeyen Kürd’ler aklınıza başınıza alın.Tehdit gibi dursada,esasında merhamet duygusuyla yazdım.Türkülüğü işaret edildiği gibi ve bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir medeniyet dairesi olarak gördüğüm ve kaderimizi bir yazıklmış addettiğim için bu satırları kaleme aldım.Gök kubbeyi başımıza yıkacak aymaz fitnecilere kıymet vermeyin.Ya muhteşem medeniyetin varisi olarak bu mirasa birlikte sahip çıkacağız,yahut….

  • R.O

    Ahmet Hocma katilmamak elde degil.iki sey soylemek istiyorum kavmiyetci bir insan degilim fakat medeniyet insandan beslendigine gore medniyeti saf rafine bir ust cati olarak nasil dusunebiliriz.medeniyet milliyetciligin kapsamli halidir .bence asil milliyetcilikte bole olmalidir.

  • R.O

    Ahmet Hocma katilmamak elde degil.iki sey soylemek istiyorum kavmiyetci bir insan degilim fakat medeniyet insandan beslendigine gore medniyeti saf rafine bir ust cati olarak nasil dusunebiliriz.medeniyet milliyetciligin kapsamli halidir .bence asil milliyetcilikte bole olmalidir.