Sisler bulvarı

TaÅŸlar bir türlü yerine oturmuyor; “destablizasyon”un en kısa ifadesi böyle bir ÅŸey olmalı. Roller kâğıt üstünde dağıtılmış ama sahnede hemen her aktör baÅŸkasının repliÄŸini okumak, rolünü ele geçirmek hesabında.

Türkiye’de yaÅŸamak ve olayları izlemek insanda sanki bir aksiyon filmi seyredermiÅŸ gibi yüksek adrenalin salgılanmasına yol açıyor. “Rutin”e, yerleÅŸikliÄŸe, gerektiÄŸi zaman neyi nerede bulabileceÄŸimize dair güven duymaya alışacağımız bir düzen tesis etmeyi henüz baÅŸaramadık.

Bir ay önce ne kadar iyimserdik; seçimlerden ÅŸaşırtıcı bir istikrar vaadi tablosu çıkmıştı; yeni hükümete kredi açmakta herkes birbiriyle yarış halindeydi. Önümüzdeki üç”dört seneyi omuzlayacak bir heyecan içindeydik; oysaki dünün gazetelerine şöyle bir göz gezdirenlerin kapılacağı ortak duygu tek kelimeyle karamsarlıktır: CumhurbaÅŸkanı’nın son anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸini vetosu, HablemitoÄŸlu cinayeti, ABD’nin Irak operasyonu, Kıbrıs meselesinde çözümsüzlük, hayat standardı vergisinde ve nema ödemelerinde hükümetin kararsızlığı, yabancı sermayenin ürkekliÄŸi. Sanki görünmeyen bir el, Türkiye’nin rutin ve önceden hesaplanabilir bir istikamette yürümesinden rahatsızlık duyuyor gibidir. Ne var ki kabahati “dış güçler”e yıkarak kendimizi aklayamayız; “iç güçler” de kaosa elinden geldiÄŸince yardımda bulunmakta emeÄŸini esirgemiyor.

Uç uca konulduÄŸunda hepsi bir haftayı bile bulmayan “ben Avrupa’da iken” günlerinden geriye kalan en net intiba ÅŸu: “Ne kadar sıkıcı bir hayat, ne kadar kendi rutininde iÅŸleyen bir düzen, insanda sıkıntı hissi yaratacak derecede monoton bir âhenk”. O intizam ve monotonluÄŸun, hangi bedeller ödenerek ve hangi zor süreçlerden geçilerek kazanıldığını göz ardı etmiyorum. Elbette hukuk devleti denilen ÅŸey, iÅŸten anlayan hocaların bir odaya kapanarak güzel bir anayasa kaleme almalarıyla kurulmuyor; “güçler ayrılığı ve dengesi” dediÄŸimiz demokrasi altyapısı, kurumlara kâğıt üstünde görev dağıtılmasıyla baÅŸarılmıyor. SeçilmiÅŸler ve atanmışlar arasındaki iliÅŸkiler, Batı demokrasilerinde birkaç günde tesis edilmedi. Vatandaşına huzur ve güven telkin eden bir kamu idaresi kurmak, saÄŸdan soldan teÅŸkilat ÅŸeması tercüme edilerek kurulmadı; hepsinin ardında “politik ve sosyal zaman” diyebileceÄŸimiz uzun süreçler var; emek var, gözyaşı var, tecrübe ve hakikate hürmet hassasiyeti var.

ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸmayı Batı dünyasından öğreneceÄŸimizi ta başından beri kabul etmiÅŸiz; muallimimiz garp medeniyetidir; öğrenmenin en makbul olanı baÅŸkalarının tecrübesini “doÄŸrulanmış bilgi” olarak kabul edip öğrenme zamanını kısaltmaktır. Öğrenciler, öğretmelerinden böyle öğrenir; her birinin öğretmenleri kadar zaman harcaması gerekmez. Halbuki biz hem muallime hürmette kusur etmiyor, hem de muallimin tecrübesinden istifade etmek yerine muallimin tecrübesini bizzat yaÅŸamaya alkışlıyoruz.

Bundan önce failleri hâlâ bulunamamış siyasi cinayetler iÅŸlendi ve o dosyalar unutuldu gitti; güvenlik içinde yaÅŸayan bir toplum olmak lüksüne bir türlü eriÅŸemedik. Yüksek güvenlik standartları, illâ ki düzeni bir polis devleti haline getirmemizi, temel hak ve hürriyetlerden feragat etmemizi gerektirmiyor (Batı’da öyle meselâ), temel haklar ve güvenlik konusunda Batı standartları hâlâ çok uzağımızda. Bizde hizmette kusuru görülenler (doÄŸrudan taksir sahibi olmasalar bile) pozisyonunu koruyabiliyor; istifa bizde ancak dayanılmaz raddeler söz konusu olduÄŸunda hâtıra gelen bir ihtimâldir zira ilk anların patırtısı atlatıldığında kamuoyu unutur, küllenir gider her ÅŸey.

Hablemitoğlu cinayetinin nihai gayesi, karamsarlığı yoğunlaştırmak, güvensizlik ortamını kışkırtmaktı; bu maksadın hâsıl olması için herkes elinden geleni ardına koymuyor, başta köşe yazarları olmak üzere ağzı olan herkes kendince dedektifçiliğe soyunmuş durumda. Hak gelince bâtıl zail olur! Varlık sebepleri emniyet ve asayişi korumak, güvenlik ortamının devamını sağlamaktan ibaret olan her merciden varlık sebeplerine uygun, etkili ve süratli bir mesai beklemek hakkımızdır. Spekülasyon değil suçluların en kısa zamanda yakalanmasını ve bu işin diğer suikast çetelerini caydıracak tarzda kesin şekilde halledilmesini bekliyoruz.

Yıllardır sisler bulvarında el yordamıyla yürümekten yorulduk; açıklık istiyoruz, güven istiyoruz, devlet mercilerinin en yüksek katından en sade memura kadar işlerini hukuk devletine sadakat içinde hızlı ve etkili biçimde yapmalarını, yapamayanların devlete daha fazla yük olmadan çekilmelerini istiyoruz.

Çok ÅŸey mi istiyoruz? Evet çok ÅŸey istiyoruz; mademki medeniyette ve kamu nizamında muallimimiz Batı’dır, en azından kamu nizamının ve sistemin Batı’da iÅŸlediÄŸi gibi iÅŸlemesini istiyoruz.

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 21 Aralık 2002

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2002/12/21/yazarlar/ahmetturanalkan.htm

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.