Şiddet içimizde!

Vaktiyle “KarındeÅŸen Jack”ın veya “Mavi Sakal”ın vahÅŸi cinayetleri ortaya çıkarıldığı zaman İngiliz entelektüelleri fırsatı ganimet bilip de birbirlerini cinayetleri kınama yarışmasına davet etmiÅŸler miydi? Bizde aynen böyle oluyor ve bu kabil ucuzluklar zihni hayatımızı zehirliyor. Adam, fikren kendisine çok yakın olması gereken birini kaçırıyor, anlatılmaz ezalardan sonra katledip evinin bodrumuna gömüyor ve üstünde aile hayatını sürdürürken yaptığı ortaya çıkıyor. Sonra birileri yürekleri kabararak ortaya çıkıp, “Haydi bunları kınayın, kınamazsanız siz de öylesiniz.” mesajları sarkıtıyor.

Sadece kınamak gerçekten bu kadar önemli mi?

Evet önemli, kınamak tavır almaktır, tavır almanın ise İslam ıstılahındaki karşılığı “cihad”dır. Bilene malum: Cihadın üç derecesi var; ilki fiilen, ikincisi kavlen, üçüncüsü ise kalben bir ÅŸeyi desteklemek veya karşı çıkmak. Öyle günlere kaldık ki kim kimi hangi manada “cihad”a davet ediyor, varın anlayın.

Evet kınamak önemli; ama kınanacak nokta çoktan geçmiÅŸse kınamanın anlamı yok; seri vahÅŸetin böylesini Kazıklı Voyvoda da kınardı. Marifet eÄŸriyi doÄŸrudan ayırmakta. Cinayetlerin akabindeki sıcak günlerde deÄŸil daha evvelki sakin zamanlarda doÄŸruyu tavsiye etmekte ve yanlıştan kaçınmayı öğütlemekte; asıl tavır da bu, asıl “cihad” da bu.

Zulmü ancak cehalet mazur gösterebilir; zulme muhatap olan -zalimler de dahil- herkes zulmü algılar ancak cehalet zulmü meşrulaştırır. Cehalet ise maalesef ülkemizde hiç kimsenin inhisarında olmayan bir şenaat.

Terörü ve cinayeti lanetlemek marifet deÄŸil ki; böyle yapmakla terörü ve cinayeti doÄŸuran iklimi inÅŸa edenleri de lanetliler listesinden çıkarabilir miyiz? Halbuki usuletle kabul etmek gereken gerçek ÅŸu; bu ülkede yıllardan beri hemen herkes örtülü veya açık tarzda fiilen, kavlen ve kalben “nekrofilya” putuna tütsü yakıyor. Ölümseverlik veya ölüm sevicilik, bizde nice zamandır ideolojik zeminin oksijeni gibi. İdeolojik bir yüksek maksat uÄŸruna ölümü yücelten her fikriyat, bu ölüm seviciliÄŸe ucundan-kenarından bulaşır; böyle ulvi bir maksat için kendi hayatını hiçe sayabilen insanlar için baÅŸkalarının ölümü ise sadece demografik bir meseleden ibaret kalır.

Terörü besleyen faktörler neler? Bu sorunun cevabını epeydir düşünmedik galiba, bir kere daha düşünelim. Bize ne oluyor ki cinayet kasırgasının biri biterken öbürü ayrık otu gibi kendiliÄŸinden yeÅŸeriveriyor. İspanyolların bir Eta’sı var; ya bizim? Saymakla tükenecek gibi deÄŸil.

Ölümün ve cinayetin bu kadar yaygınlaşıp vukuat-ı adiyeden sayılır hale gelmesi marazın bulaşıcılığını işaret ediyor; belki de meselenin müşterek kültürümüzün derinliklerinde saklanan vahim bir tarafı var ve belki hepimizin bu nokta üzerinde taze bir dikkatle düşünmesi lazımdır.

Türkiye’de terörden beslenenler sadece münhasıran terör örgütleri olsaydı şüphesiz terörden en fazla zarar gören ezici çoÄŸunluk, onu lanetiyle boÄŸardı; kaç on yıldan beri terörü ve cinayetleri kınayıp duruyoruz; ama hala terör tehlikesi ile yüz yüze yaÅŸayan da biziz. Bu durumda falancalar terörü kınıyor da filancalar kınamıyor diye çetele tutmak düşük bir zihni kategori haline geliyor; terörden zarar görmeyen kim? Cevap: Herkes, hepimiz! Kanında neklofilya virüsü taşımayan kim? Cevap: Herkes, hepimiz!

Terör kenarda dursun, “ÅŸiddet” denilen vakıaya bakışımızda namuskarlık açısından bir tutarlılığa sahip olduÄŸumuzu söyleyebilir miyiz? “Filanca kahrolsun, falancaya hayat hakkı yok bu memlekette, zararlı akım, yıkıcı fikir” suçlamalarının ardında nasıl bir ÅŸiddet motifi barındırdığımızı görmüyorsak, iÅŸ iÅŸten geçtikten sonra terörü veya tüyler ürpertici kasaplıkları kınamak anlamsız kalıyor.

İdamı kaldırmak işin kolayı; zaten o naktada bile ne kadar samimi olabildiğimizi biliyoruz; bu memleketin üstüne serpilmiş şiddet tohumlarını meclis kararıyla kaldırabilmek mümkün mü?

Buyurunuz cümleten kendimizi kınayalım, belki salih düşünceye medar ve bir başlangıç olur!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Parçalanmışlık içimizde! Gazete sayfaları ve ekranlardan taÅŸan dini yayın bolluÄŸu, “Ramazan’da olur...
  2. Kanunî zulüm, meşrû şiddet! Dersim Tenkili konusunda devletin niçin lüzumundan fazla sert ve abartılı...
  3. İdeolojik şiddet: Hortlayan kâbusumuz Galiba hepimizde, “Şiddete dayalı bir ideolojik cereyan, Türkiye’de artık zemin...
  4. PKK’nın borsa deÄŸeri Çeyrek yüzyıldan beri bitirilemeyen ve bizim öteden beri kabaca PKK’ya...

- 31 Ocak 2000

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2000/01/31/yazarlar/12.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.