Seni tutukluyorum!

Bundan yıllar öncesine gidiyoruz; bir mahkeme salonunda duruşma ânındayız. Dâvâ konusunu bilmiyoruz.

Orta yaşını hayli geçkince ve düşkünce bir kadın dikkatimizi çekiyor. Pek dâvâcıya benzer hâli yok; belli ki ÅŸikâyete uÄŸramıştır başında “bürük”ü ile tahta sıralarda ÅŸaÅŸkın, tedirgin, hatta ürkek bir hâletle oturuyor.

Hâkim otoriter. İş yoÄŸunluÄŸunun ikindi saatlerini geçince çekilmez olduÄŸu dakikalarda iÅŸleri lâyıkınca yerine getirmek için pek de önemli olmayan dâvâlarda ifâde sahiplerini, “Kısa kes, meseleye gel… Bırak ÅŸimdi, sorduÄŸuma cevap ver.” diye sadede gelmeye çağırıyor, belki baÅŸkaca sebeplerden de âsâbı gergin.

Sıra bizim “Bürüklü” teyzeye geliyor. Kadıncağız dilinin döndüğü kadarıyla derdini anlatıyor, “Tamam otur, bekle ÅŸimdi.” diyorlar. Ne olup bittiÄŸinin farkında bile deÄŸildir.

Birisi “AyaÄŸa kalkın.” diyor; bizimki aldırmıyor, “Teyze, sen de ayaÄŸa kalkacaksın, hâkim kararını okuyacak.” diyorlar. Kalkıyor. Hâkim anlamadığı ÅŸeyler söylüyor. “Tamam!” diyorlar, “Ne oldu ki ÅŸimdi?” diye soruyor.

-Sen haksız çıktın teyze, diyorlar, öbür tarafı haklı buldu mahkeme…

Åžaşırıyor, kızıyor, “Olur mu öyle ÅŸey; böyle deÄŸildi.” diye söyleniyor. “Hadi çık çık!” diyorlar, salondan çıkarken dönüyor,

-Ben de bu dâvâmı Allah’ın divanına havale ettim, deyiveriyor.

Hâkimin zaten canı burnunda, daha yetiÅŸtirmesi gereken pek çok dosya var; ÅŸu enti-püften davayla ilgili kadın tutmuÅŸ kapı aÄŸzında kendi kendine söylenip durmakta. “Sus kadın, senin davan görüldü; uzatma artık.” diye tersliyor ama bizim teyze köpürmüş bir kere. BirÅŸeyler söylüyor kendince. Hâkim kızıyor.

-Mahkemenin mehâbetini ihlâlden tevkifine, diyor, götürün!..

Hadiseyi takip eden bir saat içinde, orada kendi duruşmalarını bekleyen avukatlar, sair personel araya giriyorlar, hâkimi yatıştırıyorlar, kadıncağız güç belâ gözaltına alındığı yerden evine salıveriliyor.

* * *

Bizim vatandaşımız nerelerde, başka yerlerde takınmadığı bir saygı, itaat, hatta minnettarlık duygusuna bürünür biliniz bakayım?

Bildiniz: Mahkeme, Hastane, Karakol…

Siz bunu devlet gücünün örtüsüz hissedildiÄŸi, bir çift söz ile pek çok ÅŸeyin deÄŸiÅŸiverdiÄŸi sair yerleri de ilave edebilirsiniz. Üniformalılara saygı duyarız, hatta türküsü bile var: “Ben varmam inekliye/YoÄŸurdu sinekliye/Allah nasib eylesin/Omuzu tüfekliye” diye.

Devletin beylik silahını taşıma hakkına sahip olanlar, “Bunu benim belime devlet keyfinden kuÅŸatmadı. Devletin otoritesini ve mehâbetimi temsil ediyorum.” diye düşünür. Üniformayla iÅŸ görmek durumundakiler, “Bunun bir düğmesini koparmanın cezası altı aydan baÅŸlar” efsânesinin gururunu hissederler resmen.

İnsanımız mahkemeye korkarak gider, kanun adamlarından çekinir, üniformalılarla nizâ çıkarmamaya çalışır. Polisten, doktor takımından, savcı, hakim gibi kanun adamlarından birer tanıdık edinmenin çok yerde işe yaradığını bilir, tedarik cihetine gider.

Daha doÄŸrusu vaktiyle öyleydi; hâlâ öyle midir bilmem fakat yüzyıllık korkular, kireçlenmiÅŸ refleksler kolay kolay deÄŸiÅŸmez. SaÄŸlık hizmetlerinde önemli mesafeler alındı, hizmet kolaylaÅŸtırıldı, teÅŸhis ve tedavi gibi vaktiyle hastanın ömrünü söken uzun iÅŸlemlere tâbi çileler azaltıldı. Belki o yüzden doktorların, tedaviye gelen bîçare vatandaÅŸlar karşısındaki geleneksel otoritenin biraz sarsıldığını söyleyebiliriz. Düşünün, “Hasta hakları” diye bir kavram çıktı meselâ; bütün hastanelerin duvarlarında görünür yerde asılı duruyor. Doktor sayısındaki artışın da önemini belirtmek lâzım ama en önemlisi tabiblerimizin en büyük iÅŸvereni durumundaki SaÄŸlık Bakanlığı’nın tutumu. Belki ecnebi filmlerde gördüğümüz türden mükemmel örnekler deÄŸil fakat hasta-doktor iliÅŸkilerinde eskiye nazaran güzel geliÅŸmeler yaÅŸandığı inkar edilemez.

* * *

Aslında doktorları ilgilendiren baÅŸka bir rahatsızlık unsurundan bahsedecektim, söz dağıldı gitti. Geçenlerde SaÄŸlık Bakanı, tedavi olmak için hizmet almaya gelen bazı yargı mensuplarının, haklı veya haksız herhangi bir sebeple tartıştıkları doktorları gözaltına aldırdığından, bazı hekimlerin birkaç saat veya bütün gece gözaltında kaldığından ÅŸikâyetlenmiÅŸ. Diyor ki bakan, “Acaba bu tartışmalardan dolayı bir savcı veya hâkim gözaltına alınmış mıdır?”

Şimdi hepinize soruyorum: Sağlık Bakanı, olmayan bir şeyden söz ediyor olabilir mi?

“Heyhat!” makamında başınızı saalladığınızı görür gibiyim. Bu soru, “Türkiye’de askerler darbe yapar mı; daha önce darbe yapan asker kiÅŸi görülmüş müdür?” tarzında sâfiyet sınırlarını zorlayan bir edâya sahip.

Sağlık Bakanı, o birkaç olayın ayrıntılarını vermemiş; belki de yargı mensupları, aldıkları sağlık hizmetinden şikâyetlenmekte haklıydılar ama bunun yolu, canımızı sıkan kişiyi gözaltına aldırmak mıdır?

Belediye başkanının, kızdığı kişinin evine çöp döktürmesinden, suyunu kestirmesinden ne farkı var bunun (Yaşanmış hâdisedir, ayniyle vakidir)?

SaÄŸlık Bakanı bu noktada haklı ve tabii olarak kendi personelini himâye ediyor ama hepimiz biliyoruz ki sıradan vatandaşın en çok itilip kakıldığı yerlerin başında gelirdi hastaneler; bu sözlerini, “Bundan sonra saÄŸlık kurumlarında bizim personelimiz vatandaÅŸlara güleryüz ve anlayışla hizmet verecektir.” ÅŸeklinde verilmiÅŸ bir söz olarak kabul ediyoruz.

* * *

Meselenin bir baÅŸka yönü de ÅŸu: Ne zaman böyle bir hadise vuku bulsa hemen ilgili meslek kuruluÅŸları harekete geçerler ve, “Birkaç kendini bilmezin yaptığı sorumsuzluk bütün camiamızı baÄŸlamaz” diye esirgeyici-örtücü bir tavır sergilerler. “İcabında veririz biz onun cezasını, siz karışmayın” mânâsına gelir bu. Verirler mi vermezler mi bilmeyiz. Türkiye’de kamuoyunun hafızası zayıftır zaten; bir dahaki tatsızlığa kadar unutur gideriz.

Ne yazık ki bizim bürokratik kademelerimizde mesleki dayanışma esastır.

Bir baÅŸka yönü ise bambaÅŸka ve onu zikretmeden geçersek hakikaten haksızlık etmiÅŸ oluruz. Çok güzel örnekler de yaÅŸanıyor Türkiye’de; iÅŸini hakikaten kendine duyduÄŸu özsaygının gereÄŸi olarak anlayış, merhamet ve ÅŸefkatle yerine getirenlerin sayısı, arıza çıkaranlardan çok daha fazla elbette.

Onlara teşekkür etmeliyiz; çoğu zaman öylelerinden bir teşekkürü bile esirgediğimiz olur unutkanlıkla fakat affetsinler.

Devlet katında anlayış ve şefkat görmeye alışık değiliz henüz.

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 20 Haziran 2010

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=997338

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.