Siyasi hayatta laikliğin yeri ve önemi hakkında bir belge
Şeytan, şerrin sembolü. Bu demektir ki, bugünkü dünya şerrin cenderesinde kıvranıyor. Bugünkü dünyayı şeytan yönetiyor. Sebep, elbette ki insanın tembellikleri, şehvetleri, suçları, gafletleri, dalaletleri, hıyanetleri, nankörlükleridir.
Genel seçimler, bir ihtimâle göre bu sene, değilse gelecek sene yapılacak. Seçim arefesinde kapınıza şöyle (tam metni yan taraftadır) bir seçim beyannamesi bırakılsa veya bir miting kürsüsünde bir siyasi liderin şöyle bir konuşma yaptığına şahit olsanız neler düşünürsünüz?
Sizin düşüncenize saygılı olmak zorundayım; benim kanaatlerim ÅŸu merkezdedir: İsmini iki nokta ile gizlediÄŸim parti, Türkiye’nin problemlerini dinî bir üslupla anlatmayı tercih etmiÅŸ ve siyasi hayatta olup biteni “ÅŸer-hayır”, “Haçlı-Müslüman”, “Åžeytani-Rahmani” kutuplaÅŸması ile açıklamaya çalışmıştır. DoÄŸrusu yanlışı bir yana, ÅŸahıslar çerçevesinde olsa bu izah tarzına dahi saygı duyulması gerekir ancak bir siyasi parti, Türkiye’nin ve dünyanın temel meselelerini din diliyle deÄŸil, dünyevi bir dille seçmenlerine anlatmak durumundadır. Çünkü bildirinin üslubuna göre meselelerin çözümü için yapılması gereken ÅŸey, -kendiliÄŸinden- bu iki kutup arasından doÄŸru olanı seçmekten, yani tercihimizi “Rahmani, İslâmi ve hayır” ekseninden yana kullanmaktan ibaret kalacaktır. Bunun için yapacağımız yegâne ÅŸey, bu partiye ve liderine güven göstermektir!
Laiklik, dünyevi işleri, dünyevi bir lisanla kavramak, o lisanın kavramlarıyla düşünmek ve çaresini de o dille izah etmektir. Siyaset bilimi teolojinin kavramlarını reddetmez ama tahlilde ve kavramlaştırmakta kullanmaz; siyasetin kullandığı temel kavramlar ekonominin, hukukun, jeopolitiğin, istatistiğin, tarihin, eğitimin, coğrafyanın, tarihin, sosyolojinin hâsılı sosyal bilimlerin diliyle ifade edilir. Teolojinin, yani İlahiyatın kavramlaştırması ile siyaset yapılmaz.
Bu bildiri 6 Ocak 2006 tarihinde yayımlanmış ve basın-yayın organlarında mühim bir aksiseda uyandırmadan arşivdeki yerini almıştır. Ben bu bildiriden, bu siyasi partinin e-posta adresime gönderdiği e-mektup vasıtasıyla haberdar oldum ve gerçekte laik siyasetin, siyaset biliminde ve siyasi süreçlerde laik mantığa itaat edilmesinin ne derece lüzumlu olduğunu göstermek maksadıyla harfine bile dokunmadan iktibas ettim.
Karar sizin!
* * *
İşte o basın bildirisi
Neden ..P? Çünkü ..P, siyaseti şeytanî üslup ve ölçüler içinde yapmıyor. O halde, şeytanî siyasetlerden şikâyeti olanların seçeneği ..P olacaktır.
Bugünkü dünya ÅŸeytanın cenderesinde kıvranıyor. Åžeytan, ÅŸerrin sembolü. Bu demektir ki, bugünkü dünya ÅŸerrin cenderesinde kıvranıyor. Bugünkü dünyayı ÅŸeytan yönetiyor. Sebep, elbette ki insanın tembellikleri, ÅŸehvetleri, suçları, gafletleri, dalaletleri, hıyanetleri, nankörlükleridir. Åžimdi, Tanrı, insanlığın ne yapıp nasıl bir tavır sergileyeceÄŸine bakıyor. Sergilenecek tavra göre, yarınlar ya daha kahırlı olacak yahut da mutlu. Ama bu ÅŸekilde asla devam etmeyecek. Evet, yeni milenyum iki ihtimalden birine gebe: Ya daha kahırlı bir dünya, yahut da mutluluk, rahmet ve berekete açılmış bir dünya. Üçüncü ihtimal yok. Åžeytan, dünyayı kitlelerin başına geçirdiÄŸi piyonlarıyla yönetir. Åžeytanın dostluÄŸunda ileri derecelerde olmak, Rahman’a ve insana düşmanlıkta yükselmiÅŸ olmakla eÅŸanlamlıdır.
Büyük düşünür Muhammed İkbal, Avrupalı sömürgecilerin oluÅŸturduÄŸu kuvvetler birliÄŸine ‘İblisler Parlamentosu’ diyordu. İkbal, insanlığın kahır kaynaklarından biri olarak ‘fî sebîlillah fesat’ üreten ikinci bir ÅŸeytanî kuvvet odağından da söz etmiÅŸtir: Hurafe ve aldatma dininin baronlarınca oluÅŸturulan saltanat. Onun deyimiyle, mollalar saltanatı.
İşte, dünyayı bugün bu iki şeytanî güç polaritesi (karşı kutuplu güçler sistemi) yönetmektedir. Farkları şu: Birisi Haçlı, birisi sarıklı. Ortak yanları da şu: İkisi de şeytanın taşeronu, ikisi de insanın mutluluğuna musallat.
Bugün bu iki güç odağı, İkbal’in zamanından çok daha kuvvetli durumda. Bunu, İkbal’in günündeki gibi Avrupa ile sınırlamak yanlıştır. Bugün buna, bir kutupta ABD ve peykleri, öteki kutupta ise koca bir Arap-Acem dünyası eklenmiÅŸ bulunuyor. Bu gücün başını süper etki noktalarında oturan ÅŸeytanî kurmaylar çekiyor. Bunlar, tarihin amansız ve büyük zalimleri, ÅŸeytanın unutulmaz iÅŸbirlikçileridir. Bir de bunlara baÄŸlı, bunların piyonu ve hizmetçisi olarak iÅŸ gören ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf taÅŸeron ÅŸeytancılar var. TaÅŸeron ÅŸeytancıların en yamanları, İslam coÄŸrafyalarında mekân tutmuÅŸ despot riyakârlardır. Bu imansız ve irfansız ÅŸeytan yamakları, gücü, parayı, bazen de oyu müslüman kitlelerden almakta, ama hizmet ve sadakatlerini Haçlı kurmaylara arz etmektedirler. Bunlar için İslam, Haçlı kurmayların onayladığı kadarıyla dindir. Bunların dini, Haçlı kurmayların onayı varsa var, yoksa yoktur. Çünkü bunların her türlü eksiklerini (güç, para, eÄŸitim, siyaset, strateji, propaganda, barınma, siperlenme ve gerekirse silah) Haçlı efendileri ikmal etmektedir. Bunların din adına en becerikli oldukları ÅŸey, İslam’ın, Haçlı kabulleri dışında kalan kısmının ‘o kadar da önemli olmadığı’ yolunda delil hazırlamaktır.
Bunlar; müslümanı kandırma döneminde, Haçlı dünyanın temsil ettiği ve ürettiği tüm değerlere saldırmak suretiyle duygusal müslüman kitleleri kandırıp avlamakta, Haçlıların güç ve imkânlarıyla su başlarına geldikten sonra ise müslümanı hor görmekteler.
Son yıllarda Türkiye, bu taÅŸeron ÅŸeytancılar alanına girmekle kalmadı, bu alanın en önde giden coÄŸrafyalarından biri oluverdi. Çünkü Türkiye, son çeyrek yüzyılda, tarihte eÅŸi az görülebilecek bir riya saltanatının kucağına oturtulmuÅŸ bulunuyor. Türkiye bir riya yurdu haline getirildi. Ekonomiden dine, tarımdan ticarete, diplomasiden medyaya her ÅŸey sanal, her ÅŸey yalan ve her ÅŸey maskeli…
Türkiye’yi âdeta riya (ikiyüzlülük, namertlik) güdüyor. Müslüman kitleler, öz dinleriyle vuruluyor. İslam ülkelerinde, o arada Türkiye’de, mâbet, Allah’a ibadetin yeri olmaktan çok, Allah ile aldatmanın dokunulmazlık verilmiÅŸ beyin yıkama laboratuvarı gibi iÅŸ görmektedir. Haçlılar bunu saÄŸladıkları için, tüm müslüman ülkelerin birer din devleti yapılmasını ölüm-kalım meselesi biliyorlar. Müslümanları mahvetmek için bundan daha ucuz, daha etkili bir silah olamayacağını anlamış bulunuyorlar.
Tek istisna, Atatürk Cumhuriyetinin Türkiyesi’dir. Haçlı Batı, iÅŸte bu ‘istisna’yı yarattığı için Atatürk’ü asla affetmiyor, ona duyduÄŸu kin ve nefreti bir türlü dizginleyemiyor.
Dünya, ÅŸeytanın cenderesinden çıkabilecek mi? Bunun hesabını yapmak bize düşmüyor. Bize düşen ÅŸu soruyu sormak: Türkiye ÅŸeytanın cenderesinden çıkabilecek mi? “Bekleyelim ve görelim” diyenler olacaktır. Biz, şöyle diyoruz: “Beklemeyelim, çocuklarımıza bırakacağımız ülkedeki dışarıdan güdümlü ÅŸer tasallutunu aÅŸmak için eylem yapalım.” Eylem bugün için bilgili, dirayetli ve ilkeli siyasettir.
Bu nitelikte bir siyasetin yeri de bugün için, Türkiye’nin tek seçeneÄŸi olan … Partisi’dir.
İlgili olabilecek yazılar:
- Ordunun sistem içindeki yeri ve ağırlığı deÄŸiÅŸiyor mu? Siyasi hayatımızda ordunun müdahaleci rolü, zannedildiÄŸinden daha eskidir: Osmanlı Devleti’nin...
- 100. Yılında II. MeÅŸrutiyet, Ömrü kısa özgürlükler dönemi 1876 yılında amcası Sultan Abdülaziz’in asker-sivil bürokratların da katıldığı bir...
- Ülkücülüğün siyasi temsili için en zor dönemeç MHP ve BBP, gerekli dinamizmi gösteremez ise -üzülerek belirtmeliyim ki-...
- Siyasi hayatımızın en büyük ve mutlu aşk hikâyesi Ecevitlerin Türk siyasi hayatına en değerli katkıları, her ânı ve...
- Siyasi hayatımızda askerlerin yerine dair Geçen hafta Sakarya’da önemli bir hadise oldu. Sakarya Belediyesi’nin düzenlediği...
Ahmet Turan Alkan - 6 Åžubat 2006
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=23332
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


