TeÅŸhir
Seyrettiğiniz eski filimlerden birinde bu sahneyi mutlaka hatırlarsınız: Bir alana kare şeklinde sıralanmış askerî birliklerin tam ortasında bir asker kişi hazırolda beklemektedir. Subaylardan biri öne çıkar ve elindeki kağıdı yüksek sesle okumaya başlar. Kağıtta, adı belirtilen (ve orada esas duruşta bekleyen) kişinin işlediği suç sebebiyle rütbelerinin söküleceği belirtilmektedir.
Sonra trampetler çalar. Görevli subay sert adımlarla suçluya yaklaşır ve daha önce terzi tarafından dikişleri gevşetilmiş olması gereken rütbeleri tutarak söker.
Çok dramatik bir andır bu.
EÄŸer bu uygulamayı siz de dramatik buluyorsanız “iyi haber”i verebiliriz. Anayasa Mahkemesi geçenlerde bir karar alarak, bundan böyle erbaÅŸlara topluluk önünde rütbe sökülmesi cezası verilmesinin iÅŸkence kapsamına girdiÄŸine hükmetti.
Nasreddin Hoca’nın “çarşıda bir tepsi baklava götüren adam” fıkrasında olduÄŸu gibi “sana ne, bana ne” diyeceksiniz deÄŸil mi?
Öyle değil, biraz sabrediniz lütfen
Kararı okuyunca aldı beni bir düşünce…
Meseleye iyimser nazarla bakarsanız bu karar da sevinmeyi, geleceğimiz için ümitvar olmayı gerektiren güzel bir bakış açısını hemen görebilirsiniz.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında deniliyor ki, rütbenin geri alınması cezası (yani halk arasında rütbe sökmek diye bilinen uygulama) bu ÅŸekilde infaz edilirse, aynı zamanda cezalının teÅŸhir edilmesi sonucunu da doÄŸuracaktır. Halbuki suçlunun teÅŸhir edilmesi, modern ceza hukuku anlayışıyla baÄŸdaÅŸmadığı gibi Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan; kimsenin insan onuruyla baÄŸdaÅŸmayan bir ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı yolundaki ilkeye de aykırıdır.
Hazır lâf açılmışken hukuk sistemimiz içindeki ikili yapıdan bahsetmemek olmaz; malumunuz üzre Türkiye’de asker kiÅŸilerin hukuki durumlarını düzenleyen farklı bir yapılanma var. Türk Ceza Kanunu’ndan ayrı bir de askerî Ceza Kanunu, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve elbette ilk mahkeme olarak görev yapan askerî mahkemeler, askerî hakimler ve savcılar mevcut bulunuyor. Bu ikili yapının varlık gerekçesini, askerî hizmetin sair hizmetlerden farklı bir mantıkla yürütülmesi oluÅŸturuyor. Mesela buna göre Askerî Ceza Kanunu’nda yer alan ve milli savunmaya ve ülke menfaatlerine karşı siviller tarafından iÅŸlenen suçları iÅŸleyen siviller de askerî yargıda yargılanıyor. Kıta önünde rütbe sökmek ise bilebildiÄŸim kadarıyla en az bir asırdan beri sürdürülen askerî bir gelenek idi.
Åžimdi bu geleneÄŸe son verilmiÅŸ olunuyor. Demek ki bundan sonra rütbe sökme cezası törensiz ve teÅŸhirsiz uygulanacak. Ne var ki Anayasa Mahkemesi’nin kararı sadece asker kiÅŸileri deÄŸil, sivilleri de kapsayacaktır.
Şimdi beni düşündüren şeylerden birisi şu: Diyelim ki öğretmen bir hafta önce verdiği ödev konusunda öğrencileri yokluyor. Öğrencilerden birisi sırf dalgacılık ve haylazlık sebebiyle ödevini yapmadı ise öğretmeni artık eskisi gibi,
- Arkadaşınız ödevini yapmadığı için kendisini kınıyor ve ona bir sıfır veriyorum! diyebilecek midir?
Benim anladığıma göre arkadaÅŸlarının önünde ödevini yapmayan öğrenciyi kınayan ve onu notla (veyahut diyelim ki kulağını çekerek) cezalandıran öğretmen, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına ve Anayasa’mızın 17. maddesine göre, eylemi “teÅŸhir” maddesine girdiÄŸinden en azından hoÅŸ olmayan bir fiil iÅŸlemiÅŸ olmaktadır. Kıta önünde rütbe sökmekle sınıfta bir öğrenciyi, arkadaÅŸlarının huzurunda cezalandırmak aynı kapsama giriyor çünkü.
Bir ara vergi ödemekten kaçınan mükelleflerin gazeteler aracılığı ile veya defterdarlık kapısına liste asılarak teşhir edilmesini öngören bir düzenlemeye gidilmişti. Hâlâ geçerli midir bilmem, bu uygulama da artık sona erecek demektir.
Çünkü bakınız Anayasa Mahkemesi, gerekçesinde ne diyor: “Bu kavramın geliÅŸmesi ve yerleÅŸmesi çok uzun bir zaman almıştır. Prangabentlik (pranga cezası), teÅŸhir, boyunduruk, dayak gibi cezaların kaldırılması bu sayede mümkün olabilmiÅŸtir. Bu baÄŸlamda, örneÄŸin, iÅŸlediÄŸi bir suç nedeniyle bireyin dayak, teÅŸhir gibi bedensel ceza ya da muamelelere maruz bırakılması insan onuruyla baÄŸdaÅŸmaz. Keza, aleni infaz uygulaması, suçlunun ıslahını hedef alan modern ceza siyaseti anlayışı çerçevesinde demokratik hukuk devleti ilkesiyle de baÄŸdaÅŸmaz.”
Yani “aleni infaz” yok artık.
MisafirliÄŸe gittiÄŸiniz evde, çocuÄŸunuzu uygun bulmadığınız bir hareketinden ötürü tekdir etmeye yeltendiÄŸinizde bir kere daha düşünmenizi tavsiye ederim. Çocuk iki ÅŸahit ve bir tutanak ile aleyhinize “redd-i vesayet” davası açabilir.
Gerekçe, “aleni infaz”: “Davalı durumdaki annem, beni AyÅŸe teyze, Gül teyze ve Naciye teyzenin hazır bulundukları apartman sırası toplantısında, bakkaldan ÅŸampuan almam için verdiÄŸi 20 liranın artakalanını çilekli gofrete yatırmam üzerine acı bir dille azarlayıp bedensel bir cezaya uÄŸratarak teÅŸhir fiilini iÅŸlemiÅŸ bulunduÄŸundan, davalının durumuna uyan…. maddelere ve özellikle Anayasa’nın 17. maddesine muhalefet suçu ile tecziyesini talep ederim, isim ve imza!”
-…
-Yok canım, daha neler demeden önce biraz daha düşünmenizi tavsiye ederim.
İlgili olabilecek yazılar:
- Askerî yargı, Atatürk Anayasası’ndaki yerine: MarÅŸ! Atatürk’ün en büyük siyasî hâtırası niteliÄŸini taşıyan 1924 Anayasası, “Askerî...
- Silent leges inter arma* Basit bir sualle başlayalım: Son üç seneden beri -emekli veya...
Ahmet Turan Alkan - 19 Kasım 2006
Kaynak: http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5819
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


