Türk kılıcı, Türk meyve bıçağı!
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün seçimden önceki son bakanlar kurulu toplantısında kabine arkadaÅŸlarına birer adet yerli malı ondörtlü tabanca armaÄŸan ettiÄŸini hatırlayacaksınız. Gazeteci Metehan Demir’in duyurduÄŸu haber çok tartışıldı. Tartışma konularının başında silahların parasının kim tarafından ödendiÄŸi geliyordu; bir baÅŸka eleÅŸtiri noktası ise “tabanca” gibi sevimsiz ve ölümcül bir sembolün hediye olarak seçilmesindeki isabetsizlikti. Vecdi Gönül daha sonra bir basın açıklaması yaparak hediyeyi kendi cebinden ödediÄŸini açıklarken tartışma çıkaracak baÅŸka bir tesbitte daha bulundu. Bakan’a göre kabine arkadaÅŸlarına tabanca hediye etmesi, “hukuka, örf ve âdetlerimize tamamen uygun, biraz da duygusal bir olay”dan ibaretti ve Türk silah sanayiinin geldiÄŸi iyi noktayı vurgulamak maksadıyla düşünülmüştü.
İnsanların birbirine silah hediye etmesinin “hukuka, örf ve âdetlerimize tamamen uygun” bir gelenek olduÄŸunu ileri sürmesi, Sayın Gönül’ün o esnada hangi ülkede yaÅŸadığını unutmuÅŸ olabileceÄŸini akla getiriyor. Evvelemirde silah adını verdiÄŸimiz yaralayıcı ve öldürücü aletlerin bulundurulması ve taşınması özel izne ve ruhsata tâbi. Sıradan bir vatandaşın bir baÅŸka sıradan arkadaşına silah hediye etmesi için hayli istisnai muameleler yaptırması gerekeceÄŸi açıktır; birine silah hediye etmek ancak bu istisnai hallerde “hukuki” sıfatını kazanabilir. Silah hediyesinin örf ve âdetlere uygunluÄŸu ise daha garip bir genelleme olsa gerektir. Sayın bakan, hukuku, örfü ve âdetleri zorlayıcı birtakım tartışılır hükümlerle kendini savunmak yerine, “Biz Türkler silahı severiz; içimden geçti hediye ettim, böyle yapmakla topluma iyi örnek teÅŸkil etmediÄŸimi biliyorum; ama oldu bir kere” diye sadece “duygusal” bahanelere müracaat etse şüphesiz daha iyi ederdi.
Aslında Vecdi Gönül, şâheser bir fırsatı kaçırmış bulunuyor. İlle de savunma görevini hatırlatır bir obje seçmesi şart idiyse, kabine arkadaşlarına otomatik tabanca hediye etmek yerine, diplomatik hediyeleşme usullerinde hâlâ riayet olunan âdete uyarak birer Türk kılıcı armağan etseydi en azından Türk kültürüne hizmet etmek bakımından alkışlanacak bir jestte bulunmuş olacaktı.
Türk kılıcı ama ne? Biz Türk kılıcı derken hangi formu, hangi silahı kasdetmekteyiz? “Türk kılıcı” denince hemen akla gelen ortak bir silah formu var mı?
Lâfa gelince, “At sırtında üç kıtada kılıç sallayan ecdâdımız”ın hangi cins atlar üzerinde nasıl türde ve biçimde kılıçlar taşıdıklarını, bunların içinde “Türk kılıcı” adını almaya layık orijinal bir formun bulunup bulunmadığını bırakınız sade vatandaşı, çoÄŸu kültür tarihçilerimiz bile pek bilmezler. Hediyelik eÅŸya satan dükkanlarda Batılı çizgi roman kahramanlarına atfedilen cins cins kılıç satışa sunulurken, bırakınız Türk kılıcını, şöyle ele gelir ve ilmî usullere göre tarifi yapılmış bir Türk bıçağı bulmak bile mümkün deÄŸildir. Bıçakçılığı ile şöhret bulmuÅŸ bazı Anadolu ÅŸehirlerinde mahalli bıçakçılık ve mahalli bıçak formu can çekiÅŸmektedir. Bir Bursa bıçağının, Sivas bıçağının sadece adı kalmış, buna mukabil bıçaÄŸa asıl özelliÄŸini veren ÅŸekli ve malzeme özellikleri kaybedilmiÅŸtir. Mahalli atelyelerde artık birbirine benzeyen ve ÅŸerit halinde Fransa’dan ithal edilen çelik ÅŸeritlerden kesilme sıra iÅŸi bıçaklar imal ediliyorsa da bunların pazar payı, ithal ve daha ucuz bıçakların yanında gitgide küçülüp kaybolmakta. İsterseniz küçük bir anket yapalım; akÅŸam eve gittiÄŸinizde mutfaktaki bıçaklara bir de o gözle bakınız; bizim sanatımızın ve kültür tecrübemizin izini taşıyan bir bıçaÄŸa rastlayabilecek misiniz?
Halbuki çok gariptir, müzelerimiz birbirinden güzel ve orijinal örneklerle dolu ve biz istersek o örneklerden hareketle dünya pazarlarına kendi bıçaklarımızı satabiliriz. Bir hattat kalemtraşının son derece cazip formu bile milli hafızadan silinip gitmiştir. Sofra için çatal, kaşık, bıçak üreten becerikli firmalarımızın ürünleri, Batılı benzerlerinin taklidinden öteye gitmiyor.
Konudan uzaklaÅŸtık: Elbette bir Türk kılıcı vardır (bilgi için: http://www.cebehane.com/a_trklic.html) ve Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı’na da siyaset arkadaÅŸlarına bu kılıçlardan birer tane hediye edip kılıcımızın propagandasını yapmak çok yakışırdı.
Fırsat geçmedi; Kültür bakanlığımıza büyük iş düşüyor. Bu alanda üretim kabiliyetini isbatlamış firmalar, sanat tarihçileri, endüstriyel tasarımcılar, ilgili şehirlerin ticaret ve sanayi odaları ile kafa kafaya vererek hem hediyelik, hem de günlük kullanım için eşya tasarlanması ve üretilmesi faaliyeti pek kısa zamanda tertiplenebilir. Sadece bıçak, kaşık, tabak veya kılıç değil, mobilya, mefruşat, iç mimarlık unsurları gibi muhtelif alanlarda kalitesi ve turistik değeri yüksek ürünler ortaya koyabiliriz.
Sayın Vecdi Gönül, bu hayırlı teÅŸebbüse önderlik edip meseleyi sahiplenirse, “arkadaÅŸlarına tabanca hediye eden bakan” olmanın sevimsiz şöhretini en kısa zamanda unutturacaktır.
AKLINIZDA BULUNSUN: TÜRK VE AMERİKAN KILIÇLARI ARASINDAKİ DOKUZ FARK!
Web sitesinin adı: www.cebehane.com. Türklerin yaptığı kesici silahlar hakkında bilgi toplamayı ve yaymayı gaye edinen bu site tek kiÅŸi (bilgisayar mühendisi Kayahan Horoz) tarafından omuzlandığı için henüz yetersiz fakat ümit verici; çok ümit verici. Mesela bir müşterisinden aldığı sipariÅŸ üzerine Fatih Sultan Mehmed’in kılıcının aynısını imal eden ABD’li kılıç ustası Vince Evans hakkındaki bilgiye ancak bu sitede ulaÅŸabiliyorsunuz (http://www.cebehane.com/a_fthvnc.html).
Sitenin açılış sayfasında ise çok ilginç bir test yer alıyor. Alt alta sıralanmış iki kılıç resmi var; üstteki baÅŸlıkta şöyle deniliyor: “AÅŸağıda gördüğünüz iki kılıç arasındaki dokuz farkı bulabilir misiniz?”
Cevabı ise bir satır aşağıda yer alıyor; haydi beraber okuyalım:
1. “Üstteki, bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nde subaylar tarafından kullanılmakta olan tören kılıcıdır. Hikayesi ikiyüz yıllıktır; Nizam-ı Cedid hareketi kafaları deÄŸilse de kılıçları deÄŸiÅŸtirmeyi baÅŸarmış ve 1806 yılında orduda Türk kılıcının kullanımı yasaklanmış, yerine Batılı ordularda kullanılan biçimdeki kılıçlar getirilmiÅŸtir. 1826 yılındaki “olay”dan sonra da, eskiye ait ne varsa artık adı bile anılmaz olmuÅŸ, askerî fabrikalarda seri olarak üretilen Batı tarzı kılıçlar adeta BatılılaÅŸma’nın delili olarak Türk subaylarının belini süslemiÅŸtir.
Alttaki ise, bugün ABD ordusunun “Marines” olarak adlandırılan seçkin birliklerine baÄŸlı subaylar tarafından kullanılmakta olan tören kılıcıdır. Onun hikayesi de ikiyüz yıllıktır; 1805 yılında, Birinci Berberi Savaşı’nı ABD’nin zaferiyle sonlandıran Derne çarpışmasının anısına, Karamanlı Hamit Bey tarafından yüzbaşı Presley O’Bannon’a hediye edilen Memluk kılıcı model alınarak yapılmıştır ve 1825 yılından beri tüm Marine subayları tarafından gururla taşınmaktadır.
2. Gerisi teferruattır.”
Kültür ve sanat tarihine meraklı olanların Cebehane.com sitesini ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Maksadım, zaten ticari amaç taşımayan sitenin reklamını yapmak değil, elinde malzeme ve bilgi bulunanların site ile irtibata geçip desteklerini esirgemeyerek bu adresi bir dokümantasyon merkezi haline getirmeleridir.
İlgili olabilecek yazılar:
- Ordunun sistem içindeki yeri ve ağırlığı deÄŸiÅŸiyor mu? Siyasi hayatımızda ordunun müdahaleci rolü, zannedildiÄŸinden daha eskidir: Osmanlı Devleti’nin...
- Ağır delikanlı Pazar sabahı, sabah on suları. Pazar keyfinin ayrılmaz rüknü haline...
- Sayın Gönül: Biz de 14′lü isteriz! 24 Temmuz’da yapılan son Bakanlar Kurulu toplantısına katılan üyeler ilginç...
- Ağır ol petroit! Sözün aslı şöyle imiÅŸ: “Patriotism is the last refuge of...
- Yeni çağın anarÅŸistleri: “Hacker”lar! Bilgisayar programlarının 1 Ocak 2000 tarihini algılayamamaktan ötürü ortaya çıkması...
Ahmet Turan Alkan - 3 Eylül 2007
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=28316
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


